1. YAZARLAR

  2. Ayşe Böhürler

  3. - Git artık, kolum tutuldu! - Gitti, elhamdulillah!
Ayşe Böhürler

Ayşe Böhürler

Yazarın Tüm Yazıları >

- Git artık, kolum tutuldu! - Gitti, elhamdulillah!

A+A-

18 gündür gece gündüz Al Jazeera televizyonunun kilitlendiği ve bizi de kilitlediği Tahrir Meydanı'ndaki Mısırlı protestocuların en sevdiğim sloganlarından birisi buydu. Nihayet protestocular amaçlarına ulaştı. Yorgunluğa değdi.

11Şubat 2011/Cuma saat 17.35... Tahir meydanında göstericiler Mübarek'in Kahire'den ayrılmasının ardından akşam ve şükür namazı kılıyorlardı...

18 gündür Al Jazeera ekranına kilitlenenler arasındayım. CNN bize Irak işgalini nasıl izlettiyse, Al Jazeera 'da Mısır isyanını izlettiriyor. CNN bize düşen bombalanan bir şehri şov halinde sunarken orada ölen binlerce masumu şovun doğal kurbanları gibi gösterirken, Al Jazeera silahsız insanların diktatörlerine karşı direnişini 18 gündür izliyoruz. Al Jazeera bu iletişim stratejisi ile 21. yüzyılda medya gücünün önemine pozitif manada en iyi örnek teşkil ediyor.

Al Jazeera canlı yayında... Tahrir meydanındaki herkes secdede, bizimse dualarımız onlarla beraber.

Şimdiye kadar Tahrir Meydanı'nda yaşananları daha iyi idrak edebilmek ve manalandırabilmek için Mısırlı bir yazarın Ahdah Soueif'ın BBC'nin sitesinde rastladığım yazısından bazı bölümleri sizinle paylaşmak istiyorum:

"Talepleri Hüsnü Mübarek'ten, rejiminden ve rejiminin temsil ettiği her şeyden kurtulmak. Yani yolsuzluklara bulaşmış bakanlardan, düzmece meclisten, budanmış bir anayasadan ve acımasız olağanüstü hal yasalarının kaldırılması için çıkarıyorlar seslerini.

Ama günler geçtikçe daha sabırsız mesajlar çarpıyor gözüme... "İrhal, kolum tutuldu"... "'İrhal, artık mutlaka bir duş almam gerek."... "İrhal, artık başka bir şaka bulamıyorum."..."İrhal, artık git demek!"

Adamın biri, yere kullanılmış kâğıt bardaklarla kocaman bir uçak resmi çizmiş, kimsenin uçağın çizgilerinden içeri girmesine izin vermiyor; zira uçak Mübarek'i alıp havalanmak için hazır bekliyormuş.

Bir yana da koca bir naylon asılmış, üzerinde çok sayıda cep var. Ve bu cepler hızla çizilen karikatürlerle dolduruluyor.

Bu son derece canlı, son derece kişisel, son derece gerçek bir devrim. Katılan herkeste yıllardır bekleyen yaratıcılık adeta bir patlama yaşıyor.

Meydana gelen herkes yanında bir şey getiriyor; tıbbi malzemeler, geceyi dışarıda geçiren binlerce insana battaniye, su ve bisküvi taşınıyor.

Genç gönüllülerden oluşan gruplar çöpleri topluyor. Ortaya çıkan çöp yığınları, "Ulusal Demokratik Parti" diye adlandırılıyor.

Protestocular, ordunun tankları harekete geçirmesini önlemek için paletlerin arasında uyuyorlar. Solcular, liberaller, Müslüman Kardeşler hep birlikte oturup konuşuyor, şarkılar söylüyor, yemek yiyor, tartışıyor.

Mısır'ın diğer kentleri, kasabaları da buraya halk temsilcileri gönderiyor.

"Bizim kendi arasında bölünmüş, aşırılık yanlısı, cahil, fanatik olduğumuzu söylediler. Ama bakın biz buyuz... Farklı gruplardan oluşuyoruz, herkesi dâhil ediyoruz, konukseveriz, cömertiz, gelişmiş insanlarız, yaratıcıyız ve nüktedanız."

Bu satırlar izlediğim görüntüler ile hemen buluşuyor. Mısır'da bundan sonra ne olacak sorusunun cevabı da bu dayanışmanın ve bu başarının oluşturduğu özgüvenin devamı ile yakından ilintili. Müslüman Kardeşler teşkilatı temsilcilerinden Türkiye'de bulunan Dr. Eşref Abdülgaffar amaçlarının İslam devleti kurmak olmadığını, herkesin haklarının savunulduğu adil bir devlet kurmak istediğini söylüyor.

Ve tam bu noktada Batı ülkelerinden sesler yükseliyor.

Türkiye modeli bir Mısır...

Buna itiraz sesleri yükseltenler arasındayım. Her ülkenin kendi kültürel politik gerçeği kendi sistemini, demokrasisini şekillendirmeli. İlla birileri birilerine benzemek zorunda değil. Batı ülkelerinin tüm Müslüman ülkeleri aynı sepete koyup şekillendirme istekleri ise bir türlü bitmiyor.

Her şeyden önce Mısır İslam hukukuna göre yönetilen ve anayasası ona göre şekillenmiş bir ülke. Kadının boşanma hakkını bile 10 yıl önce hukuken aldığı bir ülkeden söz ediyoruz. Diğer yandan 30 yıl ve daha öncesinde de hanedanlıkla yönetilmiş bir ülkenin siyasi kültürü de bambaşka bir tablo ortaya koyuyor.

Türkiye ise 1923'ten beri laik bir siyasal sistem ve seküler bir hukuk sistemi ile yönetiliyor. İki ülkenin toplumları arasında benzerlikler olsa da siyasi kültürlerinin çok farklı olduğunu unutmamak ve "Türkiye rol model olmalı" gazına gelmemek gerekiyor.

ZAMANE HÜRREMLERİ

"Bin uçağa geri zekâlı'

Tarihi olaylar kadar tarihteki şahsiyetler de tekerrür ediyor.

İngiltere'de yayımlanan Daily Telegraph'ın haberine göre eski Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali' uçağa binmek istemeyince, eşi Leyla "Bin uçağa geri zekalı. Tüm hayatım senin ahmaklıklarına katlanmakla geçti!" diye bağırmış.

Habere göre prostat kanseri teşhisi konan Bin Ali, 2009 yılında iktidardan ayrılma isteğini dile getirmiş, ancak eşi Leyla, oğulları Muhammed yeterince büyüyene dek sarayda kontrolü elinde tutmayı planlamış.

Görülen o ki her sarayda bir Hürrem var.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum