1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Gezi Parkı Vesilesiyle Sosyologlar Cephede
Gezi Parkı Vesilesiyle Sosyologlar Cephede

Gezi Parkı Vesilesiyle Sosyologlar Cephede

Memleket münevverinin öteden beri sosyoloji merakı bilinirdi fakat bu kadar derin bir muhabbetinin olduğu bilinmezdi.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Gezi Parkı vesilesiyle ortaya çıkan hususlardan biri de şu oldu: Uzun zamandır psikoloji üzerinden dönen muhakeme birdenbire sosyolojik bir hal aldı. Sosyoloji her anlamda galip oldu… Başbakan’ın bile sosyoloji bilmediği iddia edildi. Hatta Başbakan’a sendikacılardan birikimli agresif sol akademisyenlere kadar pek çok isim “fırça” attı. Fakat sosyoloji bilmenin bilumum Batılı teorileri hamuduyla yutmak olmadığı da ortaya çıktı.

Memleket münevverinin öteden beri sosyoloji merakı bilinirdi fakat bu kadar derin bir muhabbetinin olduğu bilinmezdi. Aşmıştık ya o günleri! Bu süreçte anlı şanlı sosyologlardan Nilüfer Göle de boş durmadı; alanlara, pardon sosyal medyanın meydanına indi. Meydan demokrasisi üzerinden fundamentalist sokak uyarısı yaptı, yapmaya da devam ediyor. Ne ki, hâlâ ayılmayanlar meydanda sokak siyaseti yaptıklarını sanıyorlar. Göle ise seküler orta sınıfın isyanı için hafriyat çalışmaları yapıyor. Ne diyelim? Hayırlı işler diyerek devam edelim!

Anlaşılan “Melez Desenler”in oluşum sürecinde aksamaların olduğuna kani oldu Göle. Birbiri ardında analizler yaptı. Son yazısı 90’lı yıllarda belli konularda tartıştığı Ali Bulaç’la onu -adını anmasa da- yan yana görmeyi de mümkün kıldı.

Bu bir poz olabilir. Lakin boş değildir. Üzerinde tefekkür edilmelidir. Eminim Ali Bulaç onun gördüklerini, görmek istediklerini eleştirecektir. Fakat iş işten geçti artık… Şu ihmal edilmemeli: Bolluk toplumunda kıtlık üzerine kurulan sosyal adaletçi söylemden ziyade hayat tarzları tartışması baskındır. AK Partiyi hem sosyal adalet teması üzerinden hem de bolluk toplumu üzerinden eleştiren mahalle sosyologlarının eleştirileri ise evlere şenlik! Ne diyelim yarım analiz böyle bir şey!

AKM üzerinden sosyal adalet konulu eleştiri yahut eylemlerde ekolojik hiçbir pankartın bulunmaması meselenin aslına dair önemli bir işarettir. O yüzden anlı şanlı sosyologların neden cephede hatta “nöbette” olduğu daha önemlidir. Gitmeleri gereken esas nöbete gitmeyen mahalle sosyologlarının aklını başına toplayarak düşünmesi gerekiyor. Son günlerin karne duasını hatırlatalım: “Allah ıslah etsin!” AK Parti’de zayıflayan Batıcı kanat uyarıları dikkate alınsa memleketin İslamcı entealijansiyası elini taşın altına koysa, hayatla tanışsa ne iyi olur!

Peki, Ne Demiş Nilüfer Göle?

Yeni bir “eşikte” olduğumuzu hatırlatmış önce. Dünya zaten bir eşik burada bir şey yok! Müslümanlarla Cumhuriyet arasında onarıldığı düşünülen yaranın yeniden kaşınıyor olmasından rahatsız oluyor. Haksız değil aslında. Hani her şeyi konuşacaktık. Kaşınıyorsa demek ki bir sorun vardır. Sadece tazyikli su kaşıntısı üzerinde durulmamalı değil mi?

Endişeli modernlerin “yaralandığı, kırılganlaştığı, mağdur olduğu bir ortamda” karşımıza çıkan mevcut halden duyulan üzüntü büyük olsa gerek! Her şeyin çözülmediği fakat çözülmüş gibi yapıldığı “asude zaman” özlemi hakikate baskın çıkıyor:

Birbirine yabancı iki Türkiye’nin en yakınlaştığı, aradaki duvarların kalktığı, seküler ve dini sınırların törpülendiği bir dönemde laiklik ve İslamcılık karşıtlığı yeniden gündeme oturtuluyor. Birbirine karşı kuşku, derin güvensizlik bizi hızla bölünme, çatışma ortamına sürüklüyor. Eski Türkiye’nin refleksleri bumerang gibi gelip yüzümüze çarpıyor. Tüm bu olanlar adalet duygusunu zedeliyor, gerçeklik algısını bozuyor.

Filmin geriye sarmasından “esas olanların” konuşulmasından duyulan rahatsızlık aynı zamanda Göle’nin uzmanlık alanının da çöpe atılmasını sağlayacak. Onun görmek istediği, olmasını arzuladığı şeyin arızi olduğu görülecek çünkü. Belki bundan sonra daha çok buralara sondaj yapılacak.

Okuyalım:

Bugünkü İslamileşen siyasi söylem filmi geriye sarıyor.

Doğru değil, adil değil. İslamcılık bugün dönüştü, kendi seçkinlerini yarattı. Müslüman aydınlar, İslami burjuvazi, örtülü gazeteciler, solcu Müslümanlar, İslamcılığın yeni yüzlerini, sınıflarını, seçkinlerini oluşturdular.

İçki, kadın, faiz, Alevilik üzerinden, mutaassıp Sünni çoğunluk anlayışı ve İslami hayat tarzı dayatılmak isteniyor. Ahlaki temalar, “muhafazakâr demokratlık” değil, geçmişin dar, tutucu, “yobaz” kategorisini, yani dayatmacı ahlak anlayışını çağrıştırıyor. Kendi yarattığı yeni Müslüman sınıfların yeni hayat tarzlarını hiçe sayıyor.

Gezi hareketi etrafında oluşan protestolar çoğulcu hayat tarzlarına saygıyı talep etti. Müslüman kalemlerden destek geldi.

Hani “Yaşasın Siyaset” diyorduk. İslamcılık dönüşmüştü ya! Dönüştüyse bu korku neden peki? Seçkinleri olması bu akımın bitmesini neden getirsin ki? Herkes “gâvur” gibi yaşamıyor ki! Belki esas mücadele yeni başlıyordur.

Göle’nin sosyokültürel çevresi -bunun için kendisiyle yapılan nehir söyleşi kitabı bir an evvel okunmalı- dikkate alındığında şu ifadelerin ortaya koyduğu zihniyet dünyası esasında memleketin ertelenen hakiki tartışmasının bir türlü yapılamadığını ama hep yapılmış gibi gösterilmek istendiğini gözler önüne seriyor:

Laikçi İslamcı karşıtlığını kullanmak filmi geri sarıyor. Meydan demokrasisi yerine sokak demokrasisi, vatandaş yerine seçmen, muhafazakârlık yerine yobazlığa prim veriyor.

İşte geldiğimiz yeni eşikte AKP dinle, Müslümanlık anlayışıyla sınanıyor. Öncelikle, İslam’ın siyasallaşmasına karşı duran, dinin bölücülüğe alet olmasını istemeyen müminler, aydınlar tarafından.

Çok şey var konuşulacak… Yobaz kelimesini duyunca irkilmemek mümkün değil! Korkmamak da! Kurulan karşıtlıklardan rahatsız olmamak da! Bir yandan da çok sevinindirici bu bakış: Çatışmasız yaşanmaz dünya. İmtihan dünyasındayız.

Son cümleler zurnanın zırt dediği noktalar. Herhalde bundan sonra Ali Bulaç’ın yapması gereken ilk şey “Beni yanlış anlamışsın Nilüfer Göle” demek olacak. Hatırlar mısınız, lütfen dinin bölücülüğe ait olması söylentisi hangi konjonktürün diliydi? 

 

HABERE YORUM KAT