Gaziler, şehitler ve ‘zenci’ler

24.10.2009 21:11

Rasim Ozan Kütahyalı

Birkaç gündür beni korkutan gelişmeler yaşanıyor... Çarşamba günü, bu barış sürecinin “şehit aileleri ve gaziler” kullanılarak sabote edilmek isteneceğini yazmıştım. Maalesef bu ihtimal hayata geçmeye başladı... Yurdun çeşitli yerlerinde protezini çıkarıp yere atan gaziler görmeye başladık... “Oğlum ne için öldü, teröristler serbest kalsın diye mi?” diye ağlayan şehit annelerini izlemeye başladık...

Barıştan yana ve vicdan sahibi her insan bu manzaraları görünce büyük bir ikileme düşüyor... Bir yanıyla bacağını ya da oğlunu bu savaşta kaybetmiş o gazi ve şehit yakını yurttaşımıza bir şey söyleme hakkımız yok. Ama bir yanıyla bu görüntülerin savaşın devam etmesini, insanların ölmeye devam etmesini isteyenler tarafında büyük bir iştahla izlendiğini ve kışkırtıldığını biliyoruz... Geçmişte Ergenekon yapılanmasının “şehit aileleri dernekleri”ni istismar etme amaçlı provokasyonlar yaptığını da biliyoruz... Bu derneklerden kimileri Ergenekon kontrolü altına girmişti. Bir dönem, tam 2007 seçimlerinden önce, her asker cenazesi AK Parti aleyhine büyük gösterilere dönüşüyordu... Bir yandan –nedense- seçime üç ay kaladan itibaren şehitlerin sayısı ikiye üçe katlanmaya başladı. Bir yandan da şu an içeride olan Ergenekon sanıkları organize bir biçimde yurt çapındaki tüm ama tüm cenazelere katılır hale geldiler... Fakat bu tezgâhları çok yaşamış Türkiye toplumu bu ulusalcı/Ergenekoncu tezgâha düşmedi. En milliyetçi bilinen yerler AK Parti’ye en çok oy veren yerler olarak çıktı... Yüzde 47’lik halk desteği Ergenekon zihniyetinin yüzünde tokat gibi patladı...

Şimdi de bu süreçte gazilerimiz ve şehit ailelerimiz istismar aracı olarak kullanılmak istenecek... Oysa ne acı ki bu devlet düzeni tarafından en çok mağdