1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Gemiler Gemiler Kalkıyor Limanlardan Limanlardan
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Gemiler Gemiler Kalkıyor Limanlardan Limanlardan

A+A-

Gemiler kalkıyor.

Dünyanın dört bir yanından gemiler kalkıyor.

Gemiler yeni bir dünyanın, yeni bir medeniyetin, yeni bir bilinç halkasının temellerini atmak için kalkıyorlar limanlardan. Dünyanın ve insanlık ailesinin uyuyan vicdanını, erdem ve fazilet duygularını harekete geçiriyor bu gemiler.

Gemiler modern zamanlar insanının yitirdiği, yabancılaştığı tüm insanî ve ahlakî hasletlerin yeniden kalplerde yeşermesine, bilinçlere kazınmasına ve yerküresinde filizlenmesine vesile oluyor.

Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan.

Antalya’dan kalkıyor, Atina’dan kalkıyor, Beyrut’tan kalkıyor, Barcelona’dan kalkıyor.

Yeni bir anlayış, yeni bir algı, yeni bir bakış egemen oluyor yeryüzüne.

Kullandığımız tüm sözcüklere yeni anlamlar yüklüyor bu gemiler. Verdiğimiz bütün isimlerin anlamını değiştiriyorlar.

Başka türlü bir direnişçi kimlik, bambaşka bir devrimci anlayış kazandırıyorlar onur ve izzet sahibi insanlara.

Yeni bir devrime yolculuk yapıyor bu gemiler. Devrimlerin en pak olanını, en fıtrî, en duru, en arı olanını gerçekleştiriyorlar.

Savaşla değil barışla, kavgayla değil dayanışmayla, silâhla değil sevgiyle gerçekleştirilen bir devrim bu.

Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan.

Aden’den kalkıyor, Stockholm’dan kalkıyor,  Cezayir’den kalkıyor, Baile Átha Cliath’tan kalkıyor.

Dünyanın dört bir yanından insanlar biniyor gemilere.

Tenleri farklı, gözleri farklı, dilleri farklı, kıyafetleri farklı, ibadetleri farklı, şarkıları farklı, hikâyeleri farklı insanlar biniyor. Yaşlılar biniyor, gençler biniyor, çocuklar biniyor, erkekler biniyor, kadınlar biniyor, delikanlılar biniyor, genç kızlar biniyor.

Üç dînden, dört kitaptan, beş ırktan, altı kıt’âdan ve yedi iklimden insanlar biniyor gemilere.

Nebatiyeli Said, Larissalı Anysia biniyor.

Valencialı José, Jakartalı Jasmin biniyor. 

Karaçili Ranjid, Napolili Franciska biniyor.

Belfastlı Ryan, Şirazlı Pervin biniyor.

Bamakolu Ayodele, Dinyeperli Ljudmila biniyor.

Oslolu Sven, Sivaslı Esra biniyor.

1962 bağımsızlık savaşında henüz üç yaşında bir kız çocuğu olan Cezayirli Süha teyze biniyor.

1991 Kafkasya kalkışmasında henüz onyedi yaşında bir delikanlı olan Mohaçkaleli Mirza abi biniyor.

1992 Bosna soykırımında kaybolan iki ağabeyinden yıllardır haber alamayan Mostarlı Hafiza biniyor.

Beyaz Adam’ın Uzakdoğu’daki uğursuz varlığına en güçlü darbeyi vuran 1975 Vietnam devrimiyle aynı yaşta olan Saygonlu Tiang biniyor.

Okuldan artan zamanında küçük bir pastanede çalışıp dondurma satarak aile bütçesine katkıda bulunan Palermolu Giovanni biniyor.

İki ay sonraki düğününde beyaz gelinlik giyecek olan İsfahanlı Fatımâ biniyor.

Muhabir olarak çalıştığı yerel bir gazete için sabahtan akşama kadar elinde fotoğraf makinâsıyla haber kovalayan Marsilyalı André biniyor.

Üçüncü sınıfında okuduğu üniversiteyi bitirdiğinde bilgisayar mühendisi olacak olan Kalkütalı Ranjana biniyor.

Umutlar biniyor, düşler biniyor, özlemler biniyor, dilekler biniyor.

Milyonların dûâsı biniyor.

Babaların kabaran göğüsleri, annelerin ıslanan gözleri, dostların uğurlayan elleri, sevgililerin çarpan kalpleri biniyor.

Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan.

Hind Yarımadası’ndan kalkıyor, Aden Körfezi’nden kalkıyor, Mağrib’den kalkıyor, İyon Denizi’nden kalkıyor, İberya’dan kalkıyor, Britanya’dan kalkıyor, İskandinavya’dan kalkıyor.

Gemiler açık denizlere doğru yol alıyor.

Akdeniz sularına açılıyor.

Gemiler insan taşıyor, insanî yardım taşıyor. Umut taşıyor, onur taşıyor, haysiyet taşıyor, kardeşlik taşıyor, barış taşıyor, sevgi taşıyor.

Milyonların dûâsını taşıyor.

Üç dîn, dört kitap, beş ırk, altı kıt’â ve yedi iklim taşıyor bu gemiler.

Babaların kabarık göğüslerini, annelerin ıslak gözlerini, dostların havadaki ellerini, sevgililerin kor kor kalplerini taşıyor.

Saldırıya uğruyor gemiler açık denizlerde. Saldırıya uğruyor insanlık.

Saldırıya uğruyor üç dîn, dört kitap, beş ırk, altı kıt’â ve yedi iklim.

En gelişmiş silâhlarla saldırıyor İblis’in askerleri. Vahşîce saldırıyor, acımasızca saldırıyor. 1492’deki gibi saldırıyor. 1925’teki gibi, 1945’teki gibi, 1992’deki gibi, 2006’daki gibi saldırıyor İblis’in ordusu.

Endülüs’te saldırdığı gibi saldırıyor. Cezayir’de saldırdığı gibi, Mogadişu’da saldırdığı gibi, Kandahar’da saldırdığı gibi saldırıyor. Dara Hênê’de saldırdığı gibi, Zilan’da saldırdığı gibi, Grozni’de saldırdığı gibi, Mostar’da saldırdığı gibi saldırıyor.

Bir direniş yükseliyor Akdeniz’in ortasında. Mavi bir İntifada yükseliyor Akdeniz’in sularından göğe doğru.

Tekbirler yükseliyor, çığlıklar yükseliyor, feryâdlar yükseliyor.

Milyonların dûâsı yükseliyor.

Dokuz can vuruluyor denizin ortasında. Dokuz yiğit vuruluyor tertemiz alınlarından.

Dokuz gezegen batıyor, dokuz yıldız sönüyor.

Şehîdlerin kızıl kanları karışıyor mavi sulara.

Dokuz damla kan düşüyor Akdeniz sularına.

Dağ gibi duran, gül gibi kokan, ceylan gibi bakan, nehir gibi akan dokuz hayat düşüyor. Ömrüne doymamış hayatlar, Allâh’a adanmış bedenler düşüyor.

İbrahim’in dûâsı, Hacer’in çilesi düşüyor Akdeniz sularına.

Meryem’in kucağı, Yusuf’un rüyâsı düşüyor.

Musa’nın âsâsı, İsa’nın tasası düşüyor.

Ashab-ı Kehf’in uykusu, Ashab-ı Uhdud’un ateşi düşüyor Akdeniz sularına.

Hamza’nın, Ebû Zerr’in yalnızlığı düşüyor.

Ali’nin suskunluğu, Fatımâ’nın huzuru düşüyor.

Hüseyn’in acısı, Zeyneb’in çığlıkları düşüyor.

Çocuklarına zehir içirilen Kevser’in pâk suları düşüyor.

Dokuz damla kan düşüyor Akdeniz sularına. Dokuz can vuruluyor denizin ortasında. Dokuz yiğit vuruluyor tertemiz alınlarından.

Şeyh Ahmed Yasin’in serzenişleri düşüyor Akdeniz sularına.

Meryem Cemile’nin fedâkârlığı, Zeynep Gazalî’nin hüznü, Bintül Hüda’nın çilesi düşüyor.

Aliya İzzebegoviç’in yalnızlığı, Ali Şeriâtî’nin kalemi düşüyor.

Malcolm X’in bakışları düşüyor Akdeniz sularına.

Ömer Muhtar’ın, Şeyh Sâîd’in darağacındaki sözleri düşüyor.

Fadlullâh’ın, Nasrullâh’ın açtığı evrensel çığır düşüyor.

Lübnanlı bebek Abbas Muhaqqid Haşim’in mavi emziği düşüyor Akdeniz sularına.

Srebrenitza’da açan artemis çiçekleri düşüyor üzerine konan mavi kelebeklerle birlikte.

Karamay’da kapısına kilit vurulan mescîdlerin kıblesi düşüyor.

Kapısından kovulduğu üniversiteden hıçkıra hıçkıra ağlayarak ayrılan kızların mavi mavi başörtüleri düşüyor.

Kızıltepeli küçük Uğur’un ilkokul önlüğü, Liceli küçük Ceylan’ın ceylan gözleri, İzmirli küçük Sercan’ın ipek saçları düşüyor.

16 yaşındaki Canan’ın geride bıraktığı tek hatıra olan vesikalık fotoğrafı düşüyor Akdeniz sularına.

Saldırıya uğruyor gemiler açık denizlerde. Saldırıya uğruyor insanlık.

Dokuz can vuruluyor denizin ortasında. Dokuz yiğit vuruluyor tertemiz alınlarından.

Dokuz damla kan düşüyor Akdeniz sularına.

Mavi Marmara gemisinden anlamlı bir mesaj yayılıyor tüm dünyaya. Akdeniz’in ortasından tüm insanlığa bir mesaj yollanıyor.

Mavi Marmara tüm dünyaya, tüm insanlığa bir mesaj gönderiyor.

Bu mesaj Arap Yarımadası’na ulaşıyor, Nil Deltası’na ulaşıyor, Mezopotamya’ya ulaşıyor, Kafkasya eteklerine ulaşıyor, Maveraünnehir’e ulaşıyor, Fergana vadisine ulaşıyor, Sibirya steplerine ulaşıyor, Mançurya kıyılarına ulaşıyor, Sarıdeniz’e ulaşıyor.

Kürdistan’daki şekerpancarı tarlalarına, Kırgızistan’daki buğday tarlalarına, Kamboçya’daki pirinç tarlalarına ulaşıyor.

Yemen’deki hurma bahçelerine, Korsika’daki portakal bahçelerine, Endülüs’teki nar bahçelerine ulaşıyor.

Bu mesaj Paris’in, Brüksel’in, Londra’nın varoşlarına ulaşıyor.

Kuzey Denizi’nin kirli sularındaki petrol arama tesislerinde en ağır şartlarda çalışan Karibikli ilticacılara ulaşıyor.

Hollanda’daki lale bahçelerinde çalışan Surinamlı sömürgelere ulaşıyor.

Otuz kişi birden küçücük bir sandala bindirilip açık denizlere salıverilen Afganlı mültecilere ulaşıyor.

Çukurova’daki pamuk tarlalarında “yere düşen bulutları” toplayan Kürt ırgatlara ulaşıyor.

Kafkasya’nın yalçın dağlarında “güneş görmeyen sularda” yıkanan Çerkez dağlılarına ulaşıyor.

Küçük sandallarıyla her sabah güneş doğmadan Antananarivo’dan okyanus sularına açılan İkongo balıkçılarına ulaşıyor.

Guangdong’daki oyuncak fabrikalarında zorla çalıştırılan Uygur işçilere ulaşıyor.                

Karakorum eteklerinde doktorun ve elektriğin girmediği Hunzakut köylerine ulaşıyor.

Bu mesaj Lakota’nın gümüş ırmaklarında yıkanan Kızılderililer’e ulaşıyor.

Bolivya yerlilerine, Guatemala yerlilerine ulaşıyor.

Mavi Marmara gemisinden anlamlı bir mesaj yayılıyor tüm dünyaya. Akdeniz’in ortasından tüm insanlığa bir mesaj yollanıyor.

Mavi Marmara tüm dünyaya, tüm insanlığa bir mesaj gönderiyor.

Bu mesaj tüm coğrafyalara, tüm şehirlere, tüm halklara ulaşıyor.

Bu mesajı alan limanlardan şimdi çok, çok, daha çok gemiler kalkıyor. Peşpeşe kalkıyor gemiler mesajı alınca.

Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan.

Gemiler yeni bir dünyanın, yeni bir medeniyetin, yeni bir bilinç halkasının temellerini atmak için kalkıyorlar limanlardan. Dünyanın ve insanlık ailesinin uyuyan vicdanını, erdem ve fazilet duygularını harekete geçiriyor bu gemiler.

Gemiler modern zamanlar insanının yitirdiği, yabancılaştığı tüm insanî ve ahlakî hasletlerin yeniden kalplerde yeşermesine, bilinçlere kazınmasına ve yerküresinde filizlenmesine vesile oluyor.

Tıpkı bir şiirin mısrâları gibi bu gemiler. Bir makalenin cümleleleri gibi, bir şarkının bestesi gibi, bir mektubun sözleri gibi.

Bir babanın gururu, bir annenin kucağı, bir çocuğun bakışları, bir dostun dûâsı, bir sevgilinin gözleri gibi.

Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan.

Gemiler kalkıyor.

 

sediyani@gmail.com

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum