Gözyaşım

11.02.2010 15:56

Sümeyye Demir

Yaratılmış, dünyaya gönderilmiş bir insan, bir kul olarak, yaratıcı tarafından pek çok nimetle şereflendirilmişiz. Aldığımız nefesten içtiğimiz suya, görme yeteneğinden işitmemize, boşaltım sisteminin mükemmelliğinden akla sahip olmamıza, kendimizi ve ruh halimizi ifade etmekte kullandığımız sevinç, hüzün, öfke, gülümseme hallerinden, inişli çıkışlı yorucu bir yolculuğun son durağı ölüme kadar, her nevi rızık bahşedilmiştir bizlere. Ve bir de gözyaşı! Arınabilmek için manevi baskılardan, ağlayabilmek...

Ağlamak, bazen söyleyecek söz bulamamaktan, bazen bir şeylerin içini acıtmasından, bazen ise sevinçten kaynaklanan duyguların galebe çalması, dizginleri eline almasıdır.

Doğuştan gelen bir davranış armonisidir. Duyguların pınarı, suyu tükenmez kaynaktır. Öyle bir kaynaktır ki o, ruhumuzun negatif ve pozitif uçlarıyla beslenmekte, bazen tane tane özlenen yağmura, bazense şiddetli fırtınayla gelen sele dönüşmekte ve her iki halde de rahatlatıcı bir akıntı, temizlik ve arınmayla neticelenmektedir.

Biyolojik bir gerçeklik olarak, kimyasal ve mekanik tahriş, ağrı, yoğun duygusal değişiklikler neticesinde salgılanması artan gözyaşı, hem gözün, hem de ruhumuzun hekimidir.

Psikolojimizi sağlam tutmanın, ruhumuzun sıhhatli olmasının, hayata tutunabilmenin ve taşkınlıklarımızı (her nevi manevi duygu selleri) kontrol altına almanın can simididir.

“Bu Allah'ın merhametli kullarının gönüllerine koyduğu rahmettir. Cenâb-ı Hak bu rahmeti kullarından şefkatli olanlara ihsan eder.”(Buhari Müslim)

Gözyaşı yoldur; aşka kavuşmanın, huzura ermenin, kalbi temizlemenin, vicdanı rahatlamanın, affa sığınmanın, gücün yetmediği yerde, meramı anlatmanın en güzel yoludur.

Ağlamak; sözün bittiği andır. Karşı tarafa sunulan, dillendirilemeyen, kelimelerin kifayetsiz kaldığı zeytin dalıdır.

Ve gözyaşı, umuttur, anahtardır bir teki daha olmayan. Katılaşmış yüreklere nüfus edebilen, en keskin kılıçtan daha etkili, nefislerde ‘acabalar’ yaşatan ab-ı hayattır.

“Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm/60)

 “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz.” (Buhari-Müslim)

Milleti, ırkı, vatanı, cinsiyeti, türü veya toprağı yoktur onun. Kendisi duyguların, milletlerin, dertlerin, sevinçlerin, nefretin, aşkın ve ihanetin ortak dilidir.

Dünyanın dört köşesinde de aynı resimdir, parmakla gösterilen ve her göze aynı şekilde hitap eden… Buğulanmış iki göz ve yanaklardan süzülen ıslak taneler.

Yaradan biliyordu bu damlaların insanoğlu için ne kadar ehemmiyetli olduğunu… Hayatımıza yön verecek direksiyondu ağlamak…

Bakışımızı, düşüncemizi, sevgimizi, zevklerimizi, aklımızı, nefsimizi, öfkemizi ve hedeflerimizi belirleyecek bir rota, bir kontrol mekanizmasıydı çünkü gözyaşlarımız.

“…Onlara, çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (Meryem/58)

Bir yerlerde öldürülüyorsa insanlar, sessizce susuyorsa dudaklar, kollar kalkmıyor, adımlar atılmıyorsa, ‘ama-fakat-çünkü’lerle deliniyorsa insanlığın vicdanı, inadına Allah’a meydan okunuyorsa, ağlıyorumdur, gözyaşlarım kırmızı!

Dünyaya geliş amacı unutulmuşsa, hiç ölmeyecekmiş gibi çırpınıyorsa insanlar, sonsuz olan alem için değil, ısrarla bu dünya için yapılıyorsa yatırımlar,

Cepleri daha çok doldurabilmek için çiğneniyorsa mazlumların hakları, “herkes böyle yapıyor” diyerek karın tokluğuna çalıştırılıyorsa insanlar,

Bu devirde, böyle bir ortamda, Müslümanım diyen işveren hala asgari ücretle çalıştırabiliyorsa işçisini,

Az ama helal kazanç yerine, her türlü haram paraya satıyorsa namusunu, onurunu, insanlığını,

En yakınları çaresiz, elleri boş, Rabbinden bir ümit kapısı beklerken sabırla, birileri mülklerini, menkullerini saymakla bitiremiyor ve hala arttırmanın yollarını arıyorsa,

Komşusu açlık ve yoksullukla boğuşurken, kendisi her hafta sonu iznini nerede tatille geçirebileceğinin hesaplarını yapabiliyorsa, ağlıyorumdur, gözyaşlarım sapsarı.

“Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!” (Tevbe/82)

Hayasızca insanlar birbirlerini incitiyor, kendi gibi düşünmeyeni öteleyebiliyor, ‘kardeşim’ dediği halde kardeşini kendinden sayamıyorsa,

Hiç acımadan ve vicdanlar sızlamadan çocuklar analarının sımsıcak bağırlarından koparılıp kaçırılıyor, tecavüz ediliyor, öldürülüyor, organları çalınıyor ve bir leş misali bir kenara atılabiliyorsa,

Ellere, dillere, gözlere ve nefislere hakim olunamayarak başkalarının malları ve canları gasp ediliyor, namusları kirletiliyor, kişilikleri aşağılanıyorsa,

Renginden, dilinden veya memleketinden ötürü haklar zorla alınıyor, zalimleşiliyor, milletin refah ve huzuru, kirli emeller uğruna menfaatlere peşkeş çekilebiliyor, müdahale etmek isteyenler susturuluyor, kaybettiriliyor veya zindanlarda çürümeye terk ediliyorsa,

Yetimlerin, öksüzlerin, dulların, kimsesizlerin, yolcuların ve yaşlıların hakkı insafsızca yenebiliyorsa, ağlıyorumdur, gözyaşlarım simsiyah.

Allah adına Allah’ın ayetleri ayaklar altına alınıyor, Rabbin ayetleri para karşılığı satılıyor, namazından, sakalından, orucundan ötürü insanlar işlerinden atılıyorsa,

Dinim İslam diyerek başörtü taktığı için zulme uğruyorsa kadınlar, Hak kelamı öğrenmek için saf belirleyenler gerici görülüyor ve tehdit unsuru sayılıyorsa,

Bazı suçlulular korunuyor, görünmüyor, el altından besleniyor ve şereflendiriliyorsa, zulüm tek milletken Müslümanlar hala tek vücut olamamışsa,

 Yalan, gıybet, dedikodu, riya, fitne ve fücur almış başını gitmiş ve normal sayılmaya başlamışsa, ağlıyorumdur, gözyaşlarım mosmor.

Adalet, hak ve hukuk kavramları anlamlarını yitirmiş, terazinin kefesi hep aynı yöne sarkıyorsa,

Kadınlar ve erkekler şaşırmışlarsa yönlerini ve kimliklerini, aileler bozulmaya yüz tutmuş, büyükler gözden düşmüş, yaşlılar horlanır olmuşsa bir toplumda,

Kulaklar sağır oluyorsa silah, mayın ve bomba sesleriyle, oluşan doğal afetlerle milyonlar ölüyor, şehirler yerle bir oluyor ve tüm teknolojik gelişmelere rağmen, haftalar sonra bile, ölüm ve yıkım kokuları burun direklerini kırabiliyorsa,

Sadece seçim zamanları ve menfaatlerin icap ettirdiği zamanlarda gözükülüyorsa kırsallarda, babalar çocuklarını kucaklarında karşıya geçirmek için çırpınırken yitiriyorsa yavrusunu,

Daha çok, hep daha ucuz ve daha çok hasat elde etmek için insanların hayatları hiçe sayılabiliyorsa,

Bolluğun, bereketin en alasının olduğu memleketlerde açlıktan, ihracattan, yoksulluktan bahsedilebiliyorsa, ağlıyorumdur, gözyaşlarım lacivert.

Göğüsler açılıp aza kanaat edilmesi öğrenilmişse, kuşlar pervasızca kanat çırpıyorlarsa gökyüzünde, hayvanlar tanımıyorlarsa işkenceyi,

Sütlere su karıştırılmıyorsa, çocuklar unutmuşlarsa saygısızlığı, öpülüyorsa yaşlı elleri,

‘Selam’ sözü mest ediyorsa gönülleri, misafirler gözleniyorsa kapılarda,

Pişen bir tas çopra hemen yetiştiriliyorsa hastaya, ev değil komşu alınması adet olunmuşsa, her bayram sevinçle uyanabiliyorsa insanlar,

Tatillerde akraba evlerinde alınıyorsa soluklar, ‘öf’ bile denilmiyorsa anne-babalara,

Herkes sorumluluk kavramını sindirmişse yüreğinde, kardeşinin acısını hissedebiliyorsa hücrelerinde

Feda edebiliyorsa gerektiğinde malını, kesebiliyorsa kurbanını sadece Allah için, dağıttığı eti bir haftaya tüketmişse mutlu ve mesut, ağlıyorumdur, gözyaşlarım pespembe.

Namaz, ibadet, yaşam ve ölümün Allah için olduğu tak etmişse beyinlere, dosdoğru yolda olmak için yakarıyorsa insanlar,

Sonsuzluk yanında dünyanın ‘hiç’ olduğu anlaşılmışsa eğer, bir çocuk okşanırken yalnız Rab geçiyorsa zihinden, uzatılan eller, Allah için boş çevrilmiyorsa gerçekten,

Herkes haddini bilmeyi öğrenmişse, yatırımlar sonsuz alem içinse, Yardımlar karşılıksız, borç yalnız Allah’a veriliyorsa,

Kursaklardan ateşten korlar değil, helal lokmalar akıp gidiyorsa, hırs, nefret ve öfke duyguları körelmiş, sadece adalet ve özgürlük bayrakları dalgalanıyorsa gönderde,

Haksız yere ölmüyorsa kardeşler, dikenli teller kaldırılmışsa meydanlardan, zalimlerin şerrinden korkulmuyorsa, zekat dalgası sarmışsa dört bir yanı,

Firavunlar, Karunlar ve bel’amlar tarih olmuşsa, Muhammed ümmeti sarılıyorsa Allah’ın ipine, şeytana pirim verilmiyorsa artık,

Yetimler yalnız değillerse, emanete hıyanet etmiyorsa vekiller, gökyüzünde kalmamışsa barut kokusu, türbeler dönmüşse özlerine, söndürülmüşse yanan mumlar, ağaçlar arınmışlarsa çar çaputtan,

Kadınlar gururla taşıyorlarsa örtülerini, yan gözle bakmıyorsa dalkavuklar, her çocuk tanıyorsa oyuncağı, biliyorsa şekerin tadını, çıplak ayaklar kesilmişse taşlı yollardan,

Açılan eller ta derinden şükürlerini sunuyorlarsa Allah’a, Eyyüpçe sabır öğrenilmişse eğer, ağlıyorumdur, gözyaşlarım bembeyaz.

Selam ve dua ile

smydmr@hotmail.com

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim