Gözü yaşlı zaferler

04.09.2009 15:27

Leyla İpekçi

Memleketin bazı çocukları, zaferin bayram coşkusuyla kutlandığı bir günde, korku içinde “ülkemizin bölünmesini istemiyoruz” diyerek paşalara sığınıyor, gözyaşı döküyor. Paşa, ağlayan kızı teskin ediyor:

“Biz olduğumuz, Türk ordusu olduğu müddetçe, Türkiye’yi kimse bölemez.”

Ülkemizi işgal etmiş dış güçler karşısında ölümü göze alarak mücadele etmiş olanlar gibi, kendi vatandaşına haksızlık yapmamayı, zulmetmemeyi, akan kandan beslenmemeyi, silah tacirliği yapmamayı, Atatürk ve çağdaşlık ilkelerini kalkan gibi kullanarak tetikçiler yetiştirmemeyi savunanların da coşkuyla kutladığı zaferler olmalı.

Çünkü düşmanı denize dökmek için hep birlikte (her seferinde özellikle tekrarlandığı gibi Türküyle, Kürdüyle, Lazı, Çerkesiyle vs.) ittifak ederek kazandığımız zafer, kendi vatandaşlarımıza (Kürdümüze, Ermenimize, Alevimize, Sünnimize vs.) adaletli, güvenli, refah dolu bir hayat sunamamış olmanın mahcubiyetini örtemiyor artık.

Düşmana karşı zafer kazandıktan sonra, genç cumhuriyet elitleri içinde, kendine yeni düşmanlar yaratmadan zaferini sürdüremeyeceğini düşünenler vardı. Bizzat kendi vatandaşlarına karşı hırslandı, iktidar savaşı vermeye başladılar.

Gazete arşivleri bu tarz bir savaş dilini yansıtan yazı, haber ve manşetlerle dolu. Nefret söylemiyle beslenen zarif kalemler, yıllar yılı en kaba nefret suçlarına kibarca azmettirdi kendi vatandaşlarını.

Böylelikle bazı siviller, her an savaşa hazır olması beklenen bir ordu gibi davranmaya başladı. Tabii, bu durum kaçınılmaz olarak onlarda bir düşman ezberi oluşturdu. Kendilerinde düşmana karşı büyük bir güç vehmetmeye başladılar.

Fikrini beğenmedikleri herkesi rahatça vatan haini, devlet ve ordu düşmanı ilan ettiler bu sayede. Halen de ediyorlar. Çocuklarından Kürt’ün adını esirgemiş olanlar, asıl kendi kendilerini kandırdıklarını fark edemedi.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu açılımların tartışıldığı bir dönemde: Vicdansızlaşma pahasına, kendilerini kandırmayı sürdürüyorlar. Gözyaşı dökerek ülkenin bölüneceğinden korkan çocuklar, ülkenin asıl bu şekilde zihinsel olarak bölük pörçük olduğunu bilmiyorlar.

***

Ülkemizin gözü yaşlı bazı ‘çocukları’ ise demokratik açılımlardan umutlu. Şehit aileleri arasında, açılım istemeyenlerin yanı sıra, umut büyüyor giderek. Evlatlarımı kaybettim, torunlarımı da kaybetmek istemiyorum diyen annelerin sayısı artıyor.

Geri döndürülemeyecek bir süreç bu. Herkes, kendi düşmanına rağmen barıştan bahsediyor. Yurtdışındaki ‘sakıncalı’ aydınlar, siyasetçiler geri dönme düşleri kuruyorlar.

Gündelik hayatın diline barış’ın çeşitli tonları yankısını bırakmaya başladı. Eş dost sohbetlerinde sık sık ‘daha mutlu günler’ nasıl inşa edilebilir, konuşuluyor, ortak hayaller kuruluyor.

Ermeni arkadaşlarımız, artık ‘kendi ülkelerinde tutsak ve rehine gibi yaşamaktan’ kurtulacaklarını umduklarını belirtiyor. Kürt arkadaşlarımız anadillerinde kendilerini ifade edebilen sanatçılar, düşünürler olmanın hayallerini kuruyor.

Alevi arkadaşlarımız cumhuriyet tarihi boyunca yaşadıkları katliamların asıl sorumlularının yargılanabileceğine dair bir umut taşıyor, cemevlerinde ibadetlerini korkusuzca yapmayı bekliyor.

Artık çok ama çok gecikmiş olarak başörtülü öğrencilerin üniversitede rahatça eğitim görecekleri günler de gelebilecek. Dinî ibadetlerini uygulayanların irticacı olduğu söylemi, bu ülkenin kalp damarlarını tıkamayacak belki artık.

Üzerinde çalışılan vakıflar yasasıyla ülkenin bölünme eşiğine geleceğini söyleyenler, bugüne dek vatandaşlarına ‘kul hakkı’ yedirmiş olmayı vicdanlarında yeniden tartacaklar.

Çocukların bölünmekten, irticadan korkmadığı, korkutulmadığı bir ülkede, zafer gözyaşlarını ancak o zaman hep birlikte dökebileceğiz.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim