Genelkurmay Başkanı'nın bayat görüşleri...

07.07.2010 10:36

Ali Bayramoğlu

Senaryo hep aynıdır, mantık hep aynıdır, bakış hep aynıdır ve varılan nokta hep aynıdır.

Önce siyasetsizlik, ardından siyasetsizliğin beslediği şiddet patlaması, şiddet patlamasını takip eden otoriter ve güvenlikçi bakış...

Güvenlikçi bakış öne çıkınca, güvenlik kurumları, özellikle asker öne çıkar, konuşur, kamuoyunu ve siyaseti yönlendirmeye başlar.

Hep aynı silsileyi izlerler.

1. En başarısız ve en kritik anda askeri açıdan başarılı olduklarını söylerler.

2. Yaşadıkları sıkıntıların nedeni olarak dağı değil kenti, örgütü değil siyaseti gösterirler.

3. Siyaseti sorun olarak gösterdikleri anda Kürt partilerinin, demokrat seslerin susturulması ya da kısılmasının terörle mücadelede asıl mesele olduğunu söylerler...

4. Sorunun diğer bir ayağının yurt dışında olduğunu ifade eder, PKK'yı koruyan ülkelere, kişilere meydan okunmasını talep ederler...

Önerdikleri, siyaset alanının daraltılması, siyasi dilin sertleşmesi ve asayiş dinamikleri üzerine oturmasıdır.

Bu dinamikler içinde Susurluk da vardır, yasal sertleşme de...

Bunu iki nedenle yaparlar...

Başarısızlıklarını ve siyasetsizliği örtmek için...

Askeri akıl bu işe, siyasete, Kürt sorununun sosyolojik derinliğine bu kadar erdiği için...

Demirel'i, İnönü'yü, Çiller'i, Erbakan'ı, Yılmaz'ı, Ecevit'i bu mantıkla kuşatmışlardır.

Ve fasit daire, daha büyük bir bilançoyla, daha büyük bir başarısızlıkla devam edecek yılan döngüsü böyle oluşmuştur.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ geçen akşam Star televizyonuna konuştu ve yukarıdaki mantığı bir kez daha hiç rahatsız olmadan bire bir kullandı, bire bir uyguladı.

Anlamı ne bu konuşmanın?

Şu:

Basının Başbuğ'a kucak açarak bu şekilde konuşmasına imkan hazırlaması şiddet ikliminin bildik sonucudur.

Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasını sağlayan vesile ne ilginçtir ki, şiddet ve terör olmuştur. Bilinmektedir ki, uzun süredir asker, Ergenekon süreciyle sürekli bir savunma hali yaşamaktadır, konuşacak mecali bulunmamaktadır.

Başbuğ konuşmasında, 26 yılda 30 bin PKK'lıyı öldürdük, 10 binini yaraladık, istatistiki olarak onları 5 kez yendik diyerek askerin PKK'nın arkasındaki sosyolojik derinliği anlamadığını, anlamak istemediğini ya da anlayamayacağını bir kez daha ortaya koymuştur.

Anlama körlüğünün bir diğer göstergesi Başbuğ'un örgütün varlığını sürdürmesini "1. ve 2. Irak savaşları, Halepçe..." gibi dış gelişmelere bağlamasıdır...

Şu laflarıyla algı darlığı kadar dış düşman manivelasının nasıl kullanıldığına işaret etmektedir:

"Artık sözün bittiği yerdeyiz. Türkiye son bir iki ayda ne kadar şehit verdi? Bu hepimizin yüreğini yakıyor. Artık bu konuda sorumlulukları olan kişiler, kuruluşlar, devletler ve Irak'ın kuzeyindeki yapılanmaların üzerine düşeni yapma zamanları geldi ve geçiyor..."

Malum mantık adım adım yürüyor.

Genelkurmay Başkanı'nın sözü bu kez tartışanlara, toplumsal siyaset yapanlara:

"Gerek terör örgütü gerekse destekleyenler bu eylemler sonucu savundukları fikirlerin toplum tarafından yoğun şekilde tartışılmasını istiyor. Eğer bu tartışmaların içine girerseniz aslında teröre hizmet ediyorsunuz..."

Ve laf iç düşmana doğru ilerliyor:

"TBMM'de milletvekili olarak yemin ediyorsunuz Anayasa üzerine ondan sonra bir yerde gidip terörist cenazesine katılıyorsunuz... Ya ayrıl milletvekilliğinden dağa mı gidiyorsun nereye gideceksen git veya Anayasa'ya verdiğin yeminin gereğini yerine getir... Bu ihanet insanlığa ihanet, vatana ihanet, millete ihanet..."

Sayın Genelkurmay Başkanı, Doğan Güreş zamanından beri aynı şeyi söylüyorsunuz, talepleriniz karşılanıyor, Susurluk çeteleri bile kuruluyor... Ama sonuç demokrasi, insanlık ve siyaset açısından hüsran...

Artık yetmedi mi?

Derdiniz siyasi alana giriş yapmaksa, bilin ki artık çok geç...

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim