Geçmişi gömmeden güzel bir gelecek kurulamaz!

16.08.2009 01:44

Hasan Cemal

Ahmet Altan dün Taraf’taki yazısına, “Bugünleri görmek, bu gelişmelere şahit olabilmek sevindiriyor beni” diye başlamıştı.
Benim duygularım da öyle.
Telefonla aradım Ahmet Altan’ı, “Nihayet Türkiye paçasını kurtaracak bu meseleden” dedi.
Hepimizin dileği o.
Bir umut dalgası kabarıyor.
Gün geçtikçe büyüyen bir dalga bu. Değişik çevrelerden sesler yükseliyor, “Kan ve gözyaşı inşallah bitecek!” diye.
Gerçekten öyle.
Vicdanının, yüreğinin sesini dinleyen aklı başında herkesin ‘barış’ı istemesinden daha doğal ne olabilir ki?
İnsanlar vicdanlarının, yüreklerinin sesine ne kadar kulak verirlerse, barış da o kadar yaklaşır.
Evet, güzel günler yaşanıyor.
Ama aynı zamanda tedirginim.
Çünkü tehlikeler yok değil.
‘Kürt açılımı’nın, ‘barış seferberliği’nin kırılgan yanları var.
Bunun da farkındayım.
Öyle bir noktaya doğru gidiliyor ki, umut dalgası yerini, eğer gerekli özen gösterilmezse büyük bir hayal kırıklığına bırakabilir.
Onun için gerçekçilik şart.
Ne demek ‘gerçekçilik’?..
Çıtayı yükseğe koymamak!
Öncelik burada.
Bu konu özellikle Öcalan’ı ilgilendiriyor. Çünkü olmadık istek ve çıkışlar bir anda barış korkusu içinde yaşayanların değirmenine su taşır.
Bu açıdan şimdiye kadarki İmralı sinyalleri iyi, dileriz bozulmaz.
Fakat DTP’lilerin de özen göstermesi lazım, özellikle ‘dil’lerine...
Bu bakımdan Genel Başkan Ahmet Türk’ün baştan beri sergilediği sorumluluk çizgisi tüm DTP’lilerin ortak tutumu olabilmelidir diye düşünüyorum.
Bu noktayı özellikle vurguluyorum.
Çünkü yalnız Kürtler yok, Türkler de, Türk kamuoyu da var ve de yaşanan acıların ortak yanları var.
Belki şöyle söylenebilir:
İki tarafın da yaşadıkları ‘meşru acıları’ gözardı ederek, bu açıdan gereken duyarlılığı göstermeden barış yakalanamaz.
Apo’yla da bunu konuşmuştum.
1993’ün Nisan ayıydı.
Lübnan’da, Suriye’nin kontrolündeki Bekaa Vadisi’ndeki bir evde Abdullah Öcalan’la uzun saatler sohbet etmiştik.
‘Türk kamuoyu’ idi üstünde durduğumuz konulardan biri de. Öcalan da mutabıktı, Türk kamuoyunu ikna etmeden, Türk kamuoyunu hazırlamadan barışı yakalamanın hayal olduğunu...
Bakın, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir Başbakan, Tayyip Erdoğan, ilk kez elini taşın altına böylesine büyük bir sorumlulukla koyabiliyor. Çok ciddi bir siyasal risk alıyor ve “Bedeli ne olursa olsun” bu sorunu çözmekten söz edebiliyor, şu kadar iddialı konuşabiliyor:
“Şimdi artık bu meseleyi kökten çözmenin tam zamanı. Bu meseleyi artık uyanmamak üzere tarihe gömmek için halkımızda istek var, talep var. Bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız. Bedeli ne olursa olsun, verdiğimiz sözü gerçekleştirecek, bu meseleyi çözüm yoluna koyacağız.”
Tekrar ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir Başbakan ilk kez böylesine yürekli bir çıkış yapıyor, Kürt meselesinde elini gerçekten taşın altına koyuyor.
Cumhurbaşkanı Gül’den başlayarak devletin tepesindeki uyum da dikkati çekiyor.
Tarihi bir fırsattır bu.
Bu nedenle herkesin, hepimizin, hatta Baykal’la Bahçeli’nin de sorumlu davranması lazım.
Bazı sorunlar vardır ki onları tarihe gömmeden -ya da geçmişi gömmeden- güzel bir gelecek kurulamaz.
İyi pazarlar!

MİLLİYET

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim