‘Geçmişle hesaplaşma’ ve Beş Nolu Bellek

26.08.2009 17:28

Orhan Miroğlu

Geçenlerde katıldığım bir televizyon programında, Başbakan’ın grup konuşmasına ağladığımı söyleyince, diğer katılımcıları bir hayli şaşırttım. Onlar reel-politiği konuşmaya gelmişlerdi. Bu reel-politiğin bir ucunda Amerika bir ucunda da Ortadoğu’nun petrolü ve doğalgazı vardı. Kürt sorununda entelektüel çapta söz sahibi olmak bu meseleleri buralardan görmeye bağlıydı. Ve işte ben bunu göremediğim gibi, oturup bir de Başbakan’ın konuşması beni ağlattı diyordum. İçlerinden biri “Kasımpaşalı, Orhan Miroğlu’nu da ağlatabilmişse, işimiz var” anlamına gelen bir takım sözler sarf etti.

Eğer hayatınız boyunca hem fikirlerinizden hem de etnik kimliğinizden ötürü çok acı şeyler yaşamış ve bununla da kalmayarak, başkalarının korkunç acılarına tanıklık yapmak zorunda kalmışsanız ağlamak rahatlatır sizi. Acınıza iyi gelebilir. Bu durumda cenazesi Kocatepe Camii’nde kaldırılan ve tanımadığınız Yozgatlı bir ölü askere de ağlayabilirsiniz, çatışmalarda can veren Hakkârili bir PKK’liye de. Yeri geldiğinde Halepçe’ye de ağlarsınız, Madımak’a da. Uğur Mumcu için de gözyaşı dökersiniz, Musa Anter için de.

Diyarbakır cezaevinde yaşamışsanız, bu cezaeviyle ilgili duyduğunuz her haber içinizi titretir. Burada yaşananlar hakkında bir şeyler anlatmak istediğinizde, boğazınıza bir şeyler düğümlenir.

Diyarbakır cezaevini yazmam gerektiğinde, bu etnik hınç ve öfkenin mekânını bu sözlerle ifade ettim hep: Beş Nolu Bellek.

Burayı yıkıp okul yapacaklarmış, okulun yanına da olabilirse eğer bir anıt.

Diyarbakır cezaevi hakkında bu kadar kolaylıkla ve kimseyle müzakere etmeden karar vermek çok vahim bir şey. Sayın Mehdi Eker Diyarbakırlı bir politikacı. Bu cezaevinin Kürtler için ne anlama geldiğini çok iyi bildiğinden eminim. Sonra Diyarbakır cezaevine ne olacağını karar vermek için sadece Diyarbakır sivil toplum güçlerinin fikrini almak da yetmez. Binlerce mağduru var buranın. Televizyonda izledim, yemekli bir toplantıda Bakan kararı açıklıyor, insanlar alkışlıyorlar Bakan’ı. Neyi alkışladıklarının farkındalar mı, emin değilim.

Diyarbakır cezaevini yıkıyoruz, ocuklarınıza okul yapıyoruz açıklamasını Diyarbakırlılar alkışla karşılamaz. Babalarının, dedelerinin, annelerinin işkence gördüğü bu mekânın yerine kurulacak okulda çocukları nasıl eğitim alacaklar?

Karara itirazlar başladı bile.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi tutuklularından Nuri Sınır, Haluk Yıldızhan, Cabir Yolbaş, Erdem Gencan, Hasan Dağtekin, M. Can Azbay, İsfendiyar Eyüboğlu, Recep Maraşlı, Mesut Baştürk, Nezir Çetin, Faruk Altun, dün bu konuda bir açıklama yaptılar.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi fizikî yapısıyla “Demokrasi ve İnsan Hakları Müzesi”ne dönüştürülmesi gerekir deniliyor açıklamada, ki çok doğru.

Açıklamada geçen şu cümleler kanımca herkesi düşündürmelidir.

“Eğer tarihi, hafızalardan unutturarak silmek amaçlanıyorsa bunun büyük bir yanılgı olduğunu söyleyebiliriz. Toplumlar tarihleriyle ancak yüzleşerek; korkuları, acıları ve utançlarıyla hesaplaşarak barışabilir. Marifet, bunca şeye tanık olmuş, onlarca insana mezar olmuş, bir döneme damgasını vurmuş bir cezaevini yıkarak unutturmak değil; marifet bir daha tekrarlanmamasını sağlamak için aksine koruyarak hatırlatmaktır.”

Kürt sorununu çözmek istiyorum, gelin müzakere edelim diyen ve çok da iyi eden bir hükümet Diyarbakır cezaevi için böyle bir kararı nasıl alabiliyor, anlamak çok zor.

Ben burada yattım. Payıma ne düştüyse artık, işkence, aşağılanma, onur kırılması her şeyi yaşadım.

Kaldığım koğuşların ve boşluklarında esas duruşta volta atarken gökyüzüne bakmanın bile yasak olduğu havalandırmaların bir gün yıkılıp gideceğini görürsem, belleğimin çok acıyacağını hissediyorum. Ben bu havalandırmalara şimdi özgürce gidip, gökyüzüne bakmak, koğuşlarının penceresinden güneşin, karın, yağmurun yağdığı zamanları görmek istiyorum. Burada veremden, işkenceden ölen arkadaşlarımın adlarını fotoğraflarıyla beraber cezaevinin her yanına asmak istiyorum.

Bu karar bize unutmamızı salık veriyor. Yani Diyarbakır cezaeviyle yüzleşmeyecek ve burada yapılanları unutacağız. Çünkü eğer unutmayacaksak, insanlığa karşı işlenmiş suçların bu mekânını yok edemeyiz. Bu cezaevi, her şeyin delili olarak duruyor. İş makineleri çalışmaya başladığında, bu delillerin, izlerin hiç biri kalmayacak.

Geçmişle hesaplaşma kültüründen değil, unutma kültüründen beslenen bir tutumu var Türkiye’nin. Acı çekenler ve yas tutanlar kendilerine ait bir dünyada yapayalnızlar. Toplumsal statüye, etnik kimliğe, yaşananlara ait anılara ve acı veren bir belleğe sahip olma ve siyasal inanç gibi etkilenmelerle, geçmişle yüzleşme konularında çok farklı tavırları gözlemek mümkün. Orhan Miroğlu Başbakan’ın konuşmasına nasıl ağlar diye bu yüzden hayret ediyor, Diyarbakır cezaevini yıkarak okul yapmayı iyi bir iş sanıyorlar.

Ne çok iyileşecek yaralarımızın olduğunu, kabul edelim ki, yeni konuşmaya başladık.

Geçmişle yüzleşme ve geçmişle hesaplaşma, her şeyden önce, ‘iyileşecek yaraları olduğu sürece geçmişin bugün olarak kalacağına’ inanmak ve bu yaralı geçmişle yüzleşmeye razı olmak demektir. Geçmişle yüzleşmek, hafızamızın ‘duygumuz, tutarlılığımız, aklımız hatta eylemimiz’ olduğuna ve onsuz bir hiç olduğumuza inanmak demek. Oysa Bellek, hafıza, unutmak, unutturmak, geçmişi sorgulamak, toplumsal hafıza- ulusal hafıza gibi kavramlar siyasal hayatımıza son birkaç yıldır ve yeni girmiş kavramlar.

Yaşadığı tarihsel deneyimlerden ve olaylardan kaynaklanan ağır travmaların olduğu ve bu travmaların ateşlediği şoven-ırkçı siyasal tercihlerin birarada yaşama kültürünü tehdit ettiği, yakın tarihinde de iki askerî darbe ve hâlâ devam eden bir iç savaş yaşamış bir ülke Türkiye. Hakikatle gerektiği gibi yüzleşmemiş, susmayı tercih etmiş, hakikatin acısına katlanmayı göze alamayan bir siyasal kültürün yerine, adil ve demokratik bir hukuk devleti için, geleceğe ulaşabilmek için, insan onuruna saygıya dayalı bir kültürün güçlenmesi gerekiyor.

Diyarbakır cezaevi hem bir milat hem de keşfedilmeyi bekleyen çok iyi bir siyasi laboratuardır..

Beş Nolu Belleği yıkmamalı, onunla yüzleşmeliyiz.


BİR NOT:

(Milliyet’ten Belma Akçura’nın haberi gayet iyiydi. Görüş aldığı hemen herkes, bu cezaevinin bir bellek müzesi, bir hafıza müzesi olmasını istiyordu. Dostum Feridun Yazar hariç! Yazar, hem cezaevi yıkılsın filan diyordu, hem de açılıma karşı olduğunu ifade ediyordu. Bu işte bir yanlışlık olmalı dedim içimden. Benim tanıdığım Feridun Yazar açılıma karşı olmaz, bu cezaevinin okul yapılmasına da karşı çıkar. İşin doğrusu sonradan anlaşıldı. Meğer Belma telefon çevirirken bir numarayı yanlış çeviriyor ve karşısına MHP’den Silifke belediye başkanlığı yapmış Ahmet Sadık Avcı çıkıyor. Başkan Avcı’nın tahmin edebileceğiniz görüşleri de Milliyet’e Feridun Yazar’ın görüşleri olarak yansıyor. Durum düzeltildi gerçi ama, Feridun Taraf okurlarının da bilmesini isteyip rica edince bu notu düştüm.)

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim