1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Günah işleme özgürlüğü
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Günah işleme özgürlüğü

A+A-

Aslında yazının başına oturduğumda başka konu(lar)da yazmayı niyetliyordum. Selçuk Üniversitesi Sosyoloji bölümünden arkadaşlarım, Doç. Dr. Ertan Özensel, Dr. Mahmut Akın ve Dr. M. Ali Aydemir'in TİMAV adına yürüttükleri 'Türkiye'de İmam-Hatip Algısı' araştırmasının sonuçları ile 3x4 eğitim sisteminin demokratik açılımla görülmeyen ilişkisi arasında gidip geliyordum. Ama Etyen Mahçupyan'ın yazısının başlığı itiraf edeyim ki daha bir 'ayartıcı' geldi; 'Günah işleme özgürlüğü'. Şimdilik Özensel ve arkadaşlarının zaten gazetelerden ve internetten izlemiş olabileceğiniz ve bu günlerin sıcak gündemine çok iyi denk düşen araştırmasına sadece dikkat çekmekle yetinip şu ilginç konuya dönelim.

Ali Bulaç'ın kürtaj meselesine 'bedenim benim' noktasından yaklaşan feministlere cevaben yazdığı yazıları tartışan yazısında Mahçupyan dini (İslami) açıdan çok doğru bir yerden giriyor, ama pek de doğru sayılamayacak bir yerden çıkıyor:

İnsan kendi eylemlerinin sorumlusu olduğuna göre bu eyleminde de özgür olmalıdır. Özgür olmadan hep iyiyi yapmaya mecbur kalmış olmanın hiç bir erdemli tarafı yok, haddi zatında bu eylemin etik açıdan 'iyi' bir tarafı da yok. Haddi zatında İslam'a göre Allah kendisine zaten sadece itaat eden melekler varken kendisine isyan da edebilen muhalefet de edebilen (halife) insanı yaratmıştır.

Eylemin 'iyi' olabilmesi için aksini de işleme özgürlüğünün olabilmesi gerekiyor. Haram işleme yollarının tamamen kapatılmış olduğu bir ortam, yok öyle bir ortam da, varsayalım ki var olsun, insanın muradı ilahiyi gerçekleştirme vasfı tamamen yok olur. İnsan insan olmaktan çıkmış olur.

Doğrusu İslam siyaset felsefesi genellikle günah işleme yollarını kapatmayı kendi vatandaşlarının iyiliği için 'iyi siyasetin' bir parçası olarak görmüştür. Ancak o dönemde bile bunu yaparken zararı sadece işleyene dokunan günahlarla, başkalarına zarar veren günahlar arasında teorik olarak değilse bile uygulamada bir ayırım yapılmıştır. Tecessüs aleyhine varolan söylem ve uygulamalar toplumda bireye günah ve sevap için yeterince geniş bir alan bırakır.

Bir Müslüman için bedeninin sadece kendisine ait olmaması bir yerden sonra kendisinin özgür iradesiyle bu bedeni Allah'a adamasıyla ilgili bir husustur. Beden sosyolojisindeki t tartışmaların vardığı, geniş kabul gören bir nokta şu ki, bedenimiz Allah'a adanmadığında da kolay kolay bize ait olmuyor. Beden, üzerinde farklı kültürlerin, ideolojilerin veya veya siyasi güçlerin müdahalesi olmadan var olan bir olgu değil. Beden, kendi başına özgürce varolamadığı için hep başka iradeleri üzerinde taşıyan bir metafor gibidir.

Müslüman olmak bir bakıma kendi bedeni üzerinde Allah'tan başkasının işaretini taşımama sözü vermek gibidir. Tevhid sözleşmesi biraz da böyle okunabilir ve kılık-kıyafet üzerindeki kavganın bu kadar çetin geçiyor olmasının bir sebebi de beden üzerindeki iktidardır. Gerçi beden üzerinde bu sözleşme bile beden üzerindeki farklı tasarrufları tamamen ortadan kaldırmıyor. Ayrıca, bedenin zaten hiç bağımsız-özgür olamamasından hareketle herkesin bedenini Allah'a adaması da kimseden beklenemez. Burada İslami açıdan aslolan özgürlüktür. Müslüman olmayanlardan, kendi bedenlerini bir Müslüman gibi kullanmaları zaten beklenemeyeceği gibi Müslüman olanların da bu beden üzerindeki tasarruflarındaki özgürlükleri tartışılamaz. Ancak...

Buraya kadar Mahçupyan'ın konuya doğru yaklaştığı yer. Ancak bedenin kullanımı başka bedenlerin varlığına bir tecavüze dönüştüğünde, bunu 'günah özgürlüğü' kapsamında almak mümkün değil veya en iyi ihtimalle 'cinayet' gibi, 'hırsızlık' gibi veya 'rüşvet' gibi bir günahıın özgürlüğü çerçevesinde almak mümkün olabilir.

Kürtajı annenin günah işleme özgürlüğü çerçevesinde tabii ki ele almak mümkün. Ama sözkonusu diğer suç/günahlar kapsamında bir özgürlük. Çünkü bu, sadece kendini ilgilendiren bir günah değil. Burada başka bir beden devreye giriyor ve anenin bu günahı bireysel ve sadece kendisini ilgilendiren bir günah olmaktan çıkıyor, 'kendini koruyamayacak olan bir canı' koruma sorumluluğu olanları ilgilendiriyor.

Peki, 'kendini koruyamayacak olanın sorumluluğu' kime ait sizce?

Kürtaj tartışmalarında kadim zamanlardan beri bütün dinler konuyu 'günah' çerçevesinde almış ve bu konuda bir gevşeme sergilememiştir. Tabii ki bu tutum dindar insanlar arasında bile kürtajın tamamen yok olmasını sağlamış değil. Zaten dindar insanlar arasında uygulandığında (diğer bir çok günah gibi) konu günah olmaktan çıkıyor da değil.

Ancak, insanın kendi kafasından geliştirdiği (liberal, sosyalist, kapitalist) felsefelere bakıldığında, esas o kendini savunamayan varlığın ne kadar korunaksız kaldığı da apaçık görülüyor. Türlü türlü bilimsel araştırmalar, felsefi argümanlar o savunmasız varlıktan vazgeçmeye çok kolay ayartabiliyor. Oysa o ana rahmine düştüğü andan itibaren onu kendi rahmetiyle şekillendirmeye başlayan Rahîm Allah, bu konuda koyduğu yasayla onu kendi türünün cehaletinden, sorumsuzluğundan ve bencilliğinden de korumuş oluyor.

Kürtaj konusunda Müslüman (veya Hıristiyan-Yahudi) dindarların o yüzden bir tartışma yürütmesi kanaatimce mümkün değildir. Hiç bir veri onların bu konudaki tutumlarını değiştirmeye yetmez. Çünkü onların tutumu ile o, neresinden bakarsanız, mucizevi varlığın şekillenişinin üzerindeki irade arasında devredilemeyen bir ahenk vardır.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT