Genelkurmay Başkanı burada, Başbakan Erdoğan nerede?

30.04.2009 20:30

Hasan Cemal

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ konuşmayı seviyor. Yine uzun uzun konuştu. Üstelik kendi koyduğu zaman sınırlamasını da aşarak tam iki buçuk saat konuştu.
Askerlikte böyledir. Komutan konuştu mu dinlersin çaresiz. Emir demiri keser çünkü... Ama ya sivil hayatta, hele ‘gazeteci milleti’nin önünde böyle uzun uzun konuşmak olur mu?
Olabilir bu da.
Hâzırun(*) biraz da uysal havadaysa konuşabilirsin. Genelkurmay Başkanı neredeyse her topa girdi. Arada bir gerildi, sinirlenir gibi oldu. Ama genelde yüz çizgilerini yumuşak tutmayı, hatta güler yüzlü kalmayı başardı.
Harp Akademileri’ndeki gibi dün Genelkurmay’da da bazen başöğretmen edası takındı. Bazen eski deyişle mâlûmatfüruşluk, yani bilgiçlik de tasladı.
Askerler “Biz her şeyi biliriz!” tavrını severler. Özellikle siviller karşısında...
Başbuğ Paşa, bir noktayı hep vurguladı:
Demokrasi ve hukuk devleti...
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin demokratik rejime ve hukukun üstünlüğüne bağlı ve saygılı olduğunu, farklı düşünen çıkarsa bünyelerinde barındırmayacaklarını belirtti.
Bu bir ‘genel doğru’ydu.
Ama yine de, bu noktanın bu kadar çok tekrarlanmasında olumlu bir mesaj, iyiyi amaçlayan bir değişim sinyali yok denemezdi.
Bu yüzden ben Genelkurmay Başkanı’nın demokrasi ve hukuk devletine ilişkin saygı ve bağlılık sözlerini önemsemedim değil. Asker içinde bir şeyleri ‘iyiye doğru’ değiştirme niyeti olarak algıladım.
Gerçek mi, özlem mi? İngilizce deyişle, ‘wishful thinking’ mi?
Olabilir.
Ancak şuna dikkat etmekte yarar var. Genelkurmay Başkanı iki buçuk saat boyunca daha çok savunmadaydı. Savunmayı da demokrasi ve hukukun üstüne oturtmaya gayret etti.
Bu nokta göz ardı edilmesin.
Genelkurmay Başkanı olarak kendi kamuoyu var, Türk Silahlı Kuvvetleri kamuoyu var. Bir komutan olarak askerdeki bu ‘iç dengeleri’ görmezden gelemez. Hele basın toplantısından saatler önce asker tam on şehit vermişse...
Evet, Başbuğ Paşa hukuk dedi.
Demokratik rejim dedi.
İyi güzel ama uzun basın toplantısının içeriği, demokrasi ve hukuk devletiyle ne denli uyumluydu?
Birçok açıdan uyumlu değildi.
Değindiği konular öncelikle hükümeti ilgilendiriyordu. Başbakan’ı, Dışişleri Bakanı’nı, Savunma Bakanı’nı, Adalet Bakanı’nı ilgilendiriyordu.
Aftı, eve dönüştü, bedelli askerlikti, Irak’tı, Irak’ın Kuzeyi’ydi, Afganistan’dı, Pakistan’dı, Suriye’ydi, Türkiye-Ermenistan ilişkileriydi, Azerbaycan’dı, soykırım tarifiydi, Avrupa Birliği’ydi, DTP’ye bakıştı, bütün bu konularda ve kamuoyu önünde söz hakkını böylesine kullanmak, demokrasilerde bir tek seçilmiş siyasi otoriteye, yani hükümete aittir.
Başbuğ Paşa sınırı yine aştı.
Sanki iktidar odağıydı.
Sanki iktidar ortağıydı.
Başka şeyler de var.
Silah ve mühimmata ilişkin açıklamalarının pek öyle doyurucu olduğu söylenemezdi. Ergenekon davasında hukuk devleti derken kendisi bunun sınırlarını aştı, taraf oldu.
Türkiye’nin AB yolunun ‘Atatürk yolu’ olduğunu söyledi. Arkasından hemen ekledi:
“Ama...”
‘Ama’sı ne miydi?
AB’nin Türkiye’den ulus-devlet ve üniter devlet konularıyla ilgili taleplerde bulunmaması...
Durun burada.
Türkiye’nin 1963’ten beri ortaklık ve adaylık ilişkisi içinde bulunduğu AB’nin barış projesi, ‘ulus-üstü’ yapıları öngörmüyor mu? Zaman içinde bir ‘egemenlik devri’ni öngörmüyor mu? Tek para birimi euro dahil birçok alanda bu devir başlamadı mı?
İnsanlığın başını özellikle Avrupa kıtasında kaç kez savaşlarla belaya sokmuş olan milliyetçilik illetinin ancak ‘ulus-devlet’lerin aşılarak, ‘ulus-üstü yapılar’la tedavi edilmesini öngören bir barış projesi değil mi Avrupa Birliği?
Başbuğ Paşa, askerin o klasik söylemini yineleyerek, “AB’den yanayız ama özel koşullarla...” diyerek ipe un sermeye devam ediyor. AB’nin birinci sınıf demokrasisi ile hukuk devleti askeri tedirgin ediyor çünkü.
“AB bizi böler!” korkusu bu.
Ya da ‘demokrasi korkusu...’
Oysa asıl bu korkunun ta kendisidir, bugüne kadar Türkiye’yi daha beter bölünme ve istikrarsızlık tehlikesiyle karşı karşıya getiren, getirecek olan...
Dün sabah şehit olan askerlere benim de içim yanıyor. PKK’nın silah, şiddet ve terör eylemlerine ben de karşıyım.
Ama şunu da biliyorum.
Türkiye eğer Kürt sorununu silah ve şiddetten arındıracaksa, dağın yolunu kesmek ve dağdakileri indirmek zorundadır.
Bunun için hiç vakit geçirmeden bir yandan ‘ovada siyasetin yolu’nu açacak -af ya da eve dönüş dahil- yasal düzenlemeleri yapmak, öte yandan da DTP’yi dışlamamak, DTP’yi PKK’lılaştırmaktan özenle kaçınmak gerekiyor.
Başbuğ Paşa bu açılardan ne yazık ki yanlış bir rotada. Hem dağdan indirme, hem de DTP konularında hatalı bir yolda...
Ama Genelkurmay Başkanı burada...
Peki Başbakan Erdoğan nerede?..
Böyle basın toplantıları düzenleyip, gazeteci milletinin karşısına çıkıp milleti neden aydınlatmıyor?
Demokrasilerde genelkurmay başkanlarının işi değil ki bu!
———————————
* Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te hâzırun sözcüğünün karşısında “Hazır olanlar, bir yerde bizzat bulunanlar” diye yazar.

MİLLİYET

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim