Gül-Der’de "Kur'an'da Müminlerin Özellikleri" Semineri

25.03.2011 18:06
Gül-Der’de Kuranda Müminlerin Özellikleri Semineri
Gül-Der tarafından organize edilen "Kur'an'da Müminlerin Özellikleri" Konulu seminer Aziz Avar'ın sunumu ile gerçekleştirildi.

Bursa'da çalışmalar yürüten Gülbahçe Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, seminer faaliyetlerine bu ay Kur'an'da Müminlerin özellikleri konusunu gündeme getirerek devam etti. Aziz Avar'ın sunumu ile gerçekleştirilen programda ilk olarak Mümin kavramının açıklanması ve toplum içinde ayırd edici vasıflarının neler olduğu üzerinde duruldu.

Mümin olmayı Allah ile aramızda vukû bulan sağlıklı ilişkinin bir sonucu olarak açıklayan Avar, Modernizm ve buna bağlı olarak gelişen sosyal-siyasal-kültürel saldırılara karşı Mümin kalabilmenin tek şartının Allah'ın kitabında bahsettiği vasıfları kuşanmakla mümkün olacağını belirti. Kazanılmış vasıfların hayat bulmasının ön koşulu olarak emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münker hükmü hükmünün toplumsallaştırılması gerektiğinin altını çizdikten sonra, bu vasıfları Asr süresi üzerinden anlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kur'an'da Allah Müminlerin vasıflarını bir çok sûrede, farklı şekillerde dile getirmektedir. Hemen her surede doğrudan veyahut dolaylı olarak görmemizin mümkün olduğu bu vasıfların en belirgin şekilde dile getirildiği sure Asr Sûresidir diyebiliriz. Sûrenin daha giriş kısmında içinde yaşadığımız zaman dilimini ve beşerin durumunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyan Allah, hüsran ile ömrünü hebâ eden beşer topluluğu içinde Müminlerin nerede ve hangi kıstaslar üzerinde durması gerektiğini bildirmektedir. Mümin olabilmeyi "İman etmek, Salih amel işlemek, Hakkı ve Sabrı tavsiye etmek olarak belirtilmektedir. Dikkat edilirse Allah önce genel bir ahval çizdikten sonra onlar içinde kıymete haiz olanların kimler olacağını ve bu mertebeye nasıl erişeceğini tarif etmektedir. Ayrışmanın önceli olarak istenen İMAN ETMEK aynı zamanda katlarını yükselteceğimiz İslam-i hayatın da temelini atmak anlamına gelecektir. Materyalist felsefeden beslenen, değerleri ifsad eden, ilişkileri madde ve çıkar ekseninde ele alan bugünün dünyasında, fıtrata uygun kalabilmek ve değerlerimizi hayatımıza aktarabilmenin tek yolu, hayatı ve ölümü yaratan, dünyanın ve ahiretin yegane sahibi olan Allaha iman etmek ile başlayabileceği bildirilmektedir. Gayba iman aynı zamanda bizim gayb-i olmayana karşı nasıl bir tutum sergilememiz gerektiğini de belirleyecektir. Buna bağlı olarak denilebilir ki iman etmek aynı zamanda bir konum belirlemek ve talip olduğumuz şeyin adını koymaktır. Diğer taraftan toplumda geçmişten devr alınan kültürel kalıntılarla bezenmiş yanlış bir inanç telakkisinin olduğunu da bilmemiz gerekir. Kuran'ın özünden uzak bu algıya göre iman: söz ile dile getirilen sıradan bir dini şart olduğu ve bu yapıldığında neredeyse tüm sorumluluklardan azade olunduğu gibi, Kuran öğretisine aykırı bir inanış söz konusudur. Oysa Allah ile gerçekleştirdiğimiz bir akit olan iman, aynı zamanda varlığına ve birliğine koşulsuz şartsız teslim olduğumuz yaratıcının hayatımızın tam merkezinde olduğunu, ve yapacağımız her işte asıl belirleyici olduğunu kabul etmek anlamına gelmektedir. İman etmeyi bir helezon örneği üzerinden anlamaya çalışırsak, merkezde Allah'ın olduğu bu helezon kendisinden sonra gelen her faktörü şekillendirici bir etkiye sahiptir. ayn şekilde merkeze Allah dışında herhangi bir faktörü koyduğumuzda, sonucunda onunla paralel oluşacağını bilmemiz gerekir."

Toplum içinde, iman etmenin nasıllığı ve onun getireceği sorumluluklara dair yer eden gayr-i İslami algının temelinin sadece bugun ki sosyal ve siyasal gelişmeler ile izah edilemeyeceğini, bunun ayrı fakat önemli bir araştırma konusu olduğunu belirten Aziz avar, konuşmasına kaldığı yerden şöyle devam etti:

Müminlerin imandan sonraki en önemli vasıfları yine Allah'ın bildirdiğine göre Salih Ameldir. Gücüne ve kudretine şahitlik yaptığımız yaratıcıya karşı kulluğumuzun bir ifadesi olarak ibadet etmek ile sorumlu tutulmaktayız. Yaratıcının karşısında acziyetimizin ve sığınak arayışımızın bir dışavurumu olan ibadetlerimiz, aynı zamanda Allahın dışında bütün otoritelere karşı eğilip bükülmeden ortaya koyduğumuz dik duruşunda adıdır. O'na ibadet ederken başkasına ibadet etmeyeceğimizi dünya hayatında belirtmiş oluyoruz. İbadetlerimiz İslam'ın kalbi olan tevhidin somut olarak ikrar edilişi anlamına gelir. Bunun yanında ibadetlerin belirli bir ritüeller çerçevesine haps edilmesi onun anlamının deforme edilmesine kapı aralar. Oysa vahyin bizlere bildirdiği ibadet tarifi, onun belirli bir kalıba sokulan ritüeller şeklinde olanı değil, tam aksine durağan olmayan, hayatımızın her anında karşılık bulan ve harekete geçirici dinamik bir güç şeklindedir. Mümin bu güce eriştiğinde bu önemli vasfı da kuşanmış olur. Dolayısı ile imanını belirli gün ve gecelere hasr edilmiş statik bir boyuta sokmaz.

Aziz Avar Müminlerin temel vasfı olan İman etme ve Salih Amel kriterlerinden sonra tüm onların belirli bir otokontrol sistemi içinde diri tutulmasını sağlamanın yolunun Hakkı ve Sabrı tavsiye etmek olduğunu ifade etti. Hakkın tavsiyecisi olma vasfının aynı zamanda Kuran perspektifinden elde edilen kazanımların korunması ve toplumsallaşması açısından hayati önem taşıyan bir özellik olduğuna dikkat çekti. Mümin vasıflarını üç ana başlık altında değerlendirdikten sonra, bunları güncel örnekler eşliğinde anlatan Avar, katılımcılardan gelen sorulara verdiği yanıtlarla sunumunu sonlandırdı.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim