Gazze'nin dili

14.01.2009 13:51

M. Naci Bostancı

Gazze'yi biliyor muyuz? Ne olup bittiğine ilişkin bir fikrimiz var elbette ama hepsi o kadar. Bir resim, bir ağıt, iki cümleye indirilmiş hayatlar. Gazze'yi bilmek için insanlığın derin sularına uzanan dile kulak vermek gerekir.

Bir gün Gazze'de yaşananların edebiyatın konusu olmasını ümit ederim. Hikâye, roman, şiir ve resim, heykel... Sadece edebiyat değil güzel sanatların (güzel kelimesindeki ironiyi atlamadan) her kolu için kanın, ıstırabın, yokluğun, çaresizliğin nihayet bütün bunların yekûnu olarak ortaya çıkan o tarifsiz duyguların coğrafyası Gazze çok velut bir yer olmalı. Çünkü anlıyoruz ki orada insani olan her sınır her yerden aşılıyor. Fizik için dünyaya nispetle uzay boşluğunun, bir başka evrenin kuralları her ne ise, Gazze de geriye kalan yerler için öyle. O yüzden Gazze üzerine söylenen sözler çarpılıyor, duyarlılıklar bir noktadan öteye gidemiyor. Yine de dünyaları birbirinden ayıran, anlamayı güçleştiren sınırları aşmada edebiyatın, sanatın eşsiz bir rolü var.

Bir buçuk milyon nüfus, altyapısı olmayan hayat alanları, işsizlik, yoksulluk, dış yardıma bağımlılık. Her an ölüm tehdidi altında, daha kötüsü sevdiklerinizi kaybetme endişesiyle süren bir hayatın içinden edebiyat, güzel sanatlar nasıl çıkar demeyin. Bu muhakeme insan denilen tuhaf varlığı hafife almak demektir. Hiç okuma yazması olmayan, hayatında şiir nedir bilmeyen insanların yaşadıkları büyük acılar karşısında nasıl ağıtlar yaktıklarını, nasıl acılarını sese ve söze gömdüklerini, ne yaptıklarının farkında olmaksızın nasıl baş eserler ortaya koyduklarını biliyoruz. Bir gecede saçları beyazlayacak kadar bu dünyanın derinine dalanların o soludukları uzak iklimlerin nefesini nasıl başka yürekleri yakıp kavuran ahenge dönüştürdüklerini biliyoruz. Kaldı ki Gazze uzun yıllardan beri, şimdiki dedelerin, ninelerin küçük bir çocuk olup sokaklarında dolaştıkları vakitlerden bu yana yanıp kavrulan bir yer. Ölüm her yerde ve her an hayatın kardeşi olarak orada. Şimdi baktığı canlı gözlere az sonra bakamayacağını bilenlerin, bunu bilmenin acısını her daim yüreğinde yaşayanların toprağı.

Bombalar patlar ve kelimeler kalır geriye...

Gazze uzun yıllardan beri üstü açık bir edebiyat ve sanat yerleşkesi. Fakülteleri caddeler, pazaryerleri, atölyeleri hastaneler, mezarlıklar ve ona böyle eşsiz bir yerleşke olma aurasını kazandıran ise her biri insanlığın soy bir anıtı olmaya dönük insan yüzleri. Gazze'de sanat kendisini her yerde her ayrıntıda ortaya koymaz mı? Kızının çocuk elbiselerine dağılmış saçlarını tel tel toplayan babanın, sonuna kadar insan veda busesinde, dudaklarında geçmişle şimdiyi birleştiren o tuhaf, kırık tenin hissinde, bu cinayetleri işleyenlerle aynı insan soyundan gelmenin verdiği utançta sanatın soy hamuru yok mudur? Gazze'de yaşayanlar sanatın güçlü kalemini karanlığı yırtan çığlıklarla bileyip, fırçalarını bir şarapnel parçasıyla bedenlerinden kopmuş çocukların her insan kalbine düşen aynasında biçimlendirebilirler. Eminim ki bir bombanın ölümcül ışığında bir yırtık kâğıda Gazzeli'nin düşeceği bir kelime o bombadan çok daha güçlü olacak, yakılıp yıkılanı insanlığın kalbinde bir daha hiçbir silahın yıkamayacağı bir biçimde ebediyen kuracaktır. O kelimenin, o sözün ne olduğunu tam da oradaki yırtık kâğıt elinin altında olan, o parlama anına şahitlik eden Gazze'li bilecektir.

Latinler, söz uçar yazı kalır, derler. Doğrudur, bombalar da patlarlar bir daha patlarlar, bir daha bir daha, sonra sonsuz sessizliğine bürünür zaman, yıkıntılar onarılır, acılar kabuk bağlar, her şey bir devri daimin içine savrulurken kelimeler kalır geriye. Hangi kelimeler? Her insanı insanlığın o eşsiz, o karanlık, o makûs kaderine şahit kılan anların kelimeleri. Gazzeli'nin direniş silahını roketler olarak sananlar yanılırlar. Gazzeli'nin direniş silahını elindeki kalaşnikofu sallayarak sokaklarda dolaşan militanların figürleri olduğunu sananlar aldanırlar. Gazzeli'nin direniş silahını ateşli politik retorikten ibaret görenler sadece gözlerden yoksun olanlardır. Gazzeli'nin asıl direniş silahı maruz kaldığı muameleyi, en çıplak haliyle, en dolaysız şekilde ortaya koyacak edebiyat ve sanat yoludur. Çünkü bombaya bomba, silaha silah, ölüme ölüm, güçler denk olmasa da bir mütekabiliyet ilişkisidir. Gazzeli silaha silahla direndi diye kim onu yargılayabilir, kınayabilir? Bütün hukuk kuralları cevaz verir buna. Fakat Gazzeli'nin asıl direnişi, yaralı bir insan bedeni gibi sahil şeridi boyunca uzayıp giden bu şehrin toprağından sanat ve edebiyat olarak fışkıracak o kutsal kelamdadır. Üç büyük dinin kadim toprağından beslenen çocukları, yeniden ve yeniden kan ve ıstırapla şekillenen tarihî tecrübenin ezeli sahipleri bu dili iyi bilirler. Bu dil, şimdi topuyla tüfeğiyle Gazze'linin üzerine gelen İsrailoğullarının Auschwitz'te can veren kardeşlerinin dilidir. Bu dil Romalı paganların aç aslanların önüne attıkları, yağlı direklerde yaktıkları Hıristiyanların dilidir. Bu dil, Saint Barthelemy katliamında Sen nehrine kanları akıtılan Huguenotların dilidir. Bu dil ilk Müslüman şehitlerin, Kerbela'da zulme uğrayanların, sömürge güçlerine direnenlerin dilidir. Bu dil barbarlara ve hangi kılıkta olursa olsun barbarlığa baş kaldıran medeniyetin ortak dilidir. Gazzeli şimdi bu dilin sahibi olarak, dünyanın tüm mazlumlarını kendi acısında ortak kılacak insanlığı kendi sözünde birleştirecektir. Birbirlerini en iyi anlayanlar muzafferler ya da zalimler değil, dini, meşrebi, mezhebi ne olursa olsun mazlumlardır. Gazzeli'yi bugün en iyi anlayanlar kim, derseniz, aynı acılı toprakların devamındaki Iraklılardır. Tuhaf ve trajiktir ki yine Gazzeli'yi en iyi anlayanlar İsrail şehirlerinde canlı bombalar sebebiyle yakınlarını, çocuklarını kaybedenlerdir. Onların ağlama duvarlarındaki döktükleri gözyaşıyla Gazzeli'nin gözyaşı aynı ırmakta buluşup insanlığın ortak okyanusuna dökülür. Gazze'ye yönelik şiddeti telin için New York'ta Filistinlilerle birlikte yürüyen Yahudiler, Tel Aviv'de gösteri yapan İsrailoğulları, "insanlık" denilen dünyevi her tür libastan kurtulmuş soy fikir adına bir umut olmalıdır. Gazzeli, kendi parçalanmış bedenindeki insanlığın ortak ıstırabına dokunan dili ortaya koyarak bu umuda daha fazla can verecektir. Çilesini bir ruh gibi üfürecektir sözlere ve bu sözler hangi dile çevrilirse çevrilsin kan ve ateşte pişmiş anlamlarını, tüm olanları çok uzak sahillerden seyredenlere hakkıyla taşıyacaktır.

Gazzeli'nin yükü ağırdır, o sadece topraklarını savunmamaktadır, artık tüm mazlumların ortak vatanını savunmaktadır; dişiyle, tırnağıyla, çocuklarının küçük bedenleriyle, ayaklarından fırlamış küçük ayakkabılarıyla, gözyaşıyla ve nihayet buradan doğacak sanat ve edebiyatla.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim