1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Gladio'dan Ergenekon'a nasıl gelindi?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Gladio'dan Ergenekon'a nasıl gelindi?

A+A-

Ben de birçoğunuz gibi akıl yürütürken zincirin bütün halkalarının yerinde olmasını, “atlamalar”dan sakınılmasını tercih edenlerdenim.

Dolayısıyla, NATO'nun “Gladio”sunun (ya da bizdeki adlarıyla “Kontgerilla” ya da “Özel Harp'in) Ergenekon'a dönüşümünü - arada hiç değilse büyük boşluklar olmadan- anlamak isteyenlerdenim.

“Komünizm” tehlikesine karşı oluşturulmuş Gladio ağının Sovyetler'in çöküşünden sonra Batı'da başına neler geldiği hakkında yeteri kadar bilgilendik sanırım. Özellikle de İtalya'da olup bitenler hakkında. Bildiğiniz gibi, Gladio açısından İtalya'nın özel bir önemi vardı, çünkü bu ülkedeki siyasi yelpaze Hristiyan Demokrat ve Komünist-Sosyalist partiler tarafından neredeyse yarı yarıya bölüşülmüştü.

Demek ki, İtalya'da sağ ve sol arasında bir uzlaşma (bir cenahtan eski İtalyan Komünist Partisi'nin eski Genel Sekreteri Berlinger'in, diğer cenahtan ise Aldo Moro'nun “uzlaşmaya” ilişkin tezlerini-önerilerini hatırlayın) Gladio'nun fena halde canını sıkmaktaydı.

Bu arada , sağ-sol uzlaşmasının akla hayale bile gelemeyeceği Fransa'da da (çünkü her şeyden önce “nükleer güç”) sosyalist-komünist uzlaşmasının çok uzun süre nasıl can sıkıcı bir senaryo olarak değerlendirildiğini hatırlayabilirsiniz. (Bildiğiniz gibi bu “blokaj” da, Mitterrand ile 81'de yıkılacaktı.)

ABD'nin planlaması altında NATO bünyesinde oluşturulan bu “derin devletler” ağı az ya da çok bütün NATO ülkelerinde olduğu gibi -haliyle- Türkiye'yi de içine alıyordu. Türkiye de (malum) Sovyetler'e sınır bir ülke, onun da Sovyet işgalinden ve de komünizm fikriyatından korunması gerekiyor.

Soğuk Savaş'ın bu soğuk ağının bu amaçla Türkiye'yi nasıl bir “cadı kazanına” dönüştürdüğünü yaşı müsait olanlar iyi hatırlayacaktır. Bu dönem içinde “komünist avı” hemen herkesi meşgul etmiştir. “Komünizmle mücadele dernekleri”, canı sıkılanın kaleme sarılıp birilerini “komünist” diye ihbar etmesi, Tekel'in ambleminden başlayarak aklınıza gelebilecek hemen her “obje”nin “orak-çekiç”e benzetilerek peşine düşülmesi, 6-7 Eylül olayları gibi apaçık ırkçı bir sokak gösterisinin bile vakit geçirmeden (hemen, olayların yaşandığı gün) “komünistlerin marifeti” olarak ifşa edilmesi vs.

O devirde henüz şehirlerin kalelerine “Ne Mutlu Türküm Diyene” vecizesini kazımak âdetten olmadığından, milletçe “Kominizm (böylesini gördüğüm için yazıyorum) Her Görüldüğü Yerde Ezilmelidir” özdeyişi ile (hem de ışıklandırılmış) yetinmek zorundaydık.

Şimdi dönüp bakınca -insanlara çektirilen acıları unutmadan tabii- yaratılmış atmosfer karşısında gülümsememek imkansız doğrusu. Diyelim ki fakir bir Orta Anadolu şehrindesiniz. Şehrin belediyesinin bütçesi üç-beş kuruştan fazla değil. Ama o belediye, hemşehrilerini “komünizm tehlikesi”nden korumak için elinde-avucundaki o üç-beş kuruşu da biraz önce sözünü ettiğim ışıklı panoya harcıyor... Ve de o yoksul halk boş vakitlerinde “orak çekiç” avına çıkıyor. Ve de tabii ki etrafta dolaşan onlarca dedikodu: “Falanca öğretmen komünistmiş duydun mu?”; “Falanca memurun komünist olduğu için tayini çıkmış duydun mu?”; “Falanca kahvehanedeki iskambil markalarının üzerinde orak çekiç varmış duydun mu?”; “Falanca öğretmen çocuklara azılı komünistlerin kitaplarını okutuyormuş duydun mu?”...

Zavallı halk, zavallı memleket...

Her işleri tamam olmuş da bir “Gladio”ları eksikmiş gibi...

Niye mi hatırlatıyorum bunları?

Hatırlatıyorum, çünkü “Gladio-Ergenekon” çizgisinin nasıl oluştuğunu -gerçekten- merak ediyorum da ondan.

Ergenekon davası kızıştığından beri gazeteleri bu “merak” yüzünden özellikle inceliyorum. Bakalım bu işlerden anlayan hangi yazar söz konusu geçişi-dönüşümü halkaları atlamadan açıklayacak?

Birkaç iyi açıklama bulmadım değil. Ama “açıklamalar”ın çoğu, bir, iki, üç değil, bir çırpıda onlarca halka atlıyordu.

Cevabını merak ettiğim soruyu bir kere daha tekrarlayayım:

Nasıl oldu da, Ergenekon'un “Gladio” günlerindeki görüşlerini ve tutumlarını bildiğimiz kimi kişi ve çevreler, arada “Susurluk” gibi yine “Gladio”ya pek yakışan bir olay olmasına rağmen, siyasete ve topluma içinde şiddetin de yer aldığı yöntemlerle biçim vermeye çalışan çetelerin en kararlı düşmanları haline dönüştüler?

“Olamazlar” demiyorum tabii ki, gelişmek herkesin hakkı. Benim merak ettiğim husus bu gelişmeyi bu kadar hızla nasıl gerçekleştirdikleri sadece.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT