1. HABERLER

  2. HABER

  3. Gerçeker, Değişiklik Paketini Topa Tuttu
Gerçeker, Değişiklik Paketini Topa Tuttu

Gerçeker, Değişiklik Paketini Topa Tuttu

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker 2010-2011 Adli Yargı yılının açılışı töreninde konuştu. Gerçeker yeni Anayasa değişikliğini eleştirdi.

A+A-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılmadığı törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de katıldı. Yargıtay Konferans Salonu'nda düzenlenen törende, Yargıtay Birinci Başkanı Hasan Gerçeker açıklamalarda bulundu. Gerçeker, Hükümetin anayasa değişikliği reformuna karşı yargı adına savunma yaptı, değişiklik paketini eleştirdi.

Yargıtay Başkanı Gerçeker, HSYK'nın yargı üzerindeki etkisini de görmezden geldi. Gerçeker "HSYK üyelerinin yargı üzerinden bir etkisi yoktur." diyerek şu ana kadar yapılan tüm hukuksuzlukları da görmezden geldi.

Gerçeker'in konuşmasından notlar:

Adil olmayan, yargısını adil çalıştıramayan bir ülkenin uzun süre ayakta duramayacağı bilinmelidir.

Hukuk ve yargı sisteminde reform yapabilmenin yolu, öncelikle sorunun saptanmasından geçer.

Hukuk devleti olmanın, hukukun üstün tutularak yaşamın her alanında egemen kılınmasının olmazsa olması, yargı erkinin görevini yaparken, hakim ve cumhuriyet savcılarının güvende olmalıdır.

Yargıtatayla ilgili anayasa değişiklikleri tartışma yarattı.

Adalet toplumun güvencesidir.

Tam bağımsız yargıyı oluşturmamız gerekir, bağımsız olmayan yargı tartışılır.

Yeni anayasa kuvvetler ayrılığına aykırıdır.

Adalet Bakanı'nın HSYK'ya eşlik etmesi kuvvetler ayrılığı ile bağdaşmıyor. Adalet Bakanlığı müsteşarının da HSYK'da bulunması yargı bağımsızlığına aykırıdır.

Anayasa'da yapılan değişiklikler Yüksek Mahkemelerin etkisini azalttı.

HSYK üyelerinin yargı üzerinden bir etkisi yoktur.

HSYK'da yapılacak değişiklik kurulu çalışamaz hale getirecek.

HSYK'daki değişiklik bir güven sorunu da getirecektir.

Meslek içi eğitimde Adalet Bakanlığı'nın etkisi kaldırılmalıdır.

KONUŞMADAN AYRINTILAR:

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, konuşmasına, ramazan ayının bütün insanlığa barış, sevgi ve mutluluk getirmesini dileyerek başladı.     

Gerçeker, daha önceki adli yıl açılışlarında dile getirdikleri sorunların büyük ölçüde ve artarak devam ettiğine işaret ederek, en temel görevlerinin bu sorunları kamuoyuna aktarmak ve çözüm aramak olduğunu belirtti.

Bu yıl da yargı reformu ve anayasa değişikliği konularının kamuoyu gündemini büyük ölçüde oluşturduğunu kaydeden Gerçeker, ''Bu değişikliklere gerek yargı bağımsızlığına gerekse kuvvetler ayrılığı ilkesine, dolayısıyla hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu düşüncesiyle gerek kişisel gerekse kurumsal olarak karşı çıktık'' dedi.

Önemli kurumsal değişikliklerin mutlaka geniş bir toplumsal uzlaşıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirten Gerçeker, şöyle konuştu:

''Adalet bir toplumda en üstün değerdir ve bu nedenle de vicdanlarda en üst düzeyde özümsenmesi gerekir. Adalet toplumların geleceğinin de en önemli güvencesidir. Adil olmayan ve yargısını adil çalıştırmayan bir ülkenin uzun bir süre huzurlu biçimde ayakta duramayacağı bilinmelidir. Bu olgu geçmişte kendisini birçok örnekleriyle göstermiştir. 'Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir' sözü Pascal'a aittir ve çok önemli bir gerçeği saptamaktadır. Adaleti sağlayacak olan da yargı olduğuna göre çağdaş demokratik sistemlerde olduğu gibi, özgürlükçü demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin en büyük güvencesi olan, her türlü iç ve dış etkenlerden arınmış, tam bağımsız yargı sistemi oluşturmamız gerekmektedir. Yargının asli unsuru olan tarafsızlık ancak bu şekilde gerçekleşecektir. Bağımsız olmayan bir yargı siyasallaşır ve tarafsızlığını yitirir ki bu da bir toplum için en büyük tehlikedir.''

Hasan Gerçeker, hukuk ve yargı sisteminde reform yapılabilmesinin yolunun öncelikle sorunun hangi noktalarda yoğunlaştığının çok iyi saptanmasından geçtiğine işaret ederek, ''Hukuk devleti olmanın, başka bir ifadeyle hukukun üstün tutularak yaşamın her alanında egemen kılınmasının olmazsa olmaz koşulu, yargı erkinin görevini yaparken bağımsız, yansız ve bu işlevi doğrudan yerine getiren hakim ve cumhuriyet savcılarının güvenceli olmalarıdır'' diye konuştu.

''TÜRK YARGISININ 'DEMOKRATİK MEŞRUİYET' SORUNU YOK''

Yargı erkinin, yasama ve yürütme erkinin etki alanından uzak tutulması, bu iki erkin alt veya üst derecesinde değil ancak eşit konumda bulunmasıyla mümkün olduğunun net biçimde algılanması gerektiğini ifade eden Gerçeker, şöyle devam etti:

''Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesinin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerindeyse de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğuyla seçilmesi, yüksek yargı organlarının çoğaltılan üye sayısına göre etkinliğinin azaltılması, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, bu şekilde bir düzenleme Anayasa Mahkemesinin tamamen yürütmenin etki alanına girmesine neden olacak ve beraberinde de büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir.

HSYK'nın yapısıyla ilgili olarak da kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme söz konusudur. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için HSYK'nın objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karşı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmasında dile getirilmektedir. Kurula yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanının geniş yetkilerle başkanlık etmesi, her ne kadar hakim sınıfından olsa da konumu itibariyle yürütme erkinin içinde bulunan müsteşarının kurulun doğal üyesi olması kuvvetler ayrılığı ile yargı bağımsızlığı ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda yer almasının 'demokratik meşruiyet' ilkesiyle açıklanması gerçeği yansıtmamaktadır. Türk yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu bulunmamaktadır. Kurulun yapısında, oluşumu konusunda ilgili tüm kesimlerin hemen hemen üzerinde birleştiği temel eleştiri, siyasi irade ve yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarının büyük yetkilerle kurulda yer almasıdır.''

EGEMENLİĞİ KULLANMA YETKİSİ

Yargıtay Başkan Gerçeker, Türk milletinin, egemenlik hakkını anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullandığını belirterek, ''Bu yetkili organlar da yasama, yürütme ve yargıdır. Egemenliği millet adına kullanma yetkisi yalnız yasama ve yürütmeye verilmiş değildir'' dedi.

Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da bulunmasının referans olarak gösterilen dış belgelere de uygun düşmediğini ifade eden Gerçeker, Avrupa Birliği Komisyonunca hazırlanan istişari ziyaret raporlarında ve Avrupa Konseyi tavsiye raporlarında Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da olmasının öngörülmediğini kaydetti.

Gerçeker, ''Anayasa'da yapılan değişikliklerle gerek Anayasa Mahkemesinde gerekse HSYK'da Yargıtay ve Danıştayın üye sayısı göreceli olarak azaltılmış, yüksek mahkemelerin etkinlikleri neredeyse yok denecek dereceye kadar indirilmiştir. Bu çok üzüntü ve kaygı verici bir durumdur'' diye konuştu.

Hasan Gerçeker, şöyle devam etti:

''Mevcut ve yasal bir üst mahkeme olgusu ve işleyişinin, hakim ve savcıların yargısal faaliyetleri üzerinde nesnel etkisinin 'vesayet izlenimi' biçiminde tanımlanması şaşırtıcı ve iyi niyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu izlenimin ne şekilde ortaya çıktığı, bu şekilde bir görev fonksiyonunun yargının işleyişinde ne gibi bir sorun oluşturduğu açıklıkla ortaya konulmuş değildir. İma edildiği şekliyle, bu yasal durumun hakim ve savcılar üzerinde bireysel bir 'bağımlılık modeli' oluşturduğunu ileri sürmenin, yargı erkinin tüm kurum ve kuruluşları ile ilk derece ve üst derece mahkemeleri ile birlikte bütünlüğünü zedeleyici son derece isabetsiz, abartılı ve tümüyle öznel bir saptama olduğunu düşünmekteyiz.

Üstelik bu durumun HSYK'nın oluşumuyla doğrudan ilgisi bulunmamaktadır. Görev yaptıkları süre içerisinde mensubu bulundukları yüksek mahkemelerle görev ilişkileri bulunmayan kurul üyelerinin hakim ve savcılar üzerinde yüksek mahkeme üyesi olarak ne doğrudan ne de nesnel nedenlerden dolayı vesayeti bulunduğundan söz edilemez.

Anayasal bir kurum olan HSYK'nın seçilmiş üyelerinin kurul faaliyetleri yönünden ifa ettikleri fonksiyon, mensubu bulundukları üst mahkemeyi temsil görevi niteliğinde olmayıp mensubu oldukları yüksek mahkemeden bağımsız, yasayla tanımlanmış görevlerin ifasından ibarettir ve yargının tümüne yönelik bir görevdir. Üstelik mevcut yapıya göre yargının tümüne temsili nitelikte bir fonksiyonun üstlenilmesi de söz konusu değildir.''

HSYK'NIN YAPISI

Gerçeker, Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda bulunmasının kurul çalışmalarının istikrarlı bir şekilde sürmesini engellediğini öne sürerek, ''Yapılmak istenilen düzenleme gerçekleştiği takdirde bu karma ve yargı bağımsızlığına aykırı yapı kurulu çalışamaz hale getirecektir'' diye konuştu.

Hakimlerin kararını verirken dış etkilerden olduğu kadar  subjektif değerlendirmelerinden de uzak kalabilmesi gerektiğine işaret eden Gerçeker, yargının kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirme ve ölçme sistemini kurduğunu, bu sistemin yerine çok sağlıklı bir alternatif çözüm önerisi getirilmeden not sisteminden vazgeçilmesinin uygun görülmediğini belirtti.

''Bu sistem özenle yürütüldüğünde bir sakınca ortaya çıkmayacağı gibi yargı bağımsızlığının ihlali de söz konusu değildir'' diyen Gerçeker, şunları kaydetti:

''Verilen kararların sayısı iş yüzdesi bakımından önemli olmakla birlikte kararlardaki isabet oranının tespiti ve bu oranın yükseltilmesi ancak yüksek mahkemelerin denetimiyle mümkündür. Bu nedenle denetimlerin keyfilikten uzak olması mutlaka sağlanmalı, bu belgeler ilgili hakim ve savcıya tebliğ edilerek, değerlendirmenin asıl öznesi konumunda bulunan bu kişilere cevap ve itiraz hakkı tanınmalıdır.

Hakim ve savcılar arasında meslek kıdemi ve başarıya göre derecelendirme yapılması yerindeyse de 'sınıf' sözcüğü iyi bir seçim olarak görülmemektedir. Üçüncü sınıf, ikinci sınıf gibi ifadeler incitici olabileceği gibi, soruna yargılanan tarafından bakıldığında güven eksikliğini de beraberinde getirebileceği düşünülmelidir. Bu nedenle derecelendirmenin başka bir kavram üzerinden yapılması yerinde olacaktır.''

HABERE YORUM KAT