Güneydoğulu dillerde yaşamak

20.05.2008 04:44

Leyla İpekçi

On gündür Güneydoğu'dayım. İkişer, üçer gün kalıyorum geldiğim her şehirde. Köylerini kasabalarını dolaşıp ahaliyle konuşuyorum. Yolda olmak bir ana izlek olarak belli bir devamlılık oluşturduğu için, her şey birbirine bağlanıyor kaçınılmaz olarak. Birbirine yol açıyor, iç içe geçiyor veya ayrışıyor.

Diller, davranış ve tutumlar, yemek kültürleri, örtüler, poşular, konuşma ve tartışma biçimleri... Ankara'nın batısından bakarak yaptığımız her tanım, bizi kendi dünyamıza hapsediyor hep. Hayır. Ne keskin bir taassup çizgisi çizebiliriz ülke haritasının üzerinde. Ne de modernizmin portresini çıkarabiliriz 'ortalama laik' bir makul vatandaş tanımı üzerinden. Çoğul kimliklerin gündelik hayatın diline hangi tonlarda yansıdığını, kadın haklarının algılanış çeşitliliğini, din zannedilen gelenek ve törelerin ulusalcılığa veya milliyetçiliğe olan benzer tezahürlerini, namus cinayetlerini, ataerkil gururu veya anadilinde yaşama uğraşını 'içeriden' solumaksızın yapılan her analiz belli bir ideolojinin veya iktidar odağının söylemine hizmet etmeye mahkûm.

Hiçbir toplumsal değişim ve dönüşüm belli bir donuklaşma ve taşlaşmaya hapsedilemez. Dolayısıyla her an evrilmeye açıktır. Nasıl yukarıdan dayatılan mini etek projesiyle farklı kültürlere sahip topluluklar 'kendi olamadığını' bir süre sonra fark etmiş ve başka arayışlara girmiş ise: Bugünkü yaygın örtünme çeşitlerinin de geçmişteki gibi sabit bir şekilde ilelebet böyle kalacağını sanmak yanılgıdır. Örtünme biçimlerine kilitlenerek toplumsal değişimin parametrelerine vakıf olmak elbette imkânsız. Ama aynı şekilde bireyselleşme ve özgür bilinç oluşturma gerekliliğini her kesim için aynı tanımlarla yücelterek toplumun hakikat ile olan ilişkisinin şifrelerini çözemeyiz. Çözemiyoruz. Kocasına sabah busesi kondurmasını bekleyerek Güneydoğulu kadınların özgürleşmesine katkıda bulunmak imkânsız.

Kürtlerini, Rumlarını, Ermenilerini, Süryanilerini defalarca ve çeşitli vesilelerle göç ettirmiş, sindirmiş, bastırmış ve varolma hakikatlerini kendi dillerinde ifade etmelerinden bile her daim ürkmüş bir modernleşme projesi önce kendisiyle yüzleşmeli kuşkusuz: Tehciriyle, küle döndürdüğü köyleriyle, gasp ettiği sosyal haklarıyla, failini meçhul bıraktıklarıyla, kurutmak istemediği kanlarıyla, hesap sordurmadığı darbecileriyle, işkencecileriyle yüzleşmeli. Ama bu yüzleşme bir türlü gerçekleşemezken bile can damarlarından akmakta olan bir hayatın varlığını da görmezden gelmemeli.

Şeyh Sait ayaklanmasının iç yüzü okutulmuyor belki bize tarih kitaplarında. Kürtlerin kendilerini anadillerinde gerçekleştirmelerine ve bu yolla evrensel değerler havuzuna kendi hakikatleriyle katkıda bulunmalarına da izin verilmiyor. Süryanilerin ilahi ezberlemekten öte bir teolojik bilgiye gereksinim duymalarının doğal bir hak olduğu da teslim edilmiyor. Hakikati çoğaltmak ve birlikte kuşatabilmek gibi bir hedefi yok çünkü bize dayatılan modernizm projesinin. Kullandıkça anlamından koparılan tanımlarla kaskatı kesilmiş bir zihni aynı kelimelerle yıpratıyor durmaksızın.

Bunca haksızlıkla, adaletsizlikle, ezilmiş ve yok sayılmışlıkla birlikte, aynı anda ve halen: Kadim gelenekler, anadiller, kültürler modernizmin çeşitli evrelerinde farklı tepkimeler vererek 'kendi olma' serüvenlerini yaşamayı sürdürüyorlar. Arapça konuşan Süryaniler de kendi tarihlerini öğrenemiyorlar belki bugün. Ama kiliselerini ziyarete gelen ahaliye sabırla anlatıyorlar kendilerini. Yeni bir karşılaşma, yeni bir buluşma umuduyla.

Zorunlu göç, kentleşme ve tek tip modernleşme modeli kapsamında kendi yerellikleri içinde modernleşenlerin yaşama uğraşı, onları hayata tutunmaya heveslendiren varolma arzusu ve en önemlisi karşılaştıkları zulüme direnme gücü: Halen kuşatıyor bugünkü hakikat algısını. Sınır köyünde de, suyun ulaşamadığı boz bir mezrada da. İşte ancak buradaki 'kıpırtı'yı görerek oluşturabiliriz bir arada yaşama bilincini. Birbirimizden kız alıp vermemiz şart değil. Bireyselleşme serüvenimizi ille bu veriye gönderme yaparak açıklamaya çalışanlar ise tek tip çağdaşlaşma projesinin dilini çoğalttıklarını bir an önce görseler keşke.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim