1. YAZARLAR

  2. Alper Görmüş

  3. Generalden utanın!
Alper Görmüş

Alper Görmüş

Yazarın Tüm Yazıları >

Generalden utanın!

A+A-

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs kararından sonra bir “anti AKP” kampanyamız daha oldu: “19 Mayıs’ıma dokunma!..”

Şimdiye kadarki hükümet karşıtı, Atatürkçü-laik kampanyaların önemli bir bölümünde kampanyacıları harekete geçiren esas sâik “AK Parti gıcıklığı” olmuştu. Yani kampanyacılar “fırsatı kaçırmama” güdüsüyle karşı çıktıkları şeyi abartıyorlar, gerçekte duydukları rahatsızlığın çok ötesinde bir gürültü çıkarıyorlardı. Yani çok da sahici değildi bu kampanyalar.

Bu yeni kampanya ise sahici bir kampanya... Çünkü katılımcılar 19 Mayıs törenlerinin bu hizacı-istikametçi halinde hakikaten hiçbir sorun görmüyorlar; Türkiye’nin bu “oyun”da Kuzey Kore’yle “pişti” olmasından bir rahatsızlık duymuyorlar... Dahası, törenleri bir dinin ritüelleri gibi algılıyorlar ve kaldırılması girişimini “inanca saygısızlık” gibi algılıyorlar.

“Sivil” toplumdan gelen bu tepkilerle, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde bu türden törenlere ilişkin yazdıklarını karşılaştırmanın anlamlı olduğunu düşündüm ve günlükleri bu gözle bir daha taradım... Dar vakitte tesbit edebildiklerimi buraya alıyorum.

30 Ağustos 2004... Meslek hayatımda son kez üniforma ile katılacağım 30 Ağustos törenlerine iştirak ettim. Sabah 08:00’den gece yarısına kadar dur dinlenmesi olmayan bir tören zinciri. Yapımızda ve anlayışımızda düzeltmemiz gereken çok konu var. En başta Atatürk’ü bir idol haline getirmişiz. Kendisi bile “beni görmek önemli değil benim fikirlerimi anlamak önemlidir” demişken, biz her yerde Atatürk’ü heykel, resim, poster olarak anmayı sanki onu anlamak ile eş tutuyoruz. Bu böyle devam edemez. Bir taraftan İslamiyet’in günün şartlarını karşılamadığını ve reform geçirmesi gerektiğinden bahsederken, sanki Atatürkçülük ilelebet yaşayacakmış gibi davranıp ilkelerini tartışmaya dahi açmıyoruz. Tabii o zaman bu ilkeler bir yol gösterici olmaktan öteye, dogma haline geliyor. Sağ olsaydı herhalde en fazla kendisi bu durumu tenkit ederdi.”

 

“Onuncu yıl için planlanandan farklı değil”

29 Ekim 2004... Bugünkü törenleri, şöyle sabahtan akşama kadar yaşadım. Hepsi onuncu yıl için planlanandan farklı değildi. O zaman devletin gücünün mesajını her köşeye dağıtmak ve birlik beraberlik gösterisi yapmak birinci amaçtı. Aradan seneler geçti. Amaç belki aynı ama yapılış şeklinin çok farklı olması gerekir, diye düşündüm. Bir tribünde saatlerce oturarak geçenleri seyretmek pek bir fikir vermiyor. Üstelik de bir başıbozukluğa şahit oluyorsunuz. Bir sürü şımarık ve umursamaz genç önünüzden geçiyor. Ne kadar ve nasıl bir mesaj verildiği şüpheli. Bu konuda biraz çalışmamız gerekli. Saatlerce konuşmalar, koca koca adamların sıraya girip el sıkmaları, artık modası geçmiş kutlamalar.

2 Ağustos 2002... Yüksek Askerî Şûra toplantısına ikinci defa giriyordum ama bu toplantı terfilerin konuşulacağı ilk toplantım idi. (...) Son gündem maddesini takiben sabah oturumuna son verilerek, Anıtkabir’i ziyarete gittik. Bu ziyaretin nedenini anlamak oldukça zor. Sorarsanız size muhakkak bir Atatürkçülük dersi vereceklerdir ama ziyaretin anlamını izah edemeyeceklerdir. Atatürk’ün ikide bir rahatsız edilmesindeki sebepleri anlamak pek kolay değildir.

(Bu itirafı, şikeyle suçlanan Fenerbahçe yöneticilerinin Anıtkabir’e ziyaretlerini meşhur klişeye nazireyle “anlamsız ziyaret” diye niteleyen Taraf’a gelen tepkilerle kıyaslayarak okumak daha “anlamlı” olacaktır.)
 

 

19 Ocak yürüyüşünün anlamı

Roma İmparatorluğu’ndaki gladyatör savaşlarında imparator “öldür” emrini iki harekette gösterirdi... Önce sağ elini yumruk haline getirip başparmağını kaldırır, ikinci harekette de onu ters çevirirdi...

Bizim imparator da (devlet) öyle yaptı: Önce asker kıyafetiyle başparmağını yukarı kaldırdı (Sabiha Gökçen olayı ve Genelkurmay bildirisi), ardından da hâkim kıyafetiyle (Hrant’ın Türklüğe hakaret iddiasından hüküm giymesi) o başparmağı yere indirdi.

Gerisi de cinayetten sonra geldi... Hrant’ın bedenini ortadan kaldırdıkları yetmezmiş gibi ruhunu da muazzep etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Yan sütunlarda “Hrant’ın arkadaşlarının mütalaası”nda yargı sürecinde neler olup bittiğinin özetini okuyabilirsiniz...

Hrant’ın arkadaşları, 19 Ocak 2012’de, Saat 13:00’te Taksim’den başlayıp Hrant’ın öldürüldüğü AGOS Gazetesi’nin önünde bitecek bir yürüyüş tertiplediler.

Hrant’ın bir arkadaşı olarak ben de orada olacağım.

Hrant aslında herkesin arkadaşıydı. Onu tanımayanların da arkadaşıydı. O gün, Hrant’ın bütün arkadaşları orada olmalı. Çünkü Hrant Dink Davası hepimizin geleceğini yakından ilgilendiren çok kritik, tarihî bir dava ve o nedenle o yürüyüş de tarihî olmalı.

Yürüyüş sessiz ve slogansız olacak. Katılacakların, Dink Ailesi’nin bu arzusuna hürmet göstermesini bekliyoruz. 
 

 

Hrant Dink’in arkadaşlarının mütalaası

(...)

Arkadaşımızı öldürtenlerin yargılanması ve cezalandırılması amacıyla 4,5 yıldır mahkeme kapısındayız. Mütalaa diye önümüze konan şey, bir müsamerenin son perdesini kapatma talimatından başka bir şey değil. Karşısına, kendi mütalaamızı koyuyoruz.

1. Hrant’ın katilleri, suikastın çok öncesinden beri devletin kontrolü altındaki kişilerdir. Onları kullanan, yönlendiren devlet görevlilerinin cinayette katkısı, rolü, vardır. Ancak araştırılmamıştır.

Cinayetin nasıl işleneceğini ayrıntısıyla bilen Trabzon Emniyeti görevlileri ve amirleri bile doğru dürüst sorgulanmamıştır.

Cinayet ihbarını örtbas eden Trabzon Jandarması hakkında, bizzat Jandarma görevlilerinin itiraflarına rağmen, gülünç bir görevi ihmal davasından öteye giden bir soruşturma yapılmamıştır.

Cinayete dair bilgi sahibi olan, bunu önlemeyen, cinayetten sonra delil gizleyen İstanbul Emniyeti hakkında da hakiki bir derinlemesine soruşturma yapılmamıştır.

2. Bütün bunların birarada ve derinlemesine, ayrıntılı soruşturulması, bunun için özel bir savcı ekibinin görevlendirilmesi gerekirken buna gerek görülmemiştir.

3. Bölük pörçük ve üstünkörü yürütülen davalar birleştirilmediği gibi, yargıçlar ve savcılar, avukat taleplerini reddetme konusunda yarışa girmişlerdir. (...)

4. Cinayet ertesindeki süreç, suça devlet görevlilerinin katılımını açıkça ortaya koymuştur. Katille birlikte kahramanlık pozları veren polis ve jandarmaların hiçbir ceza görmeyişi, bu sürecin şüphe götürmez bir sembolüdür. Örgütsel irtibata işaret etmektedir.

5. (...) Tam da cinayet saatinde cinayet mahallinde olup bitenleri gösteren kamera kayıtları ilk günden beri polisin elindedir, mahkeme bunları almamış, bakmamış veya bakmış, görmememiz gerekenleri görmüş, bu yüzden gizlenmesini devlet açısından faydalı bulmuştur. Açıkça yardım ve yataklık faaliyetidir.

6. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, davanın başından beri, cinayetin aydınlatılmasından çok soruşturmanın bir noktada durması, daha derine gitmemesi için çalışmıştır. Kimse ondan hesap sormamıştır.

(...)

8. Hrant’ın Valilik makamında iki MİT görevlisi tarafından tehdit edilmesinden sorumlu valinin bugün iktidar partisinden milletvekili, suikasttan hemen sonra “Bu örgüt işi değil” açıklamasıyla tam bir skandal yaratan eski İstanbul Emniyet Müdürü’nün şu anda vali oluşu, yeterince açık işaretlerdir. Bunlar aynı zamanda suçu örtme operasyonuna hükümetin katılımının kanıtlarıdır. Tıpkı şu âna kadar MİT’ten suikasta ilişkin tek satır bilgi çıkmayışı, Başbakan’ın buna rağmen MİT’in bu olaydaki rolünü merak etmeyişi gibi.

9. Somut ayrıntılarını size kısa zaman sonra tek tek hatırlatacağımız, cinayet sonrası süreç, mütalaamızın haklılığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyacaktır.

10. Cinayet davasında yargılanan sanıkların, sadece Ergenekon örgütü de değil, pek çok devlet görevlisiyle irtibatlarının olduğu, Hrant’ın öldürülmesinin ve cinayet ertesinde hakikati gizlemek için sürdürülen örgütlü çabanın sorumlularının devlet görevlileri olduğu, onları koruduğu için polis, jandarma, il yöneticileri, hükümet ve yargının, yani topluca devletin bu cinayetten doğrudan doğruya sorumlu olduğu açıktır.

11. Hrant’ı hedef haline getirme sürecine katkıları nedeniyle, birçok gazete ve televizyon yöneticisinin de, cinayetten sorumlu devlet görevlileriyle birlikte soruşturulması, yargılanması gerekiyor.

Sonuç: Hrant’ı öldürtenler devlet içindendir ve ortada bunun sayısız kanıtı vardır.

alpergormus@gmail.com

TARAF

 

YAZIYA YORUM KAT