1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. “Genelkurmay’ın Balyozcuları Ziyareti 2. Şemdinli Vakasıdır!”
“Genelkurmay’ın Balyozcuları Ziyareti 2. Şemdinli Vakasıdır!”

“Genelkurmay’ın Balyozcuları Ziyareti 2. Şemdinli Vakasıdır!”

Genelkurmay Başkanı Koşaner'in Balyoz tutuklularını ziyaret etmesini 2. Şemdinli vakası olarak yorumlayan Tarhan, orduda “Şartlar hazır olduğunda ihtilal meşrudur” diyen darbeci damarın hala yaşadığını kanıtlarıyla ortaya koydu.

A+A-

Haber7 sitesi köşesinde Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'in, kuvvet komutanlarıyla birlikte, Balyoz Darbe Planı Davasından tutuklu silah arkadaşlarını ziyareti hakkında yazan ASDER Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, darbeci damarın çalıştığına dikkat çekiyor. Tarhan'a göre bu ziyaret, açıkça yargıya baskıdır. Silivri yargılamalarının hukuki zeminden siyasi zemine çekilmek istendiğini belirten Tarhan, CHP'li Batum'un "kâğıttan kaplan" nitelemesinin böyle bir tahrik içerdiğini ve Genelkurmay ziyaretinin ikinci Şemdinli vakası olarak okunması gerektiğini ifade ediyor.

İşte Nevzat Tarhan'ın ordudaki darbeci damarın halen nasıl yaşadığını madde madde özetlediği yazısı:

Hasdal Ziyareti ve Darbeci Damarın Çalıştığının Kanıtları

Prof. Dr. Nevzat Tarhan / Haber7

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner hukuk çizgisinde kalma hassasiyetini bozdu. Hasdal Cezaevi'nde tutuklu silah arkadaşlarını ziyaret etti. Dıştan baktığımızda bunun adı yargıya baskıdır. Arka plan ise çok farklıdır.

Balyoz davası kapsamında tutuklanarak Hasdal Cezaevi'ne konulan 24'ü general ve amiral toplam 102 muvazzaf subayın sürpriz ziyaretçileri vardı.

NTV'nin haberine göre Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel Hasdal Cezaevi'ne helikopterle gitti.

Yargıya baskı yapmak isteyen siyasiler özellikle Ergenekon dostu muhalefet Silivri' yi ziyaret ederse şaşmamak gerekir. Dış görünüşte bunun adı yargıyı siyasallaştırmaktır.

Olaya başka açıdan bakarsak yani empatik bir değerlendirme yaparsak Adalet bakanı Silivri savcılarını ziyaret etse nasıl algılarız. Böyle bir ziyaret muhalif siyasilerin ve Genelkurmay Başkanının tutuklu sanıkları ziyareti ile aynı baskı değerine sahip olmaz mı?

27 Mayıs 1960 sonrası Yassıada yargısının siyasi niteliği nedeniyle kamu vicdanında verilen hükümler karşılık bulmadı. Bugün hiç kimse 27 Mayıs ı savunamıyor.

Bu durumda hakimler tutuklu komutanları serbest bırakırsa adalet terazisinin saptığını görmüş olacağız.

28 Şubat 1997'de Adalet bakanı Sincan cezaevindeki parti arkadaşına ziyaret yapması ne kadar yanlışsa Koşaner'in bu ziyareti de o kadar sakıncalı oldu.

Bu durum aslında ikinci Şemdinlidir.

Silivri yargısını gölgeleme çabası çok dikkat çekiyor. Bence Silivri yargılamalarını hukuki zeminden siyasi zemine kaydırma niyetlerini görmek gerekir.

Süheyl Batum'un Silivri'yi konuşurken TSK'ya kağıttan kaplan demesi böyle bir tahriki amaçlıyordu. Aslında Süheyl Batum darbeci damarın temsilcisi gibi konuşuyordu.

Abbas Güçlü'nün programında bir hukuk öğrencisi konuyu deşifre etti. "Siz Anayasa Profesörü siyasetçi olarak askeri eleştirme yasağı olan birisiniz, rahatsız olmuyor musunuz" sorusu alkışlanacak bir soru idi.

Darbeci damar "Orduevi cemaati" olarak çalışıyor. Hem Genelkurmay başkanına hem de yakın siyasetçilere cemaat baskısı uyguluyorlar. Olaya bu gözle bakalım. Bir Genelkurmay Başkanı senelerce karşısında esas duruşta durduğu eski komutanlarının telefonuna çıkmamazlık yapamaz, ricalarına hayır diyemez.

Hüseyin Kıvrıkoğlu, İsmail Hakkı Karadayı, Yaşar Büyükanıt gibi post modern müdahalecilerin boş durduğunu mu zannediyorsunuz. Bu kişilerin orduevlerinde fildişi kulelerinde üçüncü baharlarını yaşamayacak kadar idealist olduklarını bilmek gerekir.

Yahut Silivri iddianamelerinin bir gün gelip kendilerine dayanacağından ciddi kuşkuları olanlar varsa ya yurt dışına kaçacaklar ya da kalan kadroyu çalıştıracaklar.

Kalan darbeci kadro ile ilgili kanıtlar var mı?

1-TSK'da 27 Mayıs'tan beri darbe karşıtı subay astsubaylar hep tasfiye edildi.

2-28 Şubat bin yıl sürecek diyenler kendilerini sağlama almadan emekli olacak kadar saf değiller. Kendi geleceklerini garantilemek için darbe geleneğinin gereği olarak önlemler alırlar. Emir komuta zinciri dışında yapıyı pasif muhafaza ederler. JİTEM kurucusu Arif Doğan "Jitem şu anda vardır ve donmuştur" demedi mi?

3-Donanma Komutanlığında gizli bölmelerde bulunan 10 dosya belge ve özellikle "5 Nolu hard disk" darbecilerin kurumsal hafızasını temsil ediyor. Şartlar hazır olunca darbe yapmak isteyenler yıllarca emek verdikleri belleklerini saklamaları darbe niyetinin işaretidir. Darbe düşünüyorsanız tabiiki darbe belleğini saklarsınız.

4-Darbe ideolojisi aynen devam ettikçe darbe geleneği sürdükçe şartlar hazır olunca açıktan silah zoru ile iktidar değiştirmek, şartlar hazır olmadığında gizliden (Post Modern) silahlı müdahale tehdidi ile iktidar değiştirmek darbecilerin karakterlerinin gereğidir.

5-Soğuk savaş döneminde NATO'nun bütün orduları Gladio olarak tanımlanan yapılarını tasfiye ettiler "Türk Gladio"su hariç. Bu bile darbeci damarın aktif olarak çalıştığını gösteriyor.

6-Milli Güvenlik siyaset belgesi yani Kırmızı kitap hazırlanırken 2010 yılında yapılan değişiklikte "Demokrasiyi tehdit eden" iç tehdidi kırmızı kitaba yazdırmayan güçlerin halen aktif olduklarını anlamamak için zeka özürlü veya kötü niyetli olmak gerekir.

7-Sık sık 'rejim sorunu' vurgusu yaparak Cumhuriyetimizi ' Korku Cumhuriyeti' haline getirmek isteyenlerin gerçekte darbe olduğunda tebrik kuyruğuna girecek kişiler olduğunu bilelim.

Bu kanıtlar "Şartlar hazır olduğunda ihtilal meşrudur" diyen darbe ideolojisini akıl gözü ile görmek için 'makul şüphe' olarak kanıt değeri yüksek veriler değil midir?

Silivri'de yargıya baskı yapan grupların oyununa gelmemek siyasi aklın gereği. Ancak Genelkurmay Başkanımız maalesef bu oyuna gelmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay'ın "Aksine telkinlere rağmen yargıya müdahale etmiyoruz" açıklamasından sonra Hasdal ziyaretini bu gözle okuyalım.

Aslında ordumuz kağıttan kaplan değil ama darbeciler kağıttan kaplandır. Eğer 28 Şubat veya 27 Nisan döneminde olsaydık gazete manşetleri farklı olurdu Cumhuriyet mitingleri başlardı. Darbeci damarın gücü var ama artık bu kadarına yetiyor.

HABERE YORUM KAT