Güneydoğu ve örtülü faşizm

23.07.2009 17:43

Ergun Babahan

Son dönemde ortaya çıkan korkunç olaylar ve başta yargı olmak üzere kurumların bu olaylara tepkisine bakınca, insan ‘bu ülke yıllardır örtülü bir faşizm altında yaşamış’ demekten kendini alamıyor.

‘Örtülü faşizm’ Mahir Çayan’ın geliştirdiği bir teoriydi.

Türkiye’de kurulu düzenin aslında faşizm olduğunu, yarı-demokratik bir maske ardında bu yüzünü sakladığı savını gündeme getirmişti.

Devletin gerçek ya da faşizan yüzünü ortaya çıkarmak için silahlı eyleme ihtiyaç vardı, çünkü bu eylemler sonucu devlet gerçek yüzünü ortaya koyacak ve başta emekçi kesim olmak üzere yığınlar devrim saflarına kazanılacaktı.

Ne yazık ki o eylemler Türkiye’nin en kanlı dönemlerinden birinin açılışına neden oldu sonunda.

Ama devlet gerçekten de faşizan yüzünü ortaya koydu, yargısız infazlarla, yargılı infazlarla, işkencelerle, insan ‘keşke ölsem’ dedirten mapushane koşullarıyla...

Bu yüzünü Fırat’ın Doğu’sundan hiç eksik etmediğini bugün daha iyi anlıyor ve görüyoruz.

Radikal Gazetesi’nin dünkü manşeti ‘JİTEM cinayetlerinde adalet 15 yıl uyumuş’ idi.

Ertuğrul Mavioğlu iddianameyi incelemiş ve çarpıcı bulgulara ulaşmış. İşte bir kaç satır başı:

‘Kayseri Alay Jandarma Komutanı Temizöz ve korucu Atak dahil yedi kişinin yargılanacağı davanın iddianamesinde, 1993-1995 yılları arasında Cizre’de adli mekanizmanın uyuduğunu ortaya koyan korkunç ürkütücü iddialar var. İddianame, alenen işlenen 20 cinayetin nasıl örtüldüğünü açıklıyor. Temizöz, aynı zamanda soruşturmaları yönetiyordu.’

‘Örnekler, Ramazan Elçi öldürülüp yola atıldı, ‘PKK iç çatışması’ denildi; nüfusa ‘kalp krizi’ yazıldı. Eşi ‘Gözaltında öldürüldü’ diye başvurdu, ‘suçu uydurmakla’ suçlandı..’

Savcılar belli ki, ya evlerinin çevresine atılan bir kaç bombayla veya gönüllü olarak sessiz kalmış, başını başka yöne çevirmiş.

Doktorlar sahte rapor yazmış.

Nüfusa sahte bilgi girilmiş.

Cinayet zanlılıları ilçeyi vahşi Batı’nın güçlü şerifleri gibi gönüllerinin istediği gibi yönetmiş.

Hangi mensubunun eşi başörtülü, kim Cuma namazına gidiyor, kim beş vakit namaz kılıyor diye istihbarat toplayan komuta kademesinin bu olanlardan haberi olmamış.

Buna ancak masallarda tanık oluruz ve bugünün çocukları bile bu masala inanmaz.

Bunlar, tepeden onay, teşvik, göz yumma, ne derseniz deyin, yoluyla gerçekleştirilen infazlardır.

Silahlı Kuvvetler kademesinin askerin sivil yargıya sevkinden rahatsızlığının asıl nedeni budur.

Çünkü bölgede ‘terörle mücadele’ maskesi altında ‘insanlık suçları’ işlenmiş.

Askeri mahkemelerin bu suçların üstüne gitmesi mümkün değil.

Öyle olsa Şemdinli sanıklarını ilk celsede salıverebilir miydi?

Veya Cizre’de, Şırnak’ta yaşananlardan habersiz olması düşünülebilir miydi?

Ortada bir gerçek var, devlet erkini elinde tutan kamu görevlilerinin kendi yurttaşlarına karşı, işkenceden cinayete, pislik yedirmeden mallarına el koymaya kadar birçok eyleme imza atmış olması.

Cumhuriyet’in ağırlıklı bölümünü sıkıyönetim veya olağanüstü hal adı altında, böyle bir faşizan ortamda geçiren insanların akıl sağlığını hala koruyor olabilmeleri mucize.

Üstelik Güneydoğu’da bu korkunç eylemler gerçekleşirken bu eylemler için emir verenler, destek olanlar, bugünün zanlılarına sahip çıkıp terfi ettirenler, ‘Doğu’da terör var, demokratik açılımların zamanı değil’ diyerek her türlü reformun karşısında dimdik duruyorlardı.

Böyle bir tablo karşısında sadece Albay Temizöz’ün yargı önüne çıkması yeter mi sizce?

***

Son mektup

İnsanları astıkları yetmezmiş gibi geride kalanlara saygı da göstermediler.

Genelkurmay, 1983’te idam edilen Mehmet Kanbur’un son mektubuna eşine 26 yıl sonra vermiş.

Bu ne vurdumduymazlık, ne saygısızlıktır.

Ölünün anısına, karısının acısına saygı gösterir insan.

‘Asmayıp da beslese miydik’ diyen bir zihniyetin bugün de hakim olduğunu gösteren çarpıcı bir uygulama.

‘Demokrat’ Hilmi Özkök zamanında bile ulaşamamış mektup sahibinin eline.

Zeynep Hanım, idam sehpasına giden kocasının kendisine ‘Değerli karıcığım’ diye son kez seslendiğini tam 26 yıl sonra öğrenebilmiş.

Üstelik mektupta aşırı siyasi bir üslup da yok, geride kalan eşe metin olması çağrısı ve 9 yaşındaki oğullarına sahip çıkması isteği var.

Bir ölüye bunu bile çok görmüşler, yazık.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim