1. HABERLER

  2. ARAŞTIRMA - DOSYA

  3. Gizemli Flashdisk’i Sanki Herkes Unutmak İstiyor Gibi...
Gizemli Flashdisk’i Sanki Herkes Unutmak İstiyor Gibi...

Gizemli Flashdisk’i Sanki Herkes Unutmak İstiyor Gibi...

​​​​​​​Gülen Cemaati’nin çanına ot tıkayacak devâsâ bir bilgi paketi, nasıl oluyor da başta Tuncay Özkan ve İlker Başbuğ olmak üzere Cemaat’in çanlarına ot tıkadığı kişiler tarafından 10 yıl boyunca gün yüzüne çıkarılmıyor?

A+A-

ALPER GÖRMÜŞ, Serbestiyet.com sitesinde 3 bölüm halinde Tuncay Özkan tarafından dönemin TSK komutasına verildiği söylenen Flashdisk hakkında ilginç bilgiler veriyor:

Gürkan Zengin, 9 Ağustos’ta Twitter hesabına şöyle yazdı:

 “İlker Başbuğ’a 2007’de verilen o flashdisk’in içeriğine, bugün bile bu kadar ilgisiz kalan bir toplumun ve devletin başına her şey gelir.”

Biliyorsunuz, bir itirafçı çıkıp meseleyi fâş etmeseydi ve bir savcı Tuncay Özkan’ı arayıp, “Size 2007’de ordu içindeki Fetullahçı subayların listesini içeren bir flashdisk verilmiş, o nerede?” diye sormasaydı ebedî uykusuna devam edeceği anlaşılan gizemli bir flashdisk’imiz var... Gürkan Zengin, işte o flashdisk’le ilgili meraksızlığımızdan söz ediyor...

Onun haklı olarak yakındığı “ilgisizliğin”, yukarıda aktardığım tweet’ini izleyen iki haftaya yakın sürede iyice koyulaştığını düşünürseniz, feveranını daha iyi anlarsınız.

Ortada bir sürü soru var, tabii en büyüğü ve en önemlisi de şu:

Gülen Cemaati’nin çanına ot tıkayacak devâsâ bir bilgi paketi, nasıl oluyor da başta Tuncay Özkan ve İlker Başbuğ olmak üzere Cemaat’in çanlarına ot tıkadığı kişiler tarafından 10 yıl boyunca gün yüzüne çıkarılmıyor? Acaba bu devâsâ bilgi paketi, bize “tester” olarak koklatılan “Ordu içindeki Cemaatçi subaylar listesi”ne ek olarak, kamuoyunun öğrenmesinde sakınca görülen başka bilgiler de mi içeriyor?

Flashdisk’in, belli ki ebedî olması arzu edilen 10 yıllık uykusunun nedeni, “tester”ı izleyen ve mecburen ortaya salınan başka kokular (mesela ordu içindeki subayların Kürt, Alevi, solcu, pornocu olarak fişlenmiş olması ya da bize henüz koklatılmayan başka bilgiler) olabilir mi? Keza, ulusalcısından Cemaatçisine, milliyetçisinden iktidara yakın olanına; bütün kalem erbabının şimdiki “meraksızlığı” da gene gizemli flashdisk’in içeriğinin herkesi rahatsız edecek kadar geniş yelpazeli olması ihtimaliyle açıklanabilir mi?

Bu soruların tamamının spekülasyonun ötesinde bir değer taşımadığını kabul ediyorum, fakat bazen öyle olur: Ortada çok önemli olduğu apaçık bir “malzeme” var ve fakat onunla ilgili bilgimiz bu önemle mütenasip değilse sorular da ister istemez spekülatif olur, somutlaşmaları zaman alır.

Gizemli flashdisk’in geç doğumunu ve onu izleyen bazı gelişmeleri alt alta sıraladığımızda, ortaya başka sorular da çıkıyor. Onları da soracağım, fakat ondan önce hikâyeyi birlikte gözden geçirmemiz iyi olur, çünkü ek sorular hikâyedeki ayrıntılardan çıkıyor.

25 Temmuz: İlk açıklama Kılıçdaroğlu’ndan

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 25 Temmuz’daki grup toplantısında milletvekilleri arasında heyecan doğuran bir açıklama yaptı. Buna göre, CHP milletvekili Tuncay Özkan 2007 yılında Genelkurmay’a Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki Gülen Cemaati’ne bağlı subay ve astsubayların listesinin yer aldığı bir flashdisk vermişti; Özkan, o diski aynı gün savcılığa teslim edecekti. Kılıçdaroğlu, diskle ilgili olarak özetle şu bilgileri vermişti:

 “9 Şubat 2009’da flashdisk’teki bütün bilgiler bir dosyaya aktarılır ve dosya bir şey yok diye kapanır. Bu flash bellekte 15 bin subay ve astsubay içeren bilgi ve belge vardı. Yaşam biçimi ve alışkanlıklarına dair bilgiler vardı. 86 general hakkında özel fişleme bilgileri vardı. Örgütle bağları, himmet ilişkileri vardı. Elimine edilmek istenen TSK mensuplarının nasıl şikayet edileceği yazışma örnekleri vardı ve bu dosya 2009’da kapatıldı. 2007’de Tuncay bey teslim ediyor, 2008’de gözaltına alınıyor, 6 yıl hapishanede kalıyor. Özkan bugün o flashdisk’i savcılığa verecek.”

Nitekim konuşmadan hemen sonra Tuncay Özkan, “Genel Başkanımızın grup toplantımızda açıkladığı belgeleri İstanbul Cumhuriyet Savcılarına şu an itibariyle teslim ettim” içerikli bir sosyal medya mesajı geçti ve süreç başladı.

Meğer iddianamede varmış...

Bundan iki gün sonra (27 Temmuz),Yeni Şafak muhabiri Mustafa Sait Özkan’ın, “FETÖ’nün hava kuvvetlerindeki mahrem yapılanmasına ilişkin iddianame”deki bazı bilgiler üzerine kurduğu haber, Tuncay Özkan’ın 10 yıl boyunca uhdesinde tuttuğu flashdisk’i neden şimdi savcılığa teslim ettiğini de açıklıyordu.

Habere göre flashdisk, Cemaat mensubu olduğu düşünülen bir subay tarafından 11 Aralık 2006’da düşürülmüş, bulunduktan sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilmiş, komutanlık da incelenmesi için o dönem Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarata Karşı Koyma Şube Müdürü Albay Selçuk Başyiğit’e ulaştırılmıştı.

Savcıların iddianameye bu bilgileri yazabilmelerinin nedeni, 15 Temmuz darbesine iştirak ettiği ve “FETÖ üyesi” olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan Başyiğit’in itirafçı olup 2007’de bu diskin kendisine teslim edilmiş olduğunu savcılara bildirmiş olmasıydı.

İşte savcılar bu bilginin izini sürüp, diskin ilk olarak Tuncay Özkan tarafından TSK’ya verildiğini tespit etmişler, bilahare de Özkan’dan bu flashdisk’i talep etmişlerdi. Yani, böyle bir gelişme olmasaydı, Tuncay Özkan’ın bu devâsâ bilgi yığınını uhdesinde tutmaya devam etmesi ihtimali çok yüksekti.

Adil Öksüz, Akın Öztürk

Selçuk Başyiğit’in itirafı, 15 Temmuz darbesinin bir numaralı sivil ismi Adil Öksüz ile bir numaralı asker ismi Akın Öztürk’ü de zan altına alıyordu. Yeni Şafak’taki haberden hikâyenin bu tarafına da bakalım:

 “İtirafçı olan Başyiğit, flash diske ilişkin önemli bilgiler verdi. Başyiğit, o dönem kendisinden sorumlu sivil imam ‘İbrahim’ kod isimli Cafer Sarıkaya’nın, düşürülen flash bellekten komutanlardan önce haberdar olduğunu söyledi. Bilgileri dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert’e arz etmeden Sarıkaya'nın kendisini aracıyla alarak, Ankara Bahçelievler’deki bir apartmana götürdüğünü söyleyen Başyiğit, burada Öksüz’le görüştüğünü anlattı.

 “Adil Öksüz’ün Hava Kuvvetleri’nden sorumlu en etkin kişi olarak tanıtıldığını söyleyen Başyiğit, görüşme sırasında flash bellekle ilgili konuşurken Adil Öksüz’ün ağlamaklı olarak ‘Bir arkadaşımız düşürmüş. Evet bunlar doğru’ diyerek bilgilerle ilgili ne işlem yapacağını sorduğunu söyledi.

 “Bu toplantıdan sonra flash diske ilişkin TSK içinde yapılan soruşturma kapatıldı. O dönem flash belleği inceleyecek olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı Tümgeneral Erol Özgil ve İstihbarat Daire Başkanı Kurmay Albay Gürsel Tokmakoğlu’na ait ses kayıtları sızdırıldı. İki isim de görevden alındı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı görevine Orgeneral Akın Öztürk getirildi ve Öztürk dosyayı kapattı.”

Flashdisk ilk olarak Başbuğ’a verilmiş

Tuncay Özkan’ın ifadesini bilahare dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ da doğruladı ve flashdisk’in Özkan tarafından kendisine teslim edilmesinden sonra ne yaptığını avukatı aracılığıyla kamuoyuna şöyle duyurdu:

 “1. Tuncay Özkan 2007 yılında bir flash belleği dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ’a teslim etmiştir. 2. Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargâhında yapılan ön incelemede flash bellekteki bilgilerin Hava Kuvvetleri Komutanlığı personeline ait olduğu görülmüştür. 3. Konu hakkında Genelkurmay Başkanlığına bilgi sunularak vakit geçirilmeksizin flash belleğin incelenmek üzere Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderilmesi sağlanmıştır.”

Demek ki, böyle önemli bir bilgi kaynağının akıbeti konusunda kayıtsız kalmaması beklenen, fakat 10 yıl boyunca Tuncay Özkan gibi sessiz kalan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ile dönemin Genelkurmay Başkanı’nın (Yaşar Büyükanıt) cevaplaması gereken sorular da var.

24 Ağustos Perşembe günü -sonradan hızla sönümlenecek olan- “flashdisk heyecanı”nın yüksekte olduğu ilk günlerde dile getirilen bazı soruları hatırlatacak, ben de ilave bazı sorular soracağım.

Gizemli flashdisk’te sorular ve muhataplar

Tuncay Özkan’a 2007’de teslim edilen ve içinde Gülen’cilerin ordu örgütlenmesinin yer aldığı iddia edilen flashdisk’in ancak 10 yıl sonra ve “savcı zoru”yla uykudan uyandırılmasının davet ettiği sorular çok fazla. Tek muhatap da Özkan değil.

Epeyce gecikmiş doğumunu geçen yazıda anlattığım gizemli flashdisk’le ilgili temel soruyu da yine o yazıda sormuştum:

 “Gülen Cemaati’nin çanına ot tıkayacak devâsâ bir bilgi paketi, nasıl oluyor da başta Tuncay Özkan ve İlker Başbuğ olmak üzere Cemaat’in çanlarına ot tıkadığı kişiler tarafından 10 yıl boyunca gün yüzüne çıkarılmıyor?”

Gizemli flashdisk’in akla getirdiği soruların çoğu bu temel sorunun etrafında şekilleniyor. Çünkü, hikâyenin unsurları belirginleştikçe, bu Cemaat karşıtı bilgi paketinin 10 yıl boyunca gün yüzüne çıkarılmamasında, Özkan’ın dışında başka kişilerin de sorumlu oldukları ortaya çıkıyor.

Bu sorumlulardan sadece biri, flashdisk’in neden ancak şimdi, tam 10 yıl sonra kamuoyu bilgisi haline gelebildiğine dair açıklamalarda bulundu: Tuncay Özkan...

Başta İlker Başbuğ olmak üzere flashdisk’in varlığından 10 yıldır haberdar olduklarını bildiğimiz öbürleri ise bu konuda herhangi bir izahta bulunmadılar.

Tamamı askerlerden oluşan bu birinci kategorinin dışında bir de, gizemli flashdisk’in 10 yıllık macerasından haberdar olup olmadıklarını bilmediğimiz; dolayısıyla da sorumlulukları, onu bilmeleri şartına bağlı kişiler var; bunların tamamı ise siyasetçilerden oluşuyor.

İsimlendirirsek...

Birinci kategori: Flashdisk’ten haberi olanlar

Birinci kategoride, 2007’de görev başında olan üç komutan yer alıyor: Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert ya da Aydoğan Babaoğlu. (Flashdisk, Özkan’a 2007’nin nisan ya da mayısında verilmişti. Aynı yılın ağustos ayında hava kuvvetleri komutanlığı el değiştirdi. Şayet disk Hava Kuvvetleri’ne ağustos sonrasında iletildiyse, Faruk Cömert’in herhangi bir sorumluluğundan söz edilemez. Disk ağustostan önce iletildiyse, her iki komutanın da sorumluluğu var demektir.)

İkinci kategori: Flashdisk’ten haberdar olup olmadıklarını henüz bilmediklerimiz

İkinci kategoride ise, normal bir demokraside böyle bir gelişmeden haberlerinin olmaması düşünülemeyecek, fakat hepimizin bildiği nedenlerle o tarihte (2007) bu bilginin kendilerinden esirgenmiş olması muhtemel üst düzey siyasetçiler yer alıyor. Onların listesini de flashdisk’i parti grubundaki konuşmasında (25 Temmuz 2017) kamuoyuna ilk duyuran kişi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu açıklamıştı:

 “Soru şu: Bu flaş diskteki bilgileri incelemek üzere kurulan Güneş Çalışma Grubu iktidarın bilgisi dahilinde kurulmuş mudur? Kurulmuşsa bu dosya kapatılırken Başbakan kimdi, Adalet Bakanı kimdir, Milli Savunma Bakanı kimdi, onların tamamının açığa çıkması lazımdı. Bu flaş disktekiler yok sayılmasaydı bugün ne 250 şehidimiz ne de 2193 gazimiz olmayacaktı.”

Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu?

Aslında, bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendisi de bu gizemli flashdisk’in hiç değilse son iki yılda gün yüzüne çıkarılmamış olmasının sorumluları listesine eklenebilirdi... Çünkü Tuncay Özkan iki yıldır partisinin milletvekili ve bir milletvekilinin böyle bir bilgiden genel başkanını haberdar etmiş olması, etmemiş olmasından çok daha güçlü bir ihtimal... Fakat Kılıçdaroğlu, bu soruyu soran gazeteci Melih Altınok’u bizzat arayarak, adının bu listeye girmesinin önüne kalın bir çizgi çekti:

"Ben de sizler gibi sonrasında haberdar oldum. Savcılık Tuncay Bey'i çağırdığında, söz konusu diskin varlığından haberdar oldum." (Sabah, 31 Temmuz)

“FETÖ’cü savcılar” argümanı ikna edici mi?

2007’de Tuncay Özkan’ın siyasetçi kimliği yoktu, aktivist bir gazeteciydi. Dolayısıyla elbette ona sorulacak ilk soru, eline böyle bir haber malzemesi geçen bir gazetecinin, bunu kamuoyuyla değil de devletin silahlı bürokrasisinin zirveleriyle paylaşmasına dair olmalı. Fakat işin bu kısmının üzerinde durmayacağım, söyleyip geçeceğim ve kamuoyunun zihnini asıl meşgul eden sorulara geleceğim. Tuncay Özkan, flashdisk kendisine ilk ulaştırıldığında onu neden yargıya değil de askerlere teslim ettiğini soran Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi’ye, “kediye ciğer teslim edilir mi, zaten FETÖ’cüler bu flash diski arıyordu” demişti. (Flash diskin sırrı, Abdülkadir Selvi, Hürriyet, 1 Ağustos 2017).

2007, doğru, Cemaat’e sadık yargı mensuplarının güçlerini göstermeye başladığı bir yıl. Fakat 2007’de, meşru siyasi iktidarın canını almaya ant içmiş bir yargı kesimi de vardı (bir yıl sonra kapatma davası gelecekti) ve onların hiç değilse görünürdeki gücü Cemaat’inkinden çok daha fazlaydı. Buradan, Tuncay Özkan’ın cevaplaması gereken şu soru çıkıyor: “Ciğer”i ille de “kedi”ye götürmenin şart olmadığı, alternatif yolların da mümkün olduğu bir durumda “ciğer” neden Cemaat’in de hükümetin de çanına ot tıkamak için malzeme peşinde koşan, bu uğurda uyduruk gazete kupürlerinden bile medet uman savcılara değil de askerlere götürülüyor?

Ya “kedi”lerin haklanmasından sonrası?

Yine de bir an için Tuncay Özkan’a hak verelim ve 2007’de yargının tamamının “kedi”lerden oluştuğunu varsayalım, fakat sonrasını nasıl izah edeceğiz? “Kedi”lerin yargıdan ayıklanmaya başladığı 17-25 Aralık (2013) sonrasında, onu da geçtik, yargıdan tamamen kazındıkları 15 Temmuz (2016) sonrasında neden elindeki flashdisk’i yargıya teslim etmemiş Tuncay Özkan? Yoksa, “kediye ciğer teslim edilir mi” argümanının sadece 2007 için değil arada geçen bütün bir 10 yıl için de geçerli olduğuna inanmamızı mı bekliyor?

Özkan’ın bu kadar geç kalmasını sorgulayanları eleştirdiği yazısında Soner Yalçın bu soruya “evet” cevabını veriyor:

 “Deniyor ki… ‘Niye bugüne kadar ortaya çıkarılmadı?’ Tuncay Özkan FETÖ soruşturmasını yürüten siyasal iktidara, savcılara güvenemedi. Bekledi. Ne zaman… Flash bellek incelemesini sümen altı eden FETÖ'cü ekipten Hava Kurmay Albay Selçuk Başyiğit itirafçı olunca… Soruşturmayı yürüten savcılar Tuncay Özkan'dan flash belleğin kopyasını istedi. Hapse atılan, öldürülmek istenen Tuncay Özkan hakkıyla hâlâ güvenemiyordu, Kılıçdaroğlu'na sordu. Kılıçdaroğlu ‘hemen ver’ dedi.” (Sözcü, 3 Ağustos).

Sizce, bu argüman Özkan’ın flashdisk’i 10 yıl boyunca yargıya iletmediğini izah etmede işe yarayacak bir argüman mı?

Özkan önemini anlattıkça temel soru daha çok göze batar hale geliyor

Tuncay Özkan, gizemli flashdisk’in ne kadar çok ve önemli bilgi ihtiva ettiğini anlattıkça, onun bu kadar uzun bir süre neden uykuda tutulduğuna dair temel soru daha göze batar hale geliyor.

Mesela Özkan’ın Fatih Altaylı’nın programında söylediklerini izleyip de bu sorunun akla gelmemesi imkânsız... Hele ki aynı programda anlattığı “flashdisk vasiyeti”ni öğrenince:

“Ben hücrede ölseydim bu belgeleri Barış Terkoğlu açıklayacaktı. Ona kime teslim edeceğini, ne yapacağını vasiyet etmiştim."

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu da “vasiyet”i şöyle anlatmıştı:

"Tuncay Özkan'la Silivri Cezaevi'nde aynı hücrede kaldık. Yanına gittiğimde ciddi rahatsızlıkları vardı. Cildi sararıyordu. Bir akşam, kendisini cezaevinde zehirlediklerini söyledi. (...)

Bugün kamuoyuna anlattığı flash diskin hikayesini anlattı. O gün teslim ettiği flash diskin bir örneği kendisindeydi. Ele geçirmek için sekreterinden şoförüne kadar olası herkesin evini basmışlar, her yeri aramışlardı. Başına gelecekleri tahmin eden Özkan, flash diski güvenilir bir yere bırakmıştı. Hapishanede ölürse flash diske ulaşacak ve süreci duyuracaktım. Özkan'ın vasiyeti buydu. Bundan kısa süre önce bir yemekte buluştuk. Flash diski savcılığa teslim edecekti. Ne mutlu ki, benim üzerime bu sırrını saklamaktan başka bir iş düşmemiş, kendisi cezaevinden çıkıp sağlıklı bir şekilde flash diski teslim etmişti." (Tuncay Özkan’ın vasiyeti neydi, Odatv, 9 Ağustos).

Şeytan’ın sor dediği soru bu noktada da şöyle şekilleniyor: Kamusal önemi bu kadar büyük olan bir bilgi, açıklanmak için neden Tuncay Özkan’ın ölümünü bekliyor? Barış Terkoğlu’na vasiyette bulunmak yerine neden dışarıdaki bir gazeteciye “Git o flashdisk’i bul ve açıkla” denmiyor? Böyle yapıldığı takdirde “zehirlenme” sürecinin devam edecek olmasından korkulduğu için mi? Argüman buysa, ikna edici mi? Öyle bir durumda Tuncay Özkan’ı kurtaracak olan şeyin gizlemek değil de fâş etmek olduğu apaçık değil mi?

Gazeteciliği gazeteciliği bıraktıktan sonra hatırlamak!

Özkan, Fatih Altaylı’nın zikrettiğim programında çok ilginç bir teklifte bulundu, dedi ki: "Bir gazeteci grubu toplanıp belgeleri isterlerse Türkiye’nin aydınlanması için bu belgeleri teslim ederim.”

Çok geç ama, Tuncay Özkan’ın 10 yıl önce kendisine teslim edilen şeyin askerlerden önce gazetecilerin önüne serilmesi gereken bir “malzeme” olduğunun farkına varması yine de önemli.

Bu çağrının gazetecilerin kurumsal yapılarında, meslek örgütlerinde hiçbir heyecan uyandırmamış olması, gizemli flashdisk’in, iktidar oyununun çevresindeki bütün aktörlere “dokunan” bir yanının olabileceğini imâ ediyor.

Pazartesi günü, bu dizinin son yazısını, gizemli flashdisk’in akla getirdiği başka sorulara ve onların Tuncay Özkan dışındaki muhataplarına ayıracağım.

‘Flashdisk’ sorularının öbür muhatapları ve kaçınılmaz spekülasyonlar

Gülen Cemaati’nin ordu içindeki örgütlenmesini isim isim fâş ettiği öne sürülen bir flashdisk Tuncay Özkan tarafından 2007’de Genelkurmay’a verilmişti. Bu tarih, birçok özelliği nedeniyle yeni ilave soruları ve bir dizi spekülasyonu da davet ediyor: Ünlü Dolmabahçe buluşması 2007’de gerçekleşmişti. Onu izleyen 2008’de ise Tuncay Özkan’ın sahibi olduğu Kanaltürk televizyonu Cemaat’e yakınlığıyla bilinen bir işadamına satılmıştı.

Okumakta olduğunuz yazı, 25 Temmuz 2017’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Tuncay Özkan tarafından cumhuriyet savcılarına teslim edilen ve ilk günlerde yarattığı büyük heyecan kısa sürede tuhaf bir biçimde sönen flashdisk’le ilgili üçüncü ve son yazı.

Dizinin ilk yazısında, 2007’de tanımadığı biri tarafından Özkan’a verilen flashdisk’in ancak 10 yıl sonra, o da “savcı zoru”yla yargıya teslim edilişinin öyküsünü özetlemiştim... İkinci yazıda ise, siyasi kimliğini büyük ölçüde Gülen Cemaati’yle giriştiği siyasi mücadele etrafında örmüş bir kişinin, Cemaat’i “bitirecek” bir bilgi paketini bu kadar yıl boyunca gün yüzüne çıkarmamasının akla getirdiği sorulara ayırmıştım... Fakat bu sorunun başka muhatapları da vardı ve onları da bu son yazıya saklamıştım...

Öte yandan 2007 tarihi, birçok özelliği nedeniyle yeni ilave soruları ve bir dizi spekülasyonu da davet ediyor: Ünlü Dolmabahçe buluşması 2007’de gerçekleşmişti. Onu izleyen 2008’de ise Tuncay Özkan’ın sahibi olduğu Kanaltürk televizyonu Cemaat’e yakınlığıyla bilinen bir işadamına satılmıştı...

Bunlardan Kanaltürk televizyonu ile ilgili olanı aşağı yukarı şu ifadelerle dile getirildi: Tuncay Özkan, flashdisk’i TSK’ya teslim ettikten bir yıl sonra, 2008’de sahibi olduğu televizyonu çok tatminkâr bir fiyata Cemaat’e yakın olduğu bilinen bir işadamına sattı. Acaba, bir yıl önce TSK’ya teslim ettiği flashdisk’ten bir daha hiç söz etmemesi bu satışla bağlantılı olabilir mi?

Dolmabahçe buluşmasına gelince... Aşağıda, kafalara takılan soruların Tuncay Özkan dışındaki muhataplarını ele alırken, bu buluşmaya dair spekülasyonları da hatırlatacağım.

Geçen yazıda, “Başta İlker Başbuğ olmak üzere flashdisk’in varlığından 10 yıldır haberdar olduklarını bildiğimiz” komutanlardan söz etmiş, Tuncay Özkan’la birlikte bu kişilerin de söz konusu flashdisk’in bugüne kadar gün yüzüne çıkarılmamış olmasında sorumlulukları olduğunu söylemiştim. Tek tek bakalım...

İlker Başbuğ

Tuncay Özkan, kendisine ulaştırılan flashdisk’i zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’a teslim ettiğini söyledi, Başbuğ da avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada Özkan’ın verdiği bilgiyi doğruladı. Açıklamaya göre, Başbuğ, kendisine gelen flashdisk’in ön incelemesini yaptırmış, içeriğinin Hava Kuvvetleri Komutanlığı personeline ait olduğunun anlaşılmasından sonra Genelkurmay Başkanlığı’nı bilgilendirmeyi müteakip Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na göndermişti. Açıklamada başkaca bir bilgi yoktu.

Yani, Başbuğ’un sonrasında flashdisk’in akıbetini takip edip etmediğini bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama, takip etmemiş olması akla hiç uygun görünmüyor. Çünkü, birincisi: Sözünü ettiğimiz materyal, bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) iddiasıyla, ordu içine sızıp onu ele geçirmeye çalışan bir teşkilata aitti... İkincisi: İlker Başbuğ, sadece bir yıl sonra, Ağustos 2008’de TSK’nın en sorumlu mevkiine, Genelkurmay Başkanlığı’na yükselmişti.

Başbuğ görevden ayrıldıktan sonra (2010) tutuklandı, cezaevinde yattı ve o tarihten sonra dahi flashdisk’ten hiç söz etmedi. Evet, “dahi”, diyorum, çünkü onu cezaevine gönderen irade, 2007’de eline geçen diski hazırlayan iradeydi.

Yaşar Büyükanıt

Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, gizemli flashdisk’i Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na göndermeden önce Genelkurmay Başkanlığı’nı bilgilendirdiğini söylemişti. Buradan, 2007’deki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da flashdisk’in varlığından haberdar olduğunu anlayabiliyoruz. Dolayısıyla Büyükanıt da kamuoyuna bir açıklama borçlu. Büyükanıt, bu kadar önemli bir bilgi kaynağının akıbetini, görevi bıraktığı 2008 Ağustos’una kadar izlemiş miydi? İzlemediyse, TSK’nın bir numaralı düşmanını ele verecek yığınla bilgiye karşı nasıl bu kadar ilgisiz kalabilmişti? Ve emeklilik sonrası... Silah arkadaşlarının cezaevlerine konmasından sorumlu tuttuğu bir teşkilatın ipliğini pazara çıkartacak bir materyali, hiç değilse emekli olduktan sonra hatırlayıp kullanmaya neden teşebbüs etmemişti?

