Gönüllerin açık dillerin bağlı olduğu bir bayram

20.09.2009 00:20

Hüseyin Öztürk

Hayırlı bayramlar dostlar. Gönül huzuru ve ağız tadıyla bir bayram geçirmenizi dilerim. Dostlar diye hitap etmek hoşuma gidiyor.

Bu sebeple de tanıyan tanımayan, bilen bilmeyen, gören görmeyen, duyan duymayan, seven sevmeyen herkese “dostlar” diyerek bayramın hoşgörüsüne sığınıyorum.

Sağ olana bir Ramazan daha bitti ve bayrama kavuştu. Dünya geçici bir handır, bizler ise konargöçer dünyalıklarız. Ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir nöbet için geliyor ve nöbetimiz bitince de gidiyoruz.

Allah isteyip dileyen herkesin nöbetini; huzur, sağlık ve günahsız bir şekilde tamamlamayı nasip etsin. “Günahsız bir şekilde nöbet tamamlamak mümkün mü” sorusu aklıma geldi ama sormuyorum. Günah ya da sevap memuru değilim.

Hepimiz yaptığımız zerre iyiliklerin de, kötülüklerin de karşılığının bir kısmını bu dünyada, diğer kısmını da mezar dâhil, mahşer sonrasında çekeceğiz. O yüzden herkes kendi günah ve sevabının muhasebesini yapacak kadar akıl ve fikir sahibidir.

Kur’an-ı Kerim ferde seslenir. Birey birey herkesi muhatap alır ve öyle buyruklarını iletir. Kur’an’a muhatap olan aklıselim insanların ömürlerini nerede ve nasıl tükettiklerinin hesabını ise haliyle kitabın sahibi, dini sahibi soracaktır.

Kur’an ahlakı ile donatılmış Efendimiz (s.a.v.) buyururlar ki, “güzel bir söz sadakadır. Güler bir yüz sadakadır.” İslâm; insanoğlunun düşebileceği en küçük ve en büyük buhranlardan kurtuluşu için mükemmel bir ilaçtır. Evet, küçük bir tebessümle açılmayacak kapı, güzel bir kelime ile giremeyeceğimiz gönül yoktur.

Gönül dedik ve yazının başlığına geldik. Ramazan sohbetlerinde olsun, bayram konuşmalarında olsun, hemen herkesin özlem duyduğu eski Ramazanlar ve bayramlardır. “Ah o eski Ramazanlar ya da bayramlar” diye söze başlanır. Geçmişe bir özlem olarak algılanan böyle ifadelere, yeni nesil pek anlam veremez ve “Eskiden nasıldı ki, şimdi nasıl?” diye sorularla geçmişi bilmek isterler.

Bu sorunun cevabını hem yeni nesil için hem de eski nesil için şöyle vermek mümkündür. “Eskiden gönüller açık, diller kapalıydı, şimdi diller açık gönüller kapalı.” Evet, bu sözün altını lütfen çizelim ve tekrar edelim. “Eskiden gönüller açık, diller kapalıydı, şimdi diller açık gönüller kapalı.”

Her birimiz, insan ilişkilerimizi gözden geçirelim. Muhatap olduğumuz akraba, eş, dost ve tanıdıklarımızla sözlü iletişim kurarken; dilimizle mi yoksa gönlümüzle mi konuşuyoruz, bir teste tabi olalım. Dilimizin açık olduğu kadar, gönlümüz de açık mı bakalım.

Riyakâr cümlelerle başlayan iltifatların pek çoğunda, gönlümüzü de bu riyakârlığa alet ederek, karşımızdaki insanları geçici mutluluğa sevk edip etmediğimize bakalım. İşte o zaman göreceğiz ki, vicdanımız “S.O.S” veriyor. Neden? Çünkü dilimiz açık, gönlümüz bağlı da ondan. Bunları söyleyen kişi çok mu farklı? Hayır, nihayet ben de bir insanım.

Ah o eski Ramazanlarda ve ah o eski bayramlarda insanların gönülleri açık, dilleri kapalıydı. Hiç tanımadığınız evin kapısını çalarak “Allah misafiriyim” dediğinizde, insanlar size dilleriyle değil, gönülleriyle sofra kurar, evinin en güzel odasını açar ve rahatınız için bütün ev ahalisini seferber ederdi.

İnsanlar gönülden konuşurlardı, her hareketlerinde Allah rızası vardı, Peygamber sünneti vardı. Allah misafiri diye gelen insanlar dil ile rahatsız edilmez, kıyamet soruları sorulmaz, hakkında şüpheler ve endişeler taşınmaz, sadece hürmet edilir ve gönlü alınırdı.

Bayram ziyaretleri hakeza öyleydi. Şimdiki gibi bir iki akrabaya uğranıp, kimse evine çekilmezdi. Öncelikle bulunulan mahaldeki en yaşlı insan ziyaret edilir, onun gönlü alınır, duası istenir ve sırasıyla hiçbir atlama yapılmadan, yaş durumuna göre bayram boyunca ziyaretler yapılarak gönüller hoş edilirdi.

Eskiye özlem duyup “Ah” çekmek yerine, acaba bu bayramda gönülleri açıp, dilleri kapatarak, “hiç eskimeyen bu yeniyi,” bugüne taşıyabilir miyiz diye aklıma geldi ve sizlerle paylaştım. Tekrar hayırlı bayramlar. Sağlık ve afiyet dilerim.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim