Güneydoğu’da askeri vesayet nasıl sürdürülüyor

21.05.2011 14:59

Emre Uslu

Şırnak’ta olan olaylar güneydoğuda sürmekte olan askeri vesayeti bir kez daha gözler önüne serdi. Şırnak valisinin talimatına rağmen 23. Tümen komutanı hem PKK’lıların cenazelerini Malatya’ya göndermek için gereken helikopteri vermedi hem de cenazelerin askerler tarafından alınmasına izin vermeyerek Şırnak’ta gerilimin tırmanmasına neden oldu. Bir ilin en yüksek mülki amiri vali iken neticede o ildeki en yüksek askeri yetkili nasıl amirinin emrini dinlemez? Vali emrini dinlemeyen askere istese ve ısrar etse bile bir yaptırım uygulayabilir mi?

Şırnak’ta meydana gelen olayların ertesinde sanırım sistemi sorgulamak için sorulması gereken en kritik sorular bunlar. Baştan yukarıdaki soruların cevabını vereyim. Mevcut yapı içerisinde terörle mücadele bakımından Vali istese de emrini dinlemeyen komutana hukuken hiçbir şey yapamaz. Zira terörle mücadeleden sorumlu Bölge komutanları valilere hukuken veya idari olarak bağlı değiller.

Sistem şu şekilde çalışıyor. Normalde illerde İl Jandarma komutanı ve Emniyet Müdürü valinin altında görev yapan iki en önemli kişidir. Bu kişiler işleri itibariyle valiye doğrudan bağlı bulunduklarından dolayı Vali’nin dediğini yapmak zorundalar. Yapmazlarsa valinin hukuken bu kişiler hakkında işlem yapabilir. Ancak Güneydoğuda -belki de valileri dolayısıyla sivilleri devreden çıkarmak için- farklı bir yapı oluşturulmuş durumda. Bölgede terörle mücadele “bölge komutanlıkları” aracılığıyla sürdürülüyor. Temelde bölgeden sorumlu 2. Ordu Komutanlığı. 2. Ordu terörle mücadelenin koordinasyonundan da sorumlu. Ancak Tunceli, Elazığ, Erzincan gibi terörle mücadele açısından kritik illeri ise 3. Ordu komutanlığına bağlı.

Terörle mücadele için OHAL zamanında oluşturulan İç Güvenlik Tugayları Taburları’nın durumu ise hukuken çok karışık. Yaptığım araştırmalardan anladığım kadarıyla İç güvenlik tugaylarının Asayiş komutanlıklarına bağlı olduğu ve Vali ile operasyon anlamında bir hiyerarşik ilişkilerinin olmadığı gürülüyor. Bunun yanında bölgede bulunan Jandarma Komando tugayları da terörle mücadelede operasyonlara katılırken İç Güvenlik Tugaylarının başında bulunan komutanların emrine veriliyor. Böylece teknik olarak Valinin emrinden çıkmış oluyor.

Örneğin Silopi de 23 ncü iç Güvenlik Piyade Tugay Komutanlığı var. Bu bölgede operasyon yapıldığında ki o bölgedeki Jandarma komando tugayları da iç güvenlik birimlerinin altına veriliyor. Yine hukuksal olarak bir “operasyon” ne zaman başlar ve ne zaman sonuçlanır bunun da çerçevesi iyi çizilmemiş. Örneğin operasyon için istihbarat toplamak bu sırada çatışmaya girmek hukuksal olarak nereye oturuyor. Çatışmanın hukuksal çerçevesini ne çiziyor? Yine bir operasyon ne zaman biter sorusu da Şırnak olayında açığa çıktı. Örneğin öldürülen PKK’lılardan sonra orada bırakılan cesetlerin toplanması kimin sorumluluğunda. Operasyonu yapan komutanlığın sorumluluğunda mı yoksa asayiş sağlandığına göre sorumluluk valiye mi geçiyor? Bütün bu soruların aslında hukuksal olarak tanımlanmış net çerçevesi çizilmemiş. OHAL döneminde var olan OHAL yasası bu çerçeveyi kısmen çiziyordu. OHAL kaldırıldıktan sonra ortada tam anlamıyla bir hukuksal boşluk mevcut. Bu nedenle de iç güvenlik taburunun komutanı operasyon açısından kendi işini yapıyor arkasından çıkacak sosyal ve siyasal kaosu düzeltmek valiye kalıyor. Vali doğal olarak konunun her boyutunu düşünürken iç güvenlik ünitelerinin komutanları operasyonunu yapıp arkasında bıraktığı yıkıntıya bakmıyor bile. Bir kaos ve kargaşaya neden olmuş olsa bile güvenlik hukuku bakımından sorumluluğu da yok.

Bu durum sistem içinde alternatif bir sistemin de doğmasına neden olmuş durumda. Örneğin Tunceli’de bulunan komando tugayı 8. Kolordu komutanlığına bağlı. 8. Kolordu da 3. Orduya. Aynı şekilde Şırnak 7. Kolordu o da ikinci orduya bağlı. Bu sistem içerisinde ne valinin ne de il jandarma komutanının operasyonlara müdahale etme şansı yok. Operasyonda yetkileri olanların siyasi sorumlulukları yok, siyasi sorumlulukları olanların yetkileri yok. Hatta hukuksal olarak ülkenin iç güvenliğinden sorumlu olan içişleri bakanlığının bile operasyonlara yön vermek ve değerlendirmek bakımından yetkisi yok. Bu nedenle de operasyonlar başarılı olsun ya da olmasın siyasi sorumluluklar hükümetlere yüklenmiş durumda. Oysa hükümetlerin mevcut yasalar çerçevesinde teknik olarak yapabilecekleri bir şey yok.

Bu yapı ülke demokrasisi için öylesine kırılgan bir yapı ki, kritik bölgelerdeki kritik komutanlıklara gelen kişiler siyasi dengeleri de ülkenin geleceğini de riske atabilecek bir yapıya hükmedebiliyorlar. Hem de hukuksal sorumlulukları yok. Bu ülkenin seçilmiş başbakanının önünde ayağa kalkmayan komutanlar, cumhurbaşkanına “cumhurbaşkanım” diyemeyen komutanları sayısız da azımsanamayacak kadar çok. Son olaylara bir de bu çerçeveden bakınca ülkenin sisteminin ne kadar kırılgan olduğu daha net görülüyor.

Ancak bu durum hükümetleri sorumluluktan kurtarmaz. Özellikle Şırnak’ta olan olayların öncesinde o bölgede görevli emniyet ve jandarma yetkililerinin bu durumu İçişleri bakanına ilettikleri göz önünde bulundurulursa, 9 yıllık iktidarında AKP hükümetinin bu kargaşayı giderecek adımları atmaması nedeniyle iş bu noktaya geldi. Yani iş “ne yani terörist saldırırken askerim karşılık vermeyecek mi” yaklaşımından daha büyük ve yapısal bir sorun. Tam bir askeri vesayet sistemi mevcut. Umarım siyasi sorumlular bu durumun farkındadır...

Not: Edindiğim teyide muhtaç ilk bilgilere göre öldürülen 12 PKK’lıdan üçünün yakın mesafeden ve enselerinden vurulduğu iddia ediliyor. Bilgi yanlış olabilir ama iddianın kendisi bile vahim. Bir iddiaya göre en azından kayıp cesedin otopsiye verilmeme nedeni de bu. Otopsi raporlarına ulaşmaya çalışıyorum. Bulursam buradan okursunuz.

acilim1@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim