İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Gülistan

A+A-

Kürdistan’ın şiir ve şarkılardaki adı “Gülistan”dır.

Gülistan, “gül bahçesi” demek.

... ve gül bahçeleri, “gül” kokarlar.

* * *

Bugün edebiyatçılarımız pek çok güzel romanlar yazıyorlar, sinemamız da pek çok kaliteli filmler yapıyor.

Fakat şöyle bir roman yazılsa veya şöyle bir film çevrilse, nasıl olur acaba? Roman veya film, şöyle başlasa:

Yabancı bir adam, bir gün hiç tanımadğı uzak bir şehre gider. Bir iş seyahati için gidecektir, çalıştığı şirket veya kurum tarafından gönderilmektedir ve o ülkenin o şehrine hayatında ilk defa gitmektedir. O şehirde bir hafta kadar kalacaktır.

Şehir dedikse, öyle sıradan, küçük bir şehir de değil. Bir coğrafyanın merkezi durumunda olan milyon nüfûslu devâsâ bir şehir.

Adam şehre varır varmaz, önce kalabileceği bir otel aramaya başlar. Gözüne kestirdiği bir otele gidip bir haftalık oda tutar, eşyalarını yerleştirir ve biraz dinlendikten sonra dışarıya, şehir içinde gezinti yapmaya çıkar.

Otelin önünden geçen şehir içi minibüslerinden birine biner ve şehir merkezinde ineceğini söyler. Minibüsün içindeyken yol ücretini ödemek ister ama şoför parayı kabul etmez; muavin ise koluna vurarak “Koy parayı cebine” anlamında bir göz işareti yapar ve üstelik, bu yolcudan para almadıkları gibi, ona kolonya ve gül suyu uzatır, ayrıca bir kırmızı gül hediye ederler.

Yabancı adam, bu davranış karşısında oldukça şaşırır; içinden, “Bu şehir çok misafirperver galiba, herhalde yabancı olduğum için böyle davranıyorlar” diye düşünür. Fakat yolculuk devam ettikçe, olayın düşündüğü gibi olmadığını anlamaya başlar. Çünkü epeydir içinde olduğu minibüs birçok durağa uğramış, pek çok yolcu minibüse inip binmiş ve hiçbir yolcudan para alınmamış, herkese aynı muamelede bulunulmuştur; her inip binen yolcuya gül suyu ikrâm edilmiş, hediye olarak kırmızı gül sunulmuştur. İlk düşüncesinde yanıldığını anlayan yabancı adam, bu kez de şöyle düşünmeye başlar: “Galiba bu şehrin belediyesi kendini halka hizmete adamış. Belediyecilik açısından çok güzel bir hizmet gerçekten.”

Şehir merkezine vardıklarında adam şoföre ve muavine teşekkür edip iner ve başlar ilk kez geldiği bu koca şehirde yürümeye. Etrafına bakar; insanlara, dükkânlara, binalara. Şehir o kadar güzeldir ki, görür görmez âşık olur. “Ne kadar hoş bir şehir. Üstelik hayat cıvıl cıvıl akıyor. Şu insanlara bak hele, hepsinin yüzünde tebessüm var, hepsi gülümseyerek yürüyor. Ne kadar mutlu insanlar” diye kendi kendine sayıklar.

Şehirde yürüyüş yapan yabancı adam, bir berber dükkânının önünden geçtiğinde ğayr-i ihtiyarî olarak elini çenesine götürür ve sakalının çıkmaya başladığını farkeder. İçinden, “Gelmişken şurda bir traş olayım” der ve selam vererek içeri girer. Önce oturup sırasını bekler, sıra kendisine gelince de dev aynanın karşısındaki koltuğa oturur. Berber onu güzelce traş eder. Adam tam cüzdanını çıkarıp traş ücretini ödeyecekken, berber onun bileğinden tutar ve “Sakın ha! Bu bizim ikramımız. Ücret almıyoruz” der. Dükkândakiler adamdan para almadıkları gibi, bir de gül suyu ikram ederler ve sonra da bir tane kırmızı gül hediye ederler.

Adam şaşırıp kalmıştır bu duruma. Henüz geldiği ve hayatında ilk kez gördüğü bu şehirde yaşadıklarına hiçbir anlam verememektedir. Berbere teşekkür edip dükkândan çıkar ve tekrar yürümeye başlar. Şimdi elinde iki tane kırmızı gül vardır. Biri minibüsteki muavinin, biri de berber çırağının kendisine verdiği.

Adam epey bir yürüdükten sonra, karnının acıktığını hisseder. Gözüne güzel bir lokanta kestirir ve içeri girer. Uygun bir masaya oturur, menü listesini inceler ve yemeğini ısmarlar. Hazırlanan yemek masaya konur; adam afiyetle yer. Yediktan sonra kalkar ve hesabı ödemek üzere kasaya gider. Fakat burada adamın parasını almazlar. Ve aynı şekilde, kendisine gül suyu ikrâm edip, bir tane de kırmızı gül hediye ederler. Yabancının hediye aldığı bu üçüncü kırmızı gül.

Adam tam bir şok geçirmektedir. Yaşadıklarına hiçbir anlam verememektedir.

Şehirde yaşananları daha dikkatli bir gözle incelemeye başlar. Burada herkes herkese aynı muameleyi yapmaktadır. Bütün ekonomik hayat, “bedava” bir şekildedir, hiçbir şey için ücret ödenmemekte, herşey “hediye” edilmektedir. Ücret ödemeye kalışanlara ise “Müessesemizin ikrâmıdır” yanıtı verilmektedir.

Ayrıca, bu şehirdeki esnaf müşterilerinden ücret almadığı gibi, bir de onlara gül suyu ikrâm etmekte, üzerine bir de kırmızı gül hediye etmektedir.

Dışarıdan bakıldığında burası normal bir şehirdir; dünyanın diğer şehirlerinde olan her şey burada da vardır. Lokantalar, berber salonları, pastaneler, terziler, züccaciye dükkânları, çay ocakları, kıraathaneler vs. Fakat ortada çok tuhaf olan bir durum vardır. Burada “para” diye bir şey yok; burada herşey “ikrâm” ve “hediye” edilmektedir.

Yabancı adam öylesine büyük bir şaşkınlık yaşamaktadır ki, hatta bir ara, “Acaba başka bir gezegene mi geldim?” diye düşünmektedir.

Şimdi sormak istiyorum: Siz bu şekilde başlayan bir roman okusanız veya böyle başlayan bir sinema filmi izleseniz, ne yaparsınız?

Eminim, bu esrarengiz durum karşısında oldukça şaşırır, romanı büyük bir merakla okumaya devam eder veya filmi büyük bir merakla izlemeye devam edersiniz, değil mi?

* * *

Romanın veya filmin devamını size anlatayım:

Geçtiğimiz hafta, Kürdistan’ın merkezi olan Diyarbakır şehrinde işte aynen böyle bir hayat yaşandı.

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır esnafı hiçbir müşterisinden ücret almadı; her şey “ikrâm” ve “hediye” edildi. Kimse kimseden ücret almadığı gibi, üstüne bir de gül suyu ikrâm edilip, bir de kırmızı gül hediye edildi.

Sebebi ise, Allâh’ın sevgili peygamberi Hz. Mûhâmmed (saw)’in mübârek doğum haftası olmasıydı. Biz Müslümanlar nezdinde Peygamber Efendimiz’in sembolü kırmızı gül olduğu için, her esnaf, ücret almadığı müşterisine bir de gül suyu ikrâm edip kırmızı gül hediye etti.

Diyarbakır’da yaşanan ve romanlara, filmlere konu olması gereken bu ilginç olay, bir haftadır medya organlarında yer alıyor, gazete ve televizyonlarda haber olarak duyuruluyordu. Bilemiyorum, belki de aralarında bu güzel uygulamaya iştirak etmeyen esnaf da olmuştur. Ben Diyarbakır’da yaşamıyorum. Geçen hafta bu güzel şehirde yaşanan güzellikleri yukarıdaki satırlarda ne kadar gerçekçi bir şekilde yansıtabildim bilmiyorum ama, medyaya yansıyan haber ve yazılarda açıkça anlaşılıyordu ki, Diyarbakır geçen hafta aynen böyle bir hayat yaşadı.

Bunu araştırıp doğruluğunu test ettirmek fazla da zor değil; internet arama motorlarındaki kutucuğa “diyarbakır kutlu doğum” yazmak yeterli. Bu üç sözcüğü arama kutucuklarına yazıp çıkacak sayfaları incelediğiniz zaman, geçen hafta Diyarbakır’da aynen böyle bir hayat yaşandığını göreceksiniz.

Peygamber sevgisiyle yoğrulmuş olan güzel şehrimiz Diyarbakır, o güzelim Diyarbekir, bu kutlu sevgiyi iliklerine kadar yaşadı ve yaşattı. Minibüsler ve taksiler yolcularından ücret almadı, berberler müşterilerini ücretsiz traş etti, lokantalar ve pastaneler insanların karnını ücretsiz doyurdu, çay ocakları ve kıraathaneler müşterilerine çayları ikrâm ettiler. 

Kimse kimseden ücret almadığı gibi, herkes herkese gül suyu ikrâm etti ve kırmızı gül hediye etti.

Diyarbekir sokaklarına tıpkı gül bahçesi gibi gül kokusu sindi. Kürdistan’ın merkezi Diyarbekir, adeta bir “Gülistan” oldu.

Bütün şehir “gül” koktu.

Mûhâmmedî gül kokusu sindi Diyarbekir sokaklarına.

* * *

“Kürdistan” ismini kullanmak ne yazık ki yasak! Bu güzel ismi haritalardan sildiler.

Kürt kavminin yaşadığı coğrafyayı tarif etmek için kullanılan ve yüzyıllardır tüm haritalarda bu isimle belirtilen, gerek Selçuklu, gerek Osmanlı dönemlerinde “resmî adı” bu şekilde olmasına rağmen, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra bu isim tamamen yasaklanmış, coğrafyanın kendisiyle birlikte halkı da inkâr edilmişti.

O günden bu zamana geçen 90 küsûr yıl boyunca sırf bu adı telaffuz etti / yazdı diye nice insanlar zûlüm gördüler, hapsedildiler, işkenceye uğradılar, hatta öldürüldüler.

“Kürdistan” adını telaffuz etmek yasak olduğundan, Kürt şâirler ve san’atçılar Kürdistan’a yeni bir isim, müstear bir ad buldular: “Gülistan”.

Ve onyıllardır, Kürt san’atçılar tarafından bestelenen yüzlerce Türkçe şarkıda ve Kürt şâirler tarafından yazılan yüzlerce Türkçe şiirde bu coğrafya “Gülistan” adıyla dile getirildi / kaleme alındı. “Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin” adlı şiirde bu isim şu ifadelerle dile getirilmektedir:

“Emzirmesi biten bir bebeğin
ağzının iki yanından süzülen
anne sütü gibi akıyor Dicle ve Fırat
çocukların iki memesi arasında büyüyor
ve özgürleşiyor yitik ülkem Gülistan
ana kucağı gibi sıcaktır Ğarzan ovası
ve bir babanın merhametini saklar bağrında Serhat
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Zigana geçidi
yeşile çalar Eleşkirt
yeşile Beytüşşebap, Erbaa ve Şebinkarahisar
daha bir asildir Kızılırmak sen ağladıkça
daha bir ulaşılmaz kılınır Erciyes
ve Ninova’ya daha bir yakın durur Hattuşaş.”

Kürt şâir ve san’atçılar kendi ana dillerinde, Kürtçe olarak yazdıkları şiirlerde ve söyledikleri şarkılarda böyle bir söyleme ihtiyaç duymuyorlardı; zira Kürdistan ile birlikte Kürt ve Kürtçe de yasak olduğundan, bu dilde ortaya konan eserler zaten illegal ortamlarda seslendirildiği için buna gerek yoktu. Kürt şâir ve san’atçılar Arapça, Farsça, Rusça, İsveççe ve diğer doğu ve batı dillerinde ortaya koydukları yapıtlarda da bu söyleme ihtiyaç duymuyorlardı; zira Kürt, Kürtçe ve Kürdistan ne Arap ülkelerinde, ne İslam ülkelerinde, ne Batı ülkelerinde, ne de dünyanın diğer yerlerinde yasaktı. Bu dillerde yazılanlarda “Gülistan” ismini nadiren, o da daha çok Türkçe yazdıkları için alışkanlık gereği kullanıyorlardı. “Behra Hêşin” şiirinde bu isim şu ifadelerle dile getirilmektedir:

“Pır xweş dızanım ez, tû mın hezdıki qasi “çılkek av”,
Ev çılkana bune behrek hêşin l’ber her dû çav,
Ez hêvîdarım kû Xwedâ ê Mezın me neke bındestan,
J’hêstrıkên l’ser gewrîyên te şên be baxça GÚLİSTAN.”

Kürtler’in “Kürdistan” yerine “Gülistan” ismini kullanmasının iki sebebi var:

Birincisi, iki sözcüğün biribirine bu kadar çok benzemesi. Ve bu benzerliğin bilhassa manzum türü yapıtlarda (şiir, şarkı), söyleniş ve okuyuş ritmini değiştirmemesi ve kulak zevkini bozmaması.

İkincisi de, gül çiçekleri genelde kırmızı ve sarı, yaprakları ise yeşil renkte olduğundan, gül bahçelerinin, yani gülistanların “yeşil – sarı – kırmızı” bir renk cümbüşü şeklinde olması, gülistanların sanki Kürt renkleriyle işlenmiş bir halı gibi durmasıdır. Kürtler zaten Gülistan’a “Kürdistan” dedikleri için, Kürdistan’a “Gülistan” demeleri de kendileri için “aynı kapıya çıkan” bir durum olmuş, bundan rahatsız olmak bir yana, bilâkis şiirsel bir haz almışlardır.

Kürtler’in Kürdistan yerine kullandıkları Gülistan adı o kadar benimsendi ve kabullenildi ki, Türkiye’de doğan pek çok kız çocuğuna “Gülistan” ismi verildi. Kürt kızlarında “Gülistan” adının bolluğu, bundan ötürüdür. Gülistan, aslında Kürdistan demektir.

* * *

Peygamber sevgisiyle yoğrulmuş olan güzel şehrimiz Diyarbakır, o güzelim Diyarbekir, bu kutlu sevgiyi iliklerine kadar yaşadı ve yaşattı. Kimse kimseden ücret almadığı gibi, herkes herkese gül suyu ikrâm etti ve kırmızı gül hediye etti.

Diyarbekir sokaklarına tıpkı gül bahçesi gibi gül kokusu sindi. Kürdistan’ın merkezi Diyarbekir, adeta bir “Gülistan” oldu.

Bütün şehir “gül” koktu.

Mûhâmmedî gül kokusu sindi Diyarbekir sokaklarına.

Kutlu Doğum Haftası nedeniyle geçen hafta Diyarbakır’da yaşanan olayların romanı yazılmalı, filmi çekilmeli.

Şehirdeki çeşitli sivil toplum dernekleri, yüzlerce kişilik kalabalıklare yemek verdiler. Bunlardan biri olan Toptancılar Camiî Derneği 500 kişiye yemek ikrâmında bulundu.

Şehirde faaliyet gösteren bütün sivil toplum kuruluşları, Diyarbakır Klas Otel’de bir araya gelip ortak basın toplantısı düzenlediler. Diyarbakır Müftüsü Ali Melek’in de hazır bulunduğu toplantıda sivil toplum kuruluşları, ortak bir açıklama yaparak, Türkiye’nin diğer 80 vilâyetinde yaşayan insanları Diyarbakır’a çağırdılar. Diyerbekirliler, bütün Türkiye’yi Diyarbekir’e gelmeye çağırdı ki böyle bir çağrı, sanırım tarihte ilk defa yapılıyor.

Diyarbakır’da Kutlu Doğum nedeniyle sadece bir hafta içinde toplam 450 etkinlik düzenlendi ki bunların 171 tanesi vatandaşlara yönelikti. Bu etkinlikler arasında kuşkusuz en güzel olanı olanı, “Her evde Qûr’ân okunması” kampanyasıydı. Allâh Resûlü (saw)’nün mübârek doğumu nedeniyle Diyarbekir’de her ailenin yaşadığı evden Qûr’ân sesi yükseldi. Kutlu Doğum’da Diyarbakır’da tam 1001 tane hatim indirildi.

Kutlu Doğum nedeniyle Diyarbakır şehrinde çarşılar, alışveriş merkezleri, lokantalar, dönerciler, pastaneler, çay ocakları, berberler, fırınlar, kasaplar, terziler ve minibüsçüler ücretsiz hizmet sundular. 150 civarında çay ocağı ve kahvehane, 70 lokanta, 100’ün üzerinde berber, 200’ün üzerinde toplu taşıma minibüsü bedava hizmet sundular. Ayrıca Diyarbakır esnafı, müşterilerinden hiçbir ücret almadığı gibi, onlara gül suyu ve gül tatlısı ikrâm edip, bir de kırmızı gül hediye etti.

Başta Ulu Camiî olmak üzere kentteki birçok camide, yas evlerinde ve düğün salonlarında halka ücretsiz yemek ve tatlı ikrâmı yapıldı. Sadece bir yemek firması, üç gün boyunca Ulu Camiî avlusunda 1500 kişiye yemek verdi.

Kutlu Doğum Haftası nedeniyle Diyarbakır’da yetim, öksüz ve yoksul aile çocuklarından 500’ü, şehrin değişik hastanelerinde ücretsiz sünnet ettirildi. Çocukların kirveliğini de İstanbul ve Bursa’daki işadamları yaptı. Kirvelik yapan bu işadamları, bu yetim, öksüz ve yoksul çocukların bütün eğitim hayatları boyunca tüm maddî ihtiyaçlarını karşılayacaklar.

Halka Kutlu Doğum Haftası boyunca Peygamber Efendimiz (saw)’in hayatını anlatan toplam 10 bin kitap ile Resûlullâh’ın sembolü olan toplam 15 bin kırmızı gül dağıtıldı.

En önemlisi de, bu uygulama şehirde ilk kez yapılmıyor. Diyarbakır bu uygulamayı geçen sene başlattı ve ikinci kez gerçekleştiriyordu. Bunu geleneksel hale getirdiklerini ve her sene Resûl-i Ekrem (saw)’in mübarek doğum haftasında tekrarlayacaklarını bildirdiler. Diyarbekirliler’in en büyük arzusu ise, başlattıkları ve ikincisini gerçekleştirdikleri bu uygulamanın, bütün Türkiye’ye yayılması.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Mûhâmmed (saw)’in kutlu doğumu nedeniyle Diyarbekir adeta “gül şehri” oldu.

Şiirlerde ve şarkılarda söylenenler, gerçek oldu. Kürdistan gerçekten Gülistan oldu.

Kürdistan coğrafyası “gül bahçesine” döndü. 

Diyarbekir “gül” koktu.

* * *

Kürdistan’ın şiir ve şarkılardaki adı “Gülistan”dır.

Gülistan, “gül bahçesi” demek.

... ve gül bahçeleri, “gül” kokarlar.

 

sediyani@gmail.com

YAZIYA YORUM KAT

17 Yorum