Büyükanıt ve Dolmabahçe buluşması

Yaşar Büyükanıt deyince, gizemli flashdisk’le gizemli Dolmabahçe duruşmasının neredeyse eşzamanlı olarak gerçekleşmiş olmasının çağrıştırdığı spekülasyonu da hatırlamak gerekiyor...

Tuncay Özkan’ın verdiği bilgilerden, flashdisk’in kendisine Nisan 2007’de teslim edildiğini, onun da gecikmeksizin materyali İlker Başbuğ’a teslim ettiğini anlıyoruz. Keza Başbuğ’un da hızla Genelkurmay’ı bilgilendirip flashdisk’i Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderdiğini varsayabiliriz.

Bunları takiben, en geç bir ay içinde çok önemli iki gelişme oldu. Önce 27 Nisan 2007’de Hükümet’e karşı Yaşar Büyükanıt imzalı bir e-muhtıra verildi. Bundan bir hafta kadar sonra, 5 Mayıs 2007’de de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında Dolmabahçe’de gizemini bugüne kadar sürdüren bir buluşma gerçekleştirildi.

Spekülatif, evet ama bütün bu hikâye şu soruyu haklı kılmıyor mu: Gizemini 10 yıl boyunca koruyan flashdisk’le, gizemini 10 yıl boyunca koruyan Dolmabahçe buluşması arasında bir bağlantı olabilir mi?

Faruk Cömert, Aydoğan Babaoğlu

2007 Ağustos’unda Kara Kuvvetleri Komutanlığı el değiştirdi: Orgeneral Faruk Cömert, görevi Orgeneral Aydoğan Babaoğlu’na devretti. Bu durum, flashdisk’in 10 yıl boyunca açığa çıkmamasında, 2007 yılının iki Hava Kuvvetleri komutanından hangisinin sorumlu olduğu hususunu muğlaklaştırıyor.

Tuncay Özkan’ın, Nisan’da kendisine verilen belleği Ağustos’tan önce TSK’ya vermiş olması çok kuvvetli bir olasılık. Dolayısıyla, flashdisk’ten her iki komutanın da haberinin olduğunu yine kuvvetli bir olasılık olarak zikredebiliriz. Başka deyişle, flashdisk’in 10 yıl boyunca açığa çıkmamış olmasında her iki komutanın da cevaplaması gereken sorular var.

İktidarın sorumluluğu

Hatırlarsak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, flashdisk’ten ilk kez söz ettiği grup toplantısında meselenin o yıllarda kapatılmasında iktidar sahiplerinin payını da sorgulamış, şöyle demişti:

 “Bu flaş diskteki bilgileri incelemek üzere kurulan Güneş Çalışma Grubu iktidarın bilgisi dahilinde kurulmuş mudur? Kurulmuşsa bu dosya kapatılırken Başbakan kimdi, Adalet Bakanı kimdir, Milli Savunma Bakanı kimdi, onların tamamının açığa çıkması lazımdı. Bu flaş disktekiler yok sayılmasaydı bugün ne 250 şehidimiz ne de 2193 gazimiz olmayacaktı.”

Kılıçdaroğlu’nun da vurguladığı gibi, iktidarın bu meseledeki sorumluluğu şarta bağlı... Şayet Güneş Çalışma Grubu iktidarın bilgisi dahilinde kurulmuşsa, o takdirde flashdisk’in bugüne kadar ortaya çıkartılmamış olmasında iktidarın da sorumluluğunun olduğunu söyleyebiliriz.

2007’nin önceki yazıda anlattığım özel koşullarını hesaba kattığımızda, askerlerin bu bilgiyi iktidardan esirgemiş olmaları ihtimalinin hayli yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu sadece bir ihtimal... İktidarın sorumluluktan sıyrılabilmesi için 10 yıl boyunca bu flashdisk’in varlığından haberinin olmadığını kamuoyuna duyurması gerekir.

HABERE YORUM KAT