Göçmenler göçtüler ama şimdi 'burada'lar!

27.08.2014 16:56

Fatma K. Barbarosoğlu

Sosyal medya üzerinden örgütlenen 'felaket tellalcileri' yerli yersiz her durum için dövünme efektlerini devreye sokarak 'biz ne ara bu hale geldik' nidasını yükseltiyor.

İnsanoğlunun bozguncu karakteri Hz. Adem'in çocuklarına kadar gider. Kardeşi Habil'i öldüren katil Kabil hikayesi bir şekilde kodlarımızda kayıtlıdır. Biz ne ara bu hale geldik diye feryat etmek yerine, bu hal üzerine devam etmemek için zikrimizi ve fikrimizi yormak zorundayız.

Sözü nereye getireceğim?

Suriyelilerin son zamanlarda yaşadıklarına ve yaşadıklarının haber dili olarak ortaya konmasına getireceğim.

Medya asayiş haberlerini kimlikler üzerinden vermeye devam ediyor. 'Bugün de Türkiye'de erkeler bir kadını daha öldürdü' manşetleri kadın cinayetlerinin artmasına; kadınların, eşleri ya da eski eşleri tarafında şiddete uğramasının 'normal' bir şey gibi algılanmasına sebep oldu.

Bir ara hatırlayın çocuk ya da kız yüzünden yapılan kavgalar 'Kürtler ile Türkler birbirine girdi' manşetleri üzerinden haberleştirildi.

Son aylarda ise 'Suriyeli göçmenler ile yerli halk arasında çıkan çatışma' diye başlayan manşetler atılıyor.

Pek çok konuda olduğu gibi göçmenler konusunda da santimantel tepkiler verme başarısını kimselere kaptırmıyoruz.

Duygusal yorumlar bu tür olayları engellemeyeceği gibi daha da artmasına, provokatörlerin sahne almasına vesile olur.

Olaylara, hem göçmenler hem de yerli halkın bakış açısından eğilerek, iki tarafı da derinlemesine dinleyerek yaklaşmak zorundayız.

Dinlerken ortaya koyacağımız ana tema adalet olmalı.

Kentlerinin tekinsiz bir hal almasından endişe edinen ahalinin, acilen üzerinde durması gereken nokta adalet.

Önce şu konuda anlaşalım: Göçmenleri tekinsiz kılan yerli halkın tutumudur. Eğer daha önce 300 TL olan kirayı üç katına çıkartırsak, nasıl olsa muhtaç diyerek göçmenlere yerli halka verdiğiniz yevmiyenin üçte birini vermeye kalkarsak, şehri bizzat kendimiz tekinsiz hale getirmiş oluruz.

Yanlış anlaşılmak istemem; göçmenler ile yerli halkın karşı karşıya geldiği Gaziantep, Adana ve en son İstanbul Halkalı'da bazı emek sömürücülerine, göçmenleri tekinsiz bularak yok etmeye çalışan çete ruhuna rağmen, halkın dirayetli olduğunu, göçmenler için hem bireysel hem de sivil toplum örgütleri olarak seferber olduklarını biliyorum.

Fakat sadece şiddet olaylarının gündem oluşturduğu, iyi olanın dile getirilemediği zamanlardayız. Kadim ilkedir iyilikten iyilik, kötülükten kötülük doğar. Medya Suriyeliler üzerinden haber yaparken bu ilkeyi göz önünde bulundurmak zorunda. Potansiyel sosyal patlamalara dökülecek benzinin, şiddete davetiye çıkaran kelimeler üzerinden gerçekleşeceğini akıldan çıkarmamak zorundayız.

Diğer taraftan siyasiler, evvelinden alınması gereken önlemleri bıçak kemiğe dayandıktan sonra neden şimdi almaya kalktıkları noktasında kendisini gözden geçirmeli.

Siyasiler açıklama yapıyor ve diyorlar ki Suriyeli dilencilerin dilenmesine izin verilmeyecek.

Bu açıklamada eksik kalan bir taraf yok mu?

Türkiyeli dilenciler neden dileniyor? Dilenciliği cadde ve sokaklarımızdan temizlemek için yapılabilecek bir şeyler var ise neden yapılmıyor?

Gerçek mağdurların hayat hakkını elinden alma tehlikesi olacağı için denilebilir. Fakat asayiş ekipleri tarafından profesyonel dilencileri tespit etmek hiç zor olmasa gerek.

Medya hoyrat bir dil kullanarak, siyasiler evvel alınması gereken tedbirleri testi kırılıp sular boşa aktıktan sonra almaya kalktığı için göçmenler ile ilgili olarak yapılan 'çalışma'ların değil 'çatışma'ların resmi çıkıyor ortaya.

Türkiye'nin dört bir tarafında, insani dil ile değil 'çatışma' üzerinden inşa edilen bir karşılaşma resmediliyor Suriyeliler üzerinden.

Allah muhafaza daha acı olaylarla karşılaşmadan şu hususları acilen hayata geçirmek zorundayız diye düşünüyorum:

1-Suriyeli misafirlerin kaçak oldukları gerekçesi ile emeklerinin sömürülmesine izin verilmemeli.

2-Göçmen kadınların el emeği ile üretimde bulunacakları ortamlar inşa edilmeli.

Bu bağlamda kamplarda zaman ve mekan örgütlenmesinin insani bir duyarlılık ile inşa edilmesi için kampların denetimi sağlanmalı.

3-Gelenler ile yerliler arasındaki iletişimin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için, Türkçe bilen Suriyeliler ile Arapça bilen Türkiyelilerden oluşan bir sivil toplum örgütü inşa edilerek halkların birbirini anlaması sağlanmalı.

4-Her yıl yüzlerce sosyoloji öğrencisi mezun oluyor ve öğretmenlik atamasını bekleyerek ömürler tükeniyor. Kent dokusunda toplumsal duyarlılığı yeniden inşa etmek için sosyolog ve psikologlardan oluşan çalışma ekipleri organize edilmeli.

5-Şehir dışında oluşturulan kampların denetimi iyi yapılmalı ortamın insani bir şekilde örgütlenmesi için sivil toplum ve devlet ortak projeler hayata geçirmeli.

Şunu unutmayalım, gelenlere gösterdiğimiz ihtimam kendi geleceğimize gösterdiğimiz ihtimamdır.

Önümüzdeki yıllarda da maalesef göçmen nüfusun talebi ile karşılaşmaya devam edeceğimize göre, göçmenler ile ilgili bakanlık seviyesinde bir oluşumun acilen örgütlenmesi gerekiyor.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim