1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. Güney ruhu, Kuzey ruhu
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Güney ruhu, Kuzey ruhu

A+A-

11 Eylül saldırılarının sekizinci yıldönümünden iki gün önce, çarşamba günü, Başkan Barack Obama'yı Amerikan Kongresi'ne hitap ederken gördük.

Mevzu, 'teröre karşı savaş' değildi. 'Şer ekseni'nden falan da bahsetmiyordu. Görünen o ki; Amerika'nın 'Karaoğlan'ı seleflerinin yaptığı gibi terör paranoyası pompalamak, bir yangının küllerini yeniden yakıp geçmek istemiyordu. Daha insani, daha ciddi bir soruna parmak basıyordu. Yaklaşık 300 milyon nüfuslu bu ülkede hemen herkesi şöyle ya da böyle olumsuz etkileyen sağlık sistemine neşter vuruyordu.

Derken, beklenmedik bir şey oldu. Güneyli bir Temsilciler Meclisi üyesi, Joe Wilson, kendini tutamayıp milyonlarca kişinin de ekranlardan izlediği konuşmayı, Başkan'a, 'Yalan söylüyorsun' diye bağırarak böldü. Herkes şoke olmuştu. Eminim ki birçok Cumhuriyetçi Partili meslektaşı bile, Wilson'un Amerikan siyasî ahlâkıyla bağdaşmayan bu çirkin davranışı karşısında yerin dibine girmişlerdi.

Ne diyordu Obama? İsim vermeden, bazı muhaliflerinin, sağlık reformuyla ilgili kamuoyuna yaydıkları bilgilerin 'yalan' olduğunu kaydediyordu. Doğru söylüyordu. İsim vermiyordu, adres göstermiyordu, ama bilen biliyordu. Bir kısım Cumhuriyetçilerden ve muhafazakârlardan bahsediyordu.

İşin ironik yanı, yalan üretmede ve kitleleri kandırmada pek mahir olduğunu 11 Eylül sonrası dönemde dünya âleme ispatlayan bir siyasî çizginin temsilcisinin Obama'yı alenen yalancılıkla itham etmesiydi. O geleneğin binlerce temsilcisi, önceki gün Washington'da yaptıkları protesto gösterisinde isyan bayrağını Wilson'dan seve seve teslim alacak ve Obama aleyhinde 'yalancı' diye slogan atacaklardı.

Sağlık reformu vesilesiyle başlayan tartışmanın harareti ve muhalefetin dozajı, insana bunun basit bir siyasî anlaşmazlıktan çok öte, kökü çok daha derinlerdeki bir hazımsızlığın eseri olduğunu düşündürüyor. Sanki dersiniz ki, Güney-Kuzey savaşı yeni bitmiş ve başkanlığa kölelik karşıtı Abraham Lincoln değil de, bizatihi bir siyah köle, yani Barack Obama seçilmiş. Bazı kesimlerdeki ırkçı güdüler o kadar taze gibi...

Şimdiye dek her zamanki efendi üslubuyla muhalefeti de çözüme ortak etmeye çalışan Obama, karşılığında sistematik bir şeytanlaştırma ve ötekileştirme projesinin objesi haline getirildi. Bu projeye karşı en güçlü silahı, Kongre'deki son konuşmasında da tekrar ispatladığı hitabeti ve ikna gücü. Ancak 21. yüzyılın en azından başları itibarıyla dünyaya liderlik eden bir ülkede olayları siyah-beyaz gören ve kolayca provoke olabilen insanların çokluğu (çoğunluğu demiyorum) doğrusu biraz ürkütücü. Daha da kaygı verici olan, bu insan malzemesini siyaseten istismar etmek isteyenlerin cüreti.

Hani Türkiye'deki içine kapanmacı, statükocu ve yabancı düşmanı ideolojiler eleştirirken laf 'Sevr Sendromu'na getirilir ya. Üzerinden bir asır geçmiştir ama Osmanlı'nın Batılı devletlerce parçalanışı ve yıkılışı toplumsal şuuraltımızda çok derin izler bırakmıştır ki; mevcut siyasî ve sosyal hayatımızdaki anormalliklerinin çoğunun kaynağı o travmadır. Günümüz Amerikan siyasî ve sosyal hayatındaki bazı sorunlar da Kuzey-Güney iç savaşına (1861-1865) dayanır desek abartmış olmayız.

Amerikan muhafazakârlığı ve sağcılığı, iç savaşı kazanan Kuzey eyaletleri önderliğinde otoritesi pekişen federal hükümete en hafif ifadesiyle kuşkuyla bakan, hayatın her alanında merkezî idarenin rolünü asgariye indirip kapitalist serbest piyasa oyuncularını ön plana çıkaran bir anlayışa dayanır. Amerikan liberalliği ve solculuğu ise federal hükümetin daha yetkili ve müdahil olduğu, devletin zayıfları biraz sübvanse ettiği, nispeten ılımlı bir kapitalizm anlayışına sahiptir. Obama'nın giriştiği sağlık reformu, işte bu fay hattının tam orta yerine düşüyor. Bir yanda vatandaşa daha ucuz ve adil sağlık hizmeti verilmesi için devletin piyasayı denetlemesini kolaylaştırmak ve hizmetteki rolünü artırmak isteyen liberal eğilim. Öbür yanda 'Devlet elini serbest piyasadan çeksin, özel sigorta şirketlerine rakip çıkmasın' diyen muhafazakâr eğilim. Gri noktalar da çok, ama ana ayrışım bu.

Ayrışım bu felsefî noktalarla kalsa hadi neyse. ABD için asıl tehlikeli olan, ideolojik farklılıkların zaman zaman kültürel ve sınıfsal kamplaşmalar şeklinde de kendini hissettirmesi. Kongre üyesi Wilson'un Obama'ya itirazı sadece ideolojik temelde olsaydı, herkesin içinde 'yalancı' diye bağıracak derecede yoğun bir duygu boşalması gerçekleşmezdi bence. Nitekim siyasî psikanaliz yapmak için malzeme ararken şunu öğreniyoruz: Meğer Wilson, iç savaşta mağlup olan Güney'in birçoklarınca ırkçılığın sembolü olarak görülen bayrağının South Carolina Eyalet Kongresi'nde dalgalanması için mücadele edenlerdenmiş.

"Amerika'daki bu iç sıkıntılardan bize ne?" diye soran olursa, saygıyla hatırlatırım. Amerikan dış politikasında son sözü söyleyen siyasî irade, kamuoyu eğilimlerinden kaydadeğer ölçüde etkilenir. 11 Eylül saldırıları Amerika'da 'öteki'lerden oldum olası hoşlanmayan 'Güney ruhu'nu hortlattı. Obama, 'öteki'yle daha barışık 'Kuzey ruhu'nu yeniden canlandırmaya çalışıyor. Yalnız son sağlık reformu tartışması da gösterdi ki; Güney ruhu, pabucu Kuzey ruhuna kaptırmaya hiç de meraklı değil. Allah korusun 11 Eylül benzeri bir provokasyon, Amerikan halkını tekrar tahrik edebilir. Ve kamuoyu baskısı Obama yönetimini de daha milliyetçi ve savaşkan bir çizgiye itebilir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT