Geçici 15. maddenin analizi

30.09.2010 04:49

Ümit Kardaş

Darbe yapanlara ve darbe dönemi görevlilerine ilişkin düzenlemeler:Demokrasiye geçildikten 10 yıl sonra anayasal düzeni ortadan kaldırarak suç işleyen darbe eylemcilerine ve onların emriyle toplanmış kurullardaki kişilere ve bu kurulların kararlarını uygulayanlara ilişkin ilk düzenlemeyi 1961 Anayasası'nın geçici 4. maddesinin 2. fıkrasında görüyoruz.

Bu fıkrayla "27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren Kurucu Meclis'in toplandığı 6 Ocak 1961 tarihine kadar yasama yetkisini ve yürütme görevini Türk milleti adına kullanmış bulunan Milli Birlik Komitesi'nin ve devrim hükümetlerinin karar ve tasarruflarından ve bunların, idarece veya yetkili kılınan organ ve mercilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında cezaî veya malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz." düzenlemesi getirilmiştir. Ayrıca 70. maddeyle Milli Birlik Komitesi başkan ve üyeleri yaş kaydı gözetilmeksizin Cumhuriyet Senatosu'nun tabii üyesi yapılarak 79. maddedeki dokunulmazlık zırhına sokulmuştur. İlk seçimlerin yapıldığı 15 Ekim 1961 tarihinden ikinci darbe eyleminin yapıldığı 12 Eylül 1980 tarihine kadar geçici 4. maddeyi kaldırmaya ve tabii senatörleri Meclis kararıyla yargı önüne çıkarmaya siyasî kadrolar cesaret edememiştir. Bunun sonucu olarak 20 yıl sonra aynı eylem bir kez daha tekrarlanmış, darbeyi yapanlar bu defa 1982 Anayasası'nın geçici 15. maddesiyle benzer bir düzenlemeyi aşağıdaki şekilde yapmışlardır: "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nı oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyi'nin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanun'la görev ifa eden Danışma Meclisi'nin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır." Benzer düzenlemenin darbe yapanları hukuk kalkanı altında tuttuğu tecrübesinden yararlanan ve bunu hukukçu fetvasıyla pekiştiren darbeci kadrolar uygulamalarına çok rahat devam edebilmişlerdir. Dikkat edilirse her iki maddenin içeriği aynıdır. Yalnız 1960 darbesini yapanlar daha insaflıdır. Hukuk dışı uygulamalarıyla ilgili süreyi 27 Mayıs 1960 ile Kurucu Meclis'in toplandığı 6 Ocak 1961 tarihleri arasındaki süreyle yani 7 ay 11 gün ile sınırlı tutmuşlardır. Oysa 12 Eylül askerî darbesini yapanlar bu süreyi 12 Eylül 1980 ile 23 Kasım 1983 (ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşma tarihi) tarihleri arasındaki süreyle yani 3 yıl 11 gün olarak uzun tutmuşlardır. Böylece bu uzun süre içinde işlenen çok sayıda insanlık suçu bakımından faillere güvence getirilmiştir.

Geçici 15. maddenin kaldırılmasından sonra doğan durum:

1. görüş: Af niteliğindedir. Geri alınamaz. Yargılama yapılamaz.

2. görüş: Sorumsuzluk getirmektedir. Zamana bağlı olmayan bir yargılama engelidir. Yargılama imkânı yoktur. Af gibi sonuç doğurur.

Bu iki görüşe katılmıyorum. Böyle bir düzenlemeyi ancak darbe yapanlar, işledikleri suçlarından yargılanmamak için yaparlar. Bu görüşler kabul edilirse darbe suçları özendirilir. Darbelere meşruiyet kazandırılmış olur. Darbeci zihniyet ödüllendirilmiş olur. Antidemokratik bir sürece zemin hazırlayan bu görüş hukukî değildir.

3. görüş: Her durumda zamanaşımı kesilmeleri ile birlikte zamanaşımı dolmuştur.

4. görüş: Anayasal düzenlemeyle belli kişilere dokunulmazlık getirilmiştir. Bu süreçte suç işleyenler anayasanın bu hükmü değişinceye kadar dokunulmaz kılınmışlardır. Anayasal engel yüzünden soruşturma yapılamamıştır. Bu engel kalktığı andan itibaren zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Milletvekili, memur, diplomat dokunulmazlığı gibi. (Katıldığım görüş)

Zamanaşımında aleyhe olan yeni düzenleme uygulanmaz. Eskisi uygulanır. Yeni düzenleme lehe ise derhal uygulanacaktır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının işlemeyeceği kuralı da aleyhe yeni bir düzenleme olduğundan uygulanamayacaktır.

1960'tan sonrası için özellikle şüpheliler bakımından bir şey yapmak zor. Ancak hükümlüler bakımından yargılamanın yenilenmesi istenebilir.

1- Lehe yargılamada zamanaşımı işlemez.

2- Kesinleşmiş kararlara karşı kullanılır.

3- Hükümlü, ölmüşse eşi, üstsoyu ile altsoyu, kardeşleri ve savcı isteyebilir.

4- Herhangi bir süre aranmaz.

5- Yenileme istemi hükmü veren mahkemeye yapılır. Burada sorun var. Çünkü yargılamayı yapan mahkeme özel ve bir kez görev yapmış ve dağılmış. Yüce Divan olduğu için Anayasa Mahkemesi'ne yapılabilir mi?

6- Lehe yenileme nedenleri

a) Hükmü etkileyen sahte belge kullanılması

b) Gerçek dışı tanıklık veya bilirkişilik (kasıt veya ihmal)

c) Hükme katılmış hâkimlerden biri için ceza kovuşturması yapılmasını gerektirecek biçimde görevini yapmada kusur etmesi (Salim Başol görevini kötüye kullanmış. Ancak ölü. Yenileme sürecinde yine de durumu değerlendirilebilir.)

d) Yeni deliller veya yeni olaylar ortaya konulması ve bunların beraat veya daha hafif bir cezayı içeren bir cezayla mahkûmiyeti gerektirecek nitelikte olması.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim