1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Gölge etmeseler yeter
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Gölge etmeseler yeter

A+A-

Suriye'de kriz her iki taraf açısından da tahmin edilenden epeyce fazla uzamış durumda. Açıkçası krizin başladığı dönemlerde diğer Arap Baharı ülkelerinde yaşanan kadar bir hızla olmasa da bir şekilde oradakiyle karşılaştırılabilir bir süre içinde Esad rejiminin yıkılabileceğine dair bir beklenti oluşmuş bulunuyordu. Bugün rejim aslında rejim olarak tamamen yıkılmış, savaşan güçleri çok dar bir bölgeye sıkışıp kalmışsa da, elde kalan ağır silahlarıyla halka ölüm kusabilme kapasitesi tamamen bertaraf edilebilmiş değil.

Rejimin rejim olarak, yani meşru bir devlet olma keyfiyetiyle yıkılmış olması elindeki silahlarla kitlesel katliamlar yapamıyor olduğu anlamına gelmiyor. Baas çetesinin gücü bir devletin kendi halkı nezdinde ayakta kalkabilmek için muhtaç olduğu meşruiyeti ve haklılığı sağlayabilmekten çok uzaklaşmış olsa da, onu desteklemeye devam etmekte olan Rusya ve İran için hala çıkmamış can olarak kendisinden ümidin kesilmemesi için yeterli görünüyor.

Diğer yandan muhalefetin bu kadar dirençli çıkacağı ve alternatif ordusunu ve devletini kurup direnişi bu kadar sürdürebileceği de ne rejim tarafından ne de uluslararası güçler tarafından, belli ki tahmin edilmiyordu. Esad işin başında daha önce babasının defalarca yaptığı gibi bir kaç yüz kişiyi öldürerek bütün muhalefeti bastırabileceği vehmine kapıldı.

Açıkçası herkesin arka planını merak ettiği muhalefetin bu boyutlara vararak büyümesinin ve daha da ısrarlı bir hal almasının tek sebebi de Esad'ın bu katliamlarından başkası olmadı. Esad'ın ve rejiminin sonunu kendi korkuları ve savunma reflekslerini harekete geçiren kendi kendini doğrulayan kehanetlerinden başka bir şey getirmiş olmadı.

Buna şaşırıp da cahile yatmanın bir alemi yok. Tarih bu tür eli kanlı diktatörlerin benzer akîbetlerinin ibretlik hikayeleriyle doludur. Firavun'un sonunu bile ne herhangi bir dış güç ne de kendi halkının bir gece içinde uyanıp ayaklanmaya karar vermesi getirdi. Firavun başka herşeyden önce kendi iktidarını koruyabilmek için aldığı akıl almaz tedbirlerin, katliamların, söz dinlemeyen şiddet politikalarının kurbanı oldu.

Suriye devrimini habire dış güçlerin komplolarıyla açıklamaya kalkışanların bilmesi gereken bir şey var ki, bugün özgürlük mücadelesi veren Suriye halkının kendi onurunu korumaktan başka bir savaş gerekçesi olmadığı gibi kendi azmi gayretlerinden başka bir yardım edeni yok. Ne Amerikası ne Avrupası ne Körfez ülkeleri. Herkes kendi derdinde, kendi hesabında. Amerika'nın Esad sonrası belisizlik bahanesi giderek Esad'la arasındaki ittifakı bütün çıplaklığıyla açığa çıkarıyor.

Esad ve Baas rejimiyle ABD'nin büyük ölçüde İsrail dolayısıyla var olan ilişkisi bugün bütün ayrıntılarıyla hatırlanıp masaya yatırılsa yeridir. ABD'nin Suriye'de Esad'ın devrilmesini istediği falan yok.

İstanbul'da hafta sonu İslam Ülkeleri Sivil Toplum Kuruluşları Birliğinin düzenlediği Uluslararası Suriye Konferansında bir izleyici ABD'den Suriye için istenen desteğin yeni bir Irak doğurması mı isteniyor veya Suriye dostlarının bu yöndeki talep veya eleştirilerinin ABD'ye Suriye'yi Irak'a benzer bir biçimde işgal etmesi için bir meşruiyet zemini yaratmaya mı dönük olduğunu sordu. Soru sık dillendiriliyor olması dolayısıyla bir kez daha bütün sarahatiyle cevaplanmayı gerektiriyor.

Bir defa Suriye'ye sessiz kalınmamasını isteyen kesimlerin Irak işgalini onayladığı yok. Bu kesimlerin ABD'den Suriye'ye gelip yerleşmesini veya Irak gibi işgal etmesini istediği ve beklediği de yok. Suriye ile Irak'ı karşılaştırmak büyük bir haksızlık. İlla karşılaştırılacaksa Suriye'nin durumu Bosna ile karşılaştırılmalı. Bosna'da NATO müdahalesi isteniyordu ve ne yazık ki 250 Müslüman Boşnak öldükten sonra binbir hesapla gelebildi o müdahale.

NATO'yu resmi metin veya söylemlerde var eden sözleşmeler onun ABD'nin veya güçlü üye devletlerin istedikleri yere keyfi bir biçimde işgal kuvvetleri göndermesini içermiyor. Aksine, içerdiği şey gerçekten de ağır insan hakkı ihlalleri veya katliamlar karşısında insani müdahalelerdir.

Türkiye'nin üyesi olduğu bu birlikten talebi tam da bu misyonunu hatırlamasıdır. İşlerin asla bu noktaya varmamış olduğu Irak, Libya ve şimdi de Mali'de koşa koşa müdahaleye gidenlerin Suriye'ye karşı sessizliğindeki ikiyüzlülüğü vurgulamaktan birileri NATO'yu Suriye'yi işgale gerekçe hazırlamak olarak algılıyorsa Allah'a havale...

Sonuçta Suriye halkının Allah'tan ve kendi halkının onurundan başka bir desteği yok ve öyle görünüyor ki, başka hiç bir dış destek gelmeden de kendi işini Allah'ın inayetiyle kendisi görecek gibi. Şu an için gerçekten de o birileri gölge etmese başka ihsan istenecek değil.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT