1. HABERLER

  2. HABER

  3. Gaziosmanpaşa Özgür-Der'de "Balkanlar" Konuşuldu
Gaziosmanpaşa Özgür-Der'de "Balkanlar" Konuşuldu

Gaziosmanpaşa Özgür-Der'de "Balkanlar" Konuşuldu

Özgür-Der Gaziosmanpaşa Temsilciliği Cumartesi gecesi gerçekleştirdiği Ümmet Coğrafyası üst başlıklı seminerlerinde Balkanları gündemine aldı. Seminerin konuşmacısı Murat Yürükoğullarıydı.

A+A-

Yürükoğulları konuşmasında şu görüşleri dile getirdi.

Balkanlar insanlığın ilk dönemlerinden itibaren yerleşim  ve geçiş bölgelerinden birisi olmuş ve çeşitli kavim ve  medeniyetlere ev sahipliği  yapmıştır. Bu farklı etnik, kültürel ve dini çeşitlilik günümüzde de  varlığını sürdürmektedir. Balkan sözcüğü Türkçe bir kelime olup diğer dillere de Türkçeden geçmiş ve aynen kullanılmaktadır. Balkan kelimesi  ,sözlük anlamı itibarıyla sarp ve ormanlık sıradağlar,yığın,küme,bataklık ve sazlık anlamına gelmektedir. Bölge ise adını batıdan doğuya doğru uzanan ve Bulgaristan’ı ikiye bölen dağ silsilesinden almıştır. Önceleri bu sıradağlara ad olarak kullanılan Balkan kelimesi daha sonraları tüm bölge için kullanılmıştır. Günümüzde ise Balkanlar deyince Hırvatistan,Sırbistan,Karadağ,Kosova,Slovenya,Arnavutluk ,Makedonya,Bosna -Hersek,Bulgaristan ,Romanya,Yunanistan ve Türkiyenin Trakya’ sını içine alan bölge anlaşılmaktadır.Balkanlara, Avrupa’nın güneydoğusunda olmasından dolayı Güneydoğu Avrupa da denmektedir.

Bölgenin Müslümanlarla toplu halde karşılaşması,1260’lara kadar uzanmaktadır. Bu tarihlerde Anadoluda  hakimiyet sağlamaya çalışan Moğolların katliamından korkan 30 kadar Türkmen-Bektaşi obası Sarı Saltuk’un önderliğinde Selçuklu Sultanı İzzetin Keykavus’a  gelmiş ve kendilerine yeni yerleşim yeri bulmasını istemiştir. Keykavus, Bizans devleti  ile anlaşıp bu obaları Balkanların Kuzey Dobruca bölgesine geçirmiştir. Tasavvufi-batini bir anlayışa sahip olan obalar göçebe  karakterlerinden dolayı bölgede çeşitli yerlere gitmişlerdir.. Günümüzde yapılan araştırmalar bu anlayışın çok yaygın olmamakla birlikte bazı bölgelerde türbe ve dergah olarak varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.

Bölgenin Osmanlı ile tanışması 1352 yılında başlamıştır. Bu tarihte Orhan gazinin oğlu Süleyman Paşa ,bugün Çanakkale’nin Gelibolu  ilçesinde bulunan Çimpe kalesini almış ve bu kale Osmanlının bölgenin ilerilerine gitmesi için üs görevi görmüştür. Kosova,Varna ve Sırp sındığı savaşlarıyla bölgede egemenliğini kuran Osmanlı, ilerleyen zamanlarda bölgenin tamamını fethederek adeta  bir  Balkan devleti olmuştur.

Osmanlı  Devletinin bölgede hakim olmasıyla Balkanlarda Müslüman nüfus artmaya başlamıştır. Anadolu’dan  getirilen aileler ve ayrıca Balkanlarda yaşayan  yerli nüfusun  İslamiyet’i benimseyerek din değiştirmesi bu artışta rol oynayan faktörlerdir. Bosna’nın Müslüman oluşu buna güzel bir örnektir.

Osmanlı Devleti yıkılmasından  kısa bir süre önce Balkanlardaki hakimiyetini  tamamıyle kaybetmişti. Balkanlar, Osmanlıdan sonra bir türlü istikrara kavuşamamıştır.2.Dünya savaşının ardından oluşturulan  sosyalist Yugoslavya sistemi  ve Bulgaristan  ve Romanya’daki komünist yönetimler  din ler üzerinde baskı kurmuşlardır. Sovyetler Birliğinin ve Komünizm’in  çöküşü ile birlikte Yugoslavya’yı oluşturan devletler birer birer bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu tarihten sonra AB’nin sorunları çözmede yetersiz kalması A.B.D’yi bölgede etkin bir güç haline getirmiştir.

Bosna-Hersek, bağımsızlığını ilan eden devletlerden birisi olmuş ancak Sırplar bu durumu kabullenmemiş ve Bosna’ya saldırmışlardır. Bosna’nın  adaletli,ferasetli ideri Alia İzzetbegoviç halkına önderlik ederek bu zor ve karanlık dönemden çıkmasını sağlamıştır. İzzetbegoviç ,genç yaşlarında Mladi Müslümani(Genç Müslümanlar)teşkilatını kurmuş ve hayatı boyunca İslami mücadele içinde olmuş  ve bu mücadelesi neticesinde  iki defa cezaevine girmiştir.. Yazdığı eserler arasında Doğu-Batı arasında İslam ve İslam Manifestosu öne çıkmaktadır.Alia İzzetbegoviç  yaptığı konuşmalarda ve yazdığı eserlerde  önemli tesbitlerde bulunmuştur.

Dile getirdiği görüşlerden-mottolardan bazıları şunlardır:

“Putları reddet,idealleri koru.

Okumak özgürlüktür.

İktidara gelirseniz hal ve hareketlerinize dikkat edin, kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin, size a it olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlaki değerlere uyun.

Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde ilk sorum hep şu olur, Acaba hak ettiğimiz bir kaderimi yaşıyoruz? Acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu? Biz suçluyuz. Yapmamız gereken neyi yapmadık yahut yapmamamız gereken neyi yaptık? Bu iki soru kaçınılmaz sorulardır.

Mehdi Müslümanların tembelliğinin adıdır.”

Bölge günümüzde devletler arasında hala bitmeyen anlaşmazlıklar  ,ekonomik sorunlar ve sosyalist ve komünist  dönemde gasbedilen vakıf malları sorunlarıyla uğraşmaktadır. Türkiye, son yıllarda TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü vasıtasıyla bölgede daha aktif bir rol oynamaya başlamıştır.

Samimi bir ortamda geçen seminer katılımcıların sorduğu sorulara verilen cevap ve yapılan açılımlarla son buldu.

HABERE YORUM KAT