1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Gezi Parkı Eylemleri ve Türkiye’nin Temel Çelişkisi
Gezi Parkı Eylemleri ve Türkiye’nin Temel Çelişkisi

Gezi Parkı Eylemleri ve Türkiye’nin Temel Çelişkisi

Gezi Parkı eylemleri, sınıfsal bir çelişkiyi göstermiyordu: DİSK ve bilfiil orada değilse de, TÜSİAD oradaydı! Gezi Parkı eylemleri, etnik bir çelişkiyi de göstermiyordu.

A+A-

Zaman'daki yazısında Hilmi Yavuz Gezi tecrübesi üzerinden bir gerçeğe parmak basıyor. Her ne kadar o bu olguyu biraz üzülerek de vurgulasa, aslında sürekli biçimde görülmesi, anlaşılması gereken bir gerçek karşısında bazılarının gözlerini zaman zaman kapatma çabalarının ne kadar boş olduğunu göstermesi açısından önemli vurgular yapıyor. Hilmi Yavuz'un tespitlerini Türkiye'de safların net biçimde ayrışmış olduğunu ve karıştırılmasının da mümkün olmadığını vurgulayan bir tecrübe olarak okumakta yarar var.

Hilmi Yavuz

Gezi Parkı eylemleri ve Türkiye’nin temel çelişkisi

Gezi Parkı eylemleri, Türkiye’nin temel çelişkisinin ne olduğunu olanca açık seçikliğiyle ortaya çıkardı;- ve elbette hangi çelişkilerin ikincil ve tâlî çelişkiler olduğunu da! Gezi Parkı eylemleri, sınıfsal bir çelişkiyi göstermiyordu: DİSK ve bilfiil orada değilse de,  TÜSİAD oradaydı! Gezi Parkı eylemleri, etnik bir çelişkiyi de göstermiyordu: Türkler ve Kürtler orada, bir aradaydı! Gezi Parkı eylemleri, mezhepsel bir çelişkiyi de göstermiyordu: Sünnî’si de Alevî’si de, orada, yan yanaydılar!

Öyleyse, bütün bu çelişkileri aşan ve onları Gezi Parkı eylemlerinde bir araya getiren çelişki, Tanzimat’tan Türkiye Cumhuriyeti’nin bugününe kadar bir süreklilik ve devamlılık gösteren ne idiyse o’ydu: Modern ve geleneksel çelişkisi!

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde benim ‘temel çelişki’ olarak gördüğüm bu ikilik, aslında, Tanzimat’tan bu yana, değişerek devam eden veya devam ederek değişen çelişkidir: Modernlik, Tanzimat’ın  Rasyonalizminden iki ayrı mecradan  II. Meşrutiyet döneminin Materyalizmi ve Pozitivizmine, oradan da Cumhuriyet’le birlikte  Marksizm’e ve Kemalizm’ine dönüşerek bugüne gelmiştir. [II. Meşrutiyet’in Materyalizmi, Cumhuriyet döneminde Marksizm’e; Pozitivizmi ise, Kemalizm’e dönüşerek devam eder.]

Bu çelişki,  bana göre elbet, Gezi Parkı eylemlerinde seküler yaşam tarzını referans olarak alan Modernlerin sınıfsal, etnik ve mezhepsel ayrımları bir tarafa bırakarak Muhafazakar iktidara karşı birleşmiş olmalarında somutlanıyor. Demek ki, yaşam tarzlarına müdahale edilmemesine ilişkin seküler taleplerin  sahiplerini bir araya getiren, Kemalizm’dir.

Dolayısıyla, Gezi Parkı eylemcilerinden bir bölüğü Kemalist değilse de, Muhafazakar iktidara karşı birleşmenin tek ve biricik imkanını, ancak Kemalizm’de gerçekleştirmek olduğunu hissetmiş görünüyorlar.  Öyle olmasaydı eğer, ‘Duran Adam’ Erdem Gündüz’ün, hem bundan birkaç yıl önce, başörtüsü yasağına karşı eylem koyması, hem de Taksim Meydanı’ndaki ‘duruşu’ sırasında, aklından ‘Ey Türk Gençliği…’ hitabını geçirmiş olması söz konusu olamazdı…

Demek ki, belirleyici olan, ya da temelkoyucu çelişki Laik Kemalizm ile İslamî Muhafazakârlık çelişkisidir. Bunun,  bir çelişki [contradiction] olarak değil de bir karşıtlık [opposition] olarak alımlanması gerektiğini, yıllardan beri onlarca yazı ile ve bıkıp usanmadan dile getiren benim gibi birisi için, Gezi Parkı eylemlerinin açığa çıkardığı bloklaşmanın, meselenin hâlâ bir çelişki  olarak kavranıyor olduğunu göstermesi, büyük bir hayal kırıklığı olmuştur.  Çelişki dışlayıcıdır, ya o’dur ya da değildir. Çelişkide, üçüncü hâlin olmazlığı [tertium non datur] söz konusudur;-‘Bir şey ya siyahtır ya da değildir’, önermesinde olduğu gibi!   Oysa karşıtlık, her zaman ara yerde bir üçüncü imkânı da öngörür; -‘Bir şey ya siyahtır ya da beyaz!’ önermesinin yanlış oluşu, karşıtlık ilişkisinde üçüncü hâlin var oluşundan dolayıdır.

Ben Türkiye’de bu çelişkinin aşıldığını; çelişki yerine, modern Laik Kemalizm’le geleneksel İslamî Muhafazakarlığın bir ikili karşıtlık olarak, üçüncü bir konumu mümkün kılabileceğini düşünüyordum ve maalesef yanıldım. Türk insanı ya Laik ya da muhafazakar olmak yerine Laik ve Muhafazakar olmayı, yani hem Laik hem Muhafazakar olmayı beceremedi ve bir ‘ayırıcı sentez’de [synthese disjonctif] birleştiremedi. Bu imkansız mıydı, hayır değildi, ama olmadı!

Anlaşılan benim gibi, bu ülkede Kemalist ya da İslamcı olmadan, ya geleneksel ya da modern dayatmasını kabullenmeden, ikisinin bir aradalığını mümkün kılarak yaşamak istiyor olmanın hiçbir anlamı, hiçbir karşılığı yok!  Zira, ya Kemalistsin ya da İslamcı! Ara konum yok! Tanpınar’ın yıllarca önce yaptığı tesbitle, ‘iki hâd arasında’ sıkışıp kalmak! Bu ülkede benim gibilere açılan bir yaşam alanı yok; -her iki taraftan radikal müdahalelerle kapatılmış bir yaşam alanında var olmak? Mümkün mü?  

ZAMAN GAZETESİ

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum