1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Gazze’nin hakikati katliamla yok edilemiyor
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Gazze’nin hakikati katliamla yok edilemiyor

A+A-

Gazze’de hastaneler bombalanıyor, yaralılar ve doktorlar ölüyor. Camiler namaz vaktinde vuruluyor ibadet edenler can veriyor. Alışveriş merkezleri vuruluyor, etrafa parçalanmış cesetler yığılıyor. Kimileri bu görüntüler karşısında ideoloji üretmeye devam ediyor ve “ama” diyerek Hamas’ın ‘dinci’ olduğunu hatırlatıyorlar. Sivil katliamına bahane bulabiliyorlar böyle soğukkanlı bir biçimde.

Evet, İsrail’in güvenlik endişesini anlayalım. Filistin topraklarına gelip ülke kurmazdan önce, yüzyıllar boyunca, hangi ülkelerde yaşıyor olursa olsunlar, kendi topraklarında olmamanın tedirginliği genetik bir korkuya dönüşmüştü onlarda. Soykırımı yaşadılar asıl. Bunu da anlayalım.

Böyle dedikten sonra sorularını art arda sıralamaya başlıyor ekran karşısında vahşeti izleyenler: İsrail’in kendini savunma hakkı bu kadar meşru ise dünya halkları neden isyan ediyor bugün? Bebekleri öldürerek meşru savunma yapılabilir mi?

Gazze’de katledilmekte olanlar kim peki? Vurulan insanların sırtında Hamas militanı mı yazıyor hep? Bu yüzden mi güvenlik gerekçesiyle sivil masum ayrımı yapılmadan imha edilmelerini mazur görelim?

Hamas’ın genel kabul gören deyişle “sütten çıkmış ak kaşık” olmaması, orada kadınların, bebeklerin ihtiyarların öldürülmesine bir gerekçe olabilir mi kolaylıkla?

Bir halkın üzerine (nasılsa ‘dinci’ler diye mesela) salkım bombaları yollarken barış nasıl çift taraflı sağlanacaktır diye soruyorlar. Cenin’de katliam olurken Hamas değil El Fetih vardı sözgelimi. Hamas olmadan önceki şiddet nereden kaynaklanıyordu peki? Sorular uzayıp gidiyor.

***

Cuma günü bombalarla birlikte Gazze’ye el ilanları attı İsrail. Bu ilanlarda Filistinlilerden roket atanları ihbar etmeleri istenmiş ve ihbar için gerekli telefon numarası ve e-mail verilmiş. İsrail, olağanüstü güvenlik tedbiri alarak Batı Şeria’da da abluka uygulamaya başlamış.

Gazze’de kara saldırılarının başladığı bir sonraki gün, yeni doğum yapmış Kevser Yılmaz canlı yayında şöyle diyordu: “Burada 150’ye yakın Türk ailesinden yalnızca bir aile ayrılma kararı aldı. Yardımlar sınırlı ulaşıyor. İlaç yok, fırınlar çalışmıyor, un yok, su yok. Bizler buradayız. Konsolosluk, arayıp, dilerseniz ayrılabilirsiniz diyor. Ama biz terk etmeyeceğiz.”

Kara ve hava saldırıları sürerken, Gazze dört bir yandan ablukaya alınmışken, İsrail elektrik direklerini, su borularını ve petrol istasyonlarını havaya uçururken: Mısır’da Refah sınırında günlerdir içeri girmeyi bekleyen Gazzeliler ise nihayet topraklarına dönmüş.

“Kızım orada, onu görüp öleceğim,” diyor içlerinden biri. Londra’da yayınlanan bir Arap gazetesinin yönetmeni Abdulbari Atwan, “Batı medeniyetinin –özellikle AB’nin- bu vahşet karşısında susması İslam dünyasındaki nefreti artırıyor,” diyerek ekliyor: “Yeğenlerim kuzenlerim orada, yarın sabah uyanabilecekler mi?”

Şurası açık ki, kimse bu mahşer yerini terk etmeyecek. Maruz kaldıkları kıyımın ortasında roket atanları ihbar etmekten ziyade, kendileri de sınırlı imkânlarıyla bomba üretmeyi yeğleyecek. Ama bombalarla birlikte mesaj atanlar bu hakikati ‘olduğu gibi’ görmekten aciz.

***

İsrail’de halkın büyük çoğunluğu, teröristlerin kökünü kazıyana dek devam etmesini onaylıyor bu saldırıların. (Tel Aviv’de 500 kişilik bir grup harekâtı protesto etmek için toplanarak ‘cinayetlere son verin’ mitingi düzenleyebildi yine de.)

Londra’da, Paris’te, Berlin ve Atina’da da kitleler toplanıp protesto ediyorlar saldırıyı. Ama tıpkı Arap liderler gibi Batılı devletler de sessiz. Bu sessizlik ve belleksizlik: Filistin’de on yıllardır süren direnişin nedenini bugüne taşıyor.

Kimse hatırlatmak istemese de. Hakikat sığınak delicilere, altyapı çökerten kimyasallara, insansız uçaklara rağmen yok edilemiyor.

“Hayatı ve insanlığı bölen utanç duvarına, kontrol noktalarına, geçiş izni için uygulanan aşağılamalara durup dururken mi ihtiyaç duydu İsrail” diye soruyor bir izleyici. “Filistinliler durduk yerde mi roket atıyorlar, canlı bomba oluyorlar? Milyonlarca mültecinin ülkesinden uzakta sefil bir hayat yaşamak zorunda olması bile başlı başına bir zulüm değil mi” diye soruyor bir diğeri.

Gazze’deki trajediye yerinde tanıklık eden Vittorio Arrigoni “İsrail Filistin hastanelerini ve morglarını melek fabrikalarına dönüştürdü” diye yazmış. “Eğer hâlâ onların sonları hakkında konuşacak güç bulabiliyorsam sadece artık sesleri olamayacak, aslında hiçbir zaman da olmamışlara adalet istediğim için, belki de hiçbir zaman kulakları olmayacaklar ve işitmeyecekler için.”

Allahtan bazıları halen ‘diri’ ve bunu oturdukları yerden de işitebiliyor.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT