1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. DERGİLER

  4. Genç Birikim’in Temmuz Sayısı Çıktı
Genç Birikim’in Temmuz Sayısı Çıktı

Genç Birikim’in Temmuz Sayısı Çıktı

Genç Birikim’in Temmuz sayısı çıktı. Dergide bu ay, Gezi olayları ve Mısır’daki durumları değerlendiren yazılar ön planda.

A+A-

Genç Birikim Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni, Araştırmacı-Yazar Ali Kaçar “Mursi’nin Demokrasi ile İmtihanı!” başlıklı yazısında; “Mısır’da olup bitenler, Batılı ve Doğulu emperyal ve Siyonist güçlerin seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’ye takındıkları tavrın, demokrasinin, insan haklarının ve batılı değerlerin içinin ne kadar da boş olduğunu, kitleleri uyutmada ve sömürüde bir araç olarak kullanıldığını açıkça bir kez daha ortaya koyduğunu, Batılı emperyalistlerin, “demokrasi, insan hakları” konusunda çifte standart uygulamadıklarını, çünkü asıl düşünceleri ve anlayışlarının bu olduğunu, halen bu emperyal ve faşist güçler için “çifte standart uyguluyorlar” diyenlerin, Afganistan’da yüz binlerce masum insanın katledildiğini, tecavüze uğradığını, Afganistan’ın ölüm tarlalarına dönüştürüldüğünü; aynı şekilde Irak’da, Çeçenistan’da, Filistin’de ve daha birçok yerde milyonlarca insana dönük yaptıkları insanlık dışı katliamları, tecavüzleri görmek istemediklerini, bu emperyal kâfirlerin Ebu Gureyb cezaevindeki insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri, Nur Bacı’ya yapılanları demokrasi diyerek, insan hakları diyerek bu vahşetleri işlediklerini, uygar denilen dünyanın yüzkarası Guantanomo, Şıbırgan Cezaevi, Bagram ve Mezar-ı Şerif’deki işkencehanelerin de yine demokrasi ve insan hakları adına kurulduğunu, demokrasinin gerektiğinde tapınılan, gerektiğinde de acıkıldığı zaman yenilen bir put olduğunu, demokrasi, insan hakları vb sloganlaştırılan bu kavramların Batılı emperyalistlerin sömürülerini kalıcılaştırmak için başvurdukları kirli ve kanlı bir yöntem olduğunu, emperyalistler için menfaatlerine uygun olduğu müddetçe demokrasi ile diktatörlük arasında hiçbir farkın olmadığını, Muhammed Mursi’nin, Mısır’da, bütün engellemelere, polis ve ordu mensuplarının aleyhte çalışmalarına rağmen 30 Haziran’da %52 oranında halkın oyuyla seçilmiş ilk sivil cumhurbaşkanı olduğunu, ancak Batı için halkın iradesi ya da yüksek bir oy oranı ile seçilmiş olmanın hiçbir değeri ve öneminin olmadığını, onlar için önemli olanın kendi çıkarları olduğunu, işlerine geldiği zaman demokratik bir yönetimi, işlerine geldiği zaman da krallık, diktatörlük ve şeyhlik yönetimini savunduklarını, desteklemekten de çekinmediklerini, bundan dolayıdır ki, Ortadoğu’daki krallıkların, diktatörlüklerin, Şeyhliklerin ve Sultanlıkların arkasında Batılı emperyal güçlerin bulunduğunu, Hüsnü Mübarek, Kral Abdullah, Kral Fahd ve diğerlerinin, uzun yıllar halka kan kusturarak kan ve gözyaşı üzerinden yönetimlerini devam ettirmelerinin, ancak bu emperyalist güçlerin yardım ve desteğiyle mümkün olabildiğini” yazısında ifade etmiş.

İdris KERİMOĞLU “Demokrasi Havarileri” başlıklı yazısında; “Müslümanların demokrasinin yaldızlı propagandası altında demokrasiden başka bir sistemi düşünemez olduklarını, 1960’larda küfür, 1980’lerde haram, 1990’larda araç, 2000’lerde ise İslam’dan olan demokrasinin bu amansız farklılaşmasının aslında Müslüman zihninde olan bir farklılaşma olduğunu, çünkü ne demokraside nede demokratik düzenlerde değişen bir şey olmadığını, bugün kurtuluşu demokraside gören Müslümanların bulunduğunu, hâlbuki bütün insanlık için kurtuluşun ancak insanı yoktan var eden Rabbimizin vahyine teslimiyetle mümkün olabildiğini, Müslümanlar açısından ise İslam'ın dışında kurtuluş aramanın başlı başına bir çelişki olduğunu, bu yönüyle Müslümanların kimliklerini ve taleplerini demokrasi ya da başka herhangi bir ideolojik anlayış ve sistem temelinde ifade etmelerinin çelişki olduğunu, İslam’ın başka dinlerden başka ideolojilerden ödünç bir kavram alamayacağını, İslam’ın her şeyinin kendine has olduğunu, o yüzden demokrasinin veya bir başka ideolojinin sonradan İslamî olması gibi bir şeyin, İslamî özellikleri alsa bile mümkün olmadığını, İslam’ın Allah’ın Kitabı ve Rasul’ün Sünneti ile hududu çizilmiş bir din olduğunu, Allah azze ve cellenin Müslümanlar için din olarak İslam’ı seçtiğini (Maide, 5/3) ve adına da Müslüman ismini verdiğini (Hac, 22/78), ayrıca Allahu Teâlâ’nın, İslam’dan başka hiçbir dini de kabul etmeyeceğini belirttiğini (Al-i İmran, 3/85), demokrasinin ilk göründüğü şekli ile güzel bir tiyatro olduğunu, sokaktaki insana hükmedenin kendisi olduğu izlenimini verdiğini, hâlbuki gerçekte toplumun hâkimiyeti değil sermayenin tahakkümünün söz konusu olduğunu, İslam kimliği ile demokrat kimliğini birlikte taşıyanların günümüz itibariyle en belirgin özelliklerinin; kendinden olmayana karşı sınırsız hoşgörü içinde bulunmaları, fakat buna karşılık İslam kimliği yanına demokrat kimliği yerleştirmeyenleri radikal, Selefi gibi sıfatlarla sıfatlandırmaları olduğunu” ifade ettikten sonra yazısını şu cümlelerle nihayetlendirmiş; “Hâsılı, demokrasi bir zihniyet, bir dünya görüşü, bir yaşam tarzıdır. Demokrasiyi din olarak adlandırmak, pek çok dindar çevrenin hoşuna gitmemektedir. Çünkü aksi takdirde, “İslam mı, demokrasi mi?” tercihi ile karşı karşıya kalmaktan korkulmaktadır. Bu korku beyhude değildir, herkes dininin ne olduğuna iyi bakmalıdır…”

Mustafa GÜLDAĞI “Çok Tanrılı Sistemde Dayatılan Hayat Tarzı” başlıklı yazısında; “Peygamberimiz(sav) zamanında daha Peygamberlik gelmeden önce çok tanrılı bir sistem, bir düzen olduğu gibi günümüzde de aynı şekilde hayata Allah’ın karıştırılmadığı çok tanrılı bir düzen olduğunu örneklerle açıklamış.

Ali KAÇAR “Gezi Parkı Olayları ve Özel Harp Dairesi” başlıklı yazısında; gezi parkı olaylarının arka planını ve nedenlerini ortaya koymuş.

Tahsin ABDULGAFFAR “Değişim ve Yasası” başlıklı yazısında; toplumsal değişimin yasalarını ortaya koymaya çalışmış.

Hayriye BİCAN’ın “Merhaba Ey Şehr-i Ramazan!”, Süleyman ARSLANTAŞ’ın “Kudüs Seyehatinin Ardından”, Erdal BAYRAKTAR’ın “Çağa Şahit Olmak”, Muhammed İMAMOĞLU’nun “Cibrîl Hadîsinden Öğrendiklerimiz”, Ubeydullah TOPRAK’ın, “Ramazan Risâlesi”, Abdulfettah KILIÇ’ın “Savaş ve Ahlak Sahibi Şehid Şamil Basayev”, Cefai DEMİREL’in  “İfk Hadisesi ve Almamız Gereken Dersler – Hayırlar”, Betül KURMUŞ’un “Tamamlanmamış Tesettür” ve Celal SANCAR’ın İlke Haber’den Aktardığı “Chomsky: Sınırlar Yapay ve Yıkıcıdır” çevirisi okunmaya değer diğer yazı ve çalışmalar olarak dergide yerini almış.

Tel: 229 67 18-19

gencbirikim-dergisi-170.jpg

HABERE YORUM KAT