'Geç gelen adalet' ve bir tuhaf adalet

10.06.2009 04:17

Kürşat Bumin

Yeni Adalet Bakanı'nın Türkiye'deki cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü oranlarını açıklaması çok aydınlatıcı oldu doğrusu. Bakanın verdiği sayılar gerçekten "İşte Adalet!" dedirten cinstendi. Hapishanelerde bulunan 90 bine yakın kişinin yüzde 60'ı tutuklu, yüzde 40'ı hükümlüymüş.

Sayıları açıklayan Adalet Bakanı da bu şaşırtıcı manzaranın farkında. "Bu adaletin gecikmesi demektir" diyor. Bu gerçekten, sadece "tutuklular"ı değil adalet nosyonu olan herkesi isyan ettiren manzara ile "Batı" olarak adlandırdığımız diyarlarda karşılaşmak imkansız tabii ki. Bakan bu diyarlardaki oranları da veriyor: Avrupa hapishanelerinde bulunanların yüzde 85-90'ını hükümlüler oluşturuyor.

Aslında Adalet Bakanı'nın verdiği bu bilgilerin çok da yabancısı değiliz. Tamam, belki içimizden çok azı söz konusu "oranları" sayısal olarak verebilir. Ancak hemen herkes biliyor ki, bu ülkede ilk duruşmaya çıkabilmek için bile hapishanede epeyce gün geçirmek gerekmektedir. Ayrıca, "bekleme odası"nda geçirilen bu aylar-yıllar, sadece, 12 Eylül'ün ünlü "DİSK Davası", "Barış Derneği Davası" gibi siyasal davalarında söz konusu olmaz. "Adalet"in başı sıkışık ise (ki hep sıkışıktır) en sıradan bir dava için bile "tutuklular" gün sayarlar. Taze bir örnek verecek olursak, hatırladığınız gibi, İstanbul'da bir kokain trafiğine bulaştığı iddia edilen bir şarkıcıya "ilk duruşma" için verilen tarih ile tutuklandığı gün arasında hiç değilse bir altı ay vardı. Bilinmez; söz konusu kişi belki de ilk duruşmada serbest kalacak. Peki ya hapishanede geçirilen o aylar? Biliyorsunuz, devlet böyle durumlarda "pardon" bile demiyor.

Neyse de, söylediğim gibi, Türkiye'de "adaletin geç, hem de çok geç geldiğini" hemen herkes biliyor. Biliyor ama, sadece bilmek hiçbir şeyi değiştirmiyor.. Siz bugüne kadar herhangi bir seçim kampanyasında partilerin-adayların seçmenlerin karşısına bu konuya ilişkin iki cümle ile çıktığını hatırlıyor musunuz?

Belki iyi bir "geç gelen adalet" örneği değil ama, yargılanma süreci eğer Yargıtay kararı ile sonuçlanıyor ise, fena bir örnek sayılmaz. Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi, Kadıköy'deki Mavi Çarşı'ya sekiz yıl önce molotofkokteyli saldırı düzenleyip 13 kişinin ölümüne yol açan ve ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan dört sanık hakkındaki kararları onamış nihayet.

Dile kolay, tam sekiz yıl önce gerçekleşen ve arkasında 13 ölü bırakan kanlı saldırının sanıklarının cezaları daha yeni onanmış. Bu çağda bu sürat hayra alamet olmasa gerek…

Şimdi de bir ikinci örnek: Bunu da hatırlıyorsunuzdur muhakkak. Bir genç oyuncu kadın tuzağa düşürülmüş, mahrem görüntüler günlerce internette dolaşmış ve olay sonunda yargıya intikal etmişti hani…

Birkaç gün önce bir gazete haberinden öğreniyoruz ki, söz konu olayın sanığı olarak yargılanan ve hapis cezasına çarptırılan kişi, davanın Yargıtay tarafından bozulması üzerine tekrar hakim karşısındaymış.

Dile kolay, ta 5 yıl 10 ay önce gerçekleşmiş bir tecavüzün sanığı aranıyor hâlâ

Şimdi de gelelim yazı başlığımızın ikinci bölümüne, yani "bir tuhaf adalet" faslına:

Söyleyince hemen hatırlayacaksınız muhakkak: Akdeniz Üniversitesi kampüsü içinde sağcı-solcu oldukları söylenen gençler çatışmış ve bu olaylar sırasında ilk cenahtan olduğu söylenen eli silahlı bir kişinin ateş ederken kaydedilen görüntüleri televizyon ekranlarına düşmüştü.

Evet işte kişinin duruşmasındayız şimdi. Söz savcıda.

Savcı bey davanın iddianamesinde, Ömer Ulusoy (ekranda gördüğümüz, karşı tarafın üzerine tabanca ile ateş açan kişi) hakkında "öldürmeye teşebbüs" suçlamasıyla kamu davası açıldığını, iddianamedeki bu suçlamaya karşın sanık Ulusoy'un öldürme kastının bulunmadığını öne sürüyor.

İsterseniz, meseleyi tam kavrayabilmek için, bu akıl yürütmeyi savcının sözleriyle aktaralım:

"Sanık Ömer Ulusoy'un öldürme kastı olsa idi, kendisine yakın mesafede bulunan etkili silahı ile toplu gruptan birine ateş sonrası vurması gerekirdi."

Ama nasıl olur! Gözlerimizle gördük, adam elinde tabanca, basbayağı ateş ediyordu!

Olsun, "Adalet"in bu görüntüleri yorumlaması farklı. Görüyorsunuz, sanık istese orada toplu gruptan birkaç kişiyi rahatlıkla vurabilecekken vurmamış. Demek ki sanık "öldürme kastı" ile ateş açmıyor. O halde (yine savcının sözleriyle) sanığın eyleminin 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını öngören "silahlı tehdit" ve 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasını öngören "genel güvenliği tehlikeye düşürmek" suçunu oluşturduğunu "iddia" edebiliriz!

Sizi bilmem ama ben anlamıyorum doğrusu. Demek bu memlekette, onlarca-yüzlerce insanın üzerine ateş açmak, eğer ortada ölü yok ise, "öldürme kastı" çerçevesinde değerlendirilmiyor. Demek bu memlekette ortalık yerde ateş açan kişi, ortada ölü olmadığı için, bir savcı tarafından "baş seviyesinin üstü bir bölgeye ateş etti" gerekçesiyle neredeyse kendisine teşekkür borçlu olduğumuz birisi haline sokulabiliyor.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim