1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Gazze’yi unutmayalım
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Gazze’yi unutmayalım

A+A-

Malesef, Ergenekon davası Gazze’ye ilgiyi sildi, süpürdü. Geçen hafta, Gazze’ye dikkat çekmek üzere, Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan tarafından yapılan lider eşleri zirvesi bile gölgede kaldı, neredeyse sıradan bir kadın toplantısı görünümü edindi. Oysa, çok kısa bir süre içinde gerçekleşen girişim olarak, bölge ülkelerinden lider eşlerinin toplantısı, resmi bir mahiyeti olmasa da, sembolik anlamda çok değerliydi.

Yine Ergenekon davasının sahne alması sayesinde, Gazze konusunda, iktidarın çizgisinden ayrı düşen bazı liberal yazarlar da, konudan uzaklaşmak için şahane bir fırsat buldular. Zira, konu biraz daha dal budak sarsa, zor durumda kalacaklardı. Hamas’ın sorunlu bir örgüt olması, olayların perde arkasındaki İran bağlantısı, kem küm etmek için yeterli olmayacaktı. Medeniyet kalesi olarak gördükleri Batı’nın tavrı konusunda, belki bir-iki kelime etmek zorunda kalacaklardı.

Gazze’de olan bitenden Hamas’ı sorumlu tutmak ve ardından meselenin İran’ın bölgeye müdahelesinin bir uzantısı olarak görmek, meseleyi tüm boyutları ile anlamak açısından, tamamen tartışma dışı bırakılacak şeyler değil. Ama tüm bunları tartışabilmek için, bu noktaya nasıl gelindiği konusunda fikir sahibi olmak, bugüne gelinene kadar olan biteni akılda tutmak lazım. Bölgede, modern, seküler siyasetlerin yerini İslamcı, köktendinci siyaset, parti ve örgütlerin almasının hikâyesi çok uzundur.

50’li yıllarda, İran’da demokratik seçimle iş başına gelen Musaddık, ABD-İngiliz ortak darbesi ile devrildi. Hikâyesini merak edenler Stephan Kinzer’in ‘Şah’ın Adamları’ adlı kitabına göz atsınlar. Soğuk Savaş döneminde, bölgede, sol, milliyetçi, modern akımlara karşı muhafazakâr, monarşist rejim ve güçlerle işbirliği ve çevrilen dolaplar Türkiye’de pek bilinmez. Oysa, ‘Ortadoğu’nun Soğuk Savaşı’ denilen dönem bugünü anlamak açısından çok önemlidir. Çok önemli bir İsrailli tarihçi, Avi Shalim, geçen sene yayımladığı, Ürdün Kralı Hüseyin’in biyografisinde (‘Lion of Jordan’, Allen Lane/Penguin, 2007) tüm bu dönemi bir kez daha gözler önüne seriyor. Yine muhalif İsrailli tarihçi İlan Peppe’nin Modern Filistin’in Tarihi Türkçe’de yayımlandı, genel Ortadoğu tarihine ilişkin kitabı da piyasaya çıkmak üzere, ilgilenenlere hararetle tavsiye ederim.

Özetle, Hamas ve İran’ın bölgedeki nüfuzunu, bugünkü tablo açısından tartışacaksak, bugüne nasıl ve nerelerden gelindi, bunların düşünülmesi lazım diyorum. Hamas’ı İran’ın Sunni dünyadaki ‘Truva Atı’ olarak lanse edenler, Filistin davası nasıl oldu da İran’ın himayesine girdi konusunu açıklayabilmeleri lazım. Bu uzun hikâyenin en kısa özetini yapmaya çalışırsak, iki noktaya mim koymamız gerekir. Bunlardan biri, Filistin meselesinde bölge ve dünya aktörlerinin binbir çıkar hesabının vardığı yerde sorunun yozlaşması, diğeri ise, İsrail-Filistin/Arap ilişkilerinde dünyanın muktedirlerinin yani Batı’nın, sorunu hep İsrail’den yana, asimetrik denklemlerle çözme gayreti (daha doğrusu dayatması)nın Araplar/Filistinliler tarafından içe sinecek bir barışı imkânsız kılmasıdır.

Gelinen noktada, halen, düzenin bekçiliğine soyunan başta BM gibi kurumlar, insani durum krizi ne boyutta olursa olsun, İsrail’e yaptırım uygulayamamak, kınamadan bile kaçınmak gibi, bölgede öfkeyi daha da arttıran yanlı tutumlarını devam ettirmekten kaçınmıyorlar. Diğer taraftan, Gazze haberlerini izlediğimiz Batılı yayın kuruluşları haber verirken bile inanılmaz bir tarafgirlik sergilemeye devam ediyorlar. Kara harekâtı başladığı günlerde, İsrail Dışişleri Bakanlığı, uluslararası sekiz saatlik yayında, İsraili temsil edenlere 58, Filistinlilere ise 19 dakika ayrıldığını rapor etmişti (The Guardian, 2 Ocak 2009). Tabii, oransız zaman düzenlemesi dışında haberlerin dilini de ayrıca dikkate almak gerekiyor.

Sonuçta, hiçbir barışın bu denli büyük ve bariz adaletsizlikler üzerine kurulamayacağı aşikâr. Olayın insani, ahlaki yönü bir yana, bu tablo gerçekçi de değil. Tam da o nedenle, bu harekâtın önünün bu denli açık tutulmasında, Hamas’ın başının ezilmesi hesabı yanı sıra, İsrail’in bir ölçüde yıpratılmasına göz yumulması hesabı bile akla gelmiyor değil. Böylesi, pekâlâ, Ortadoğu’da, Obama dönemi için, yeni imkânlar sunan bir sahne düzenlemesi olabilir.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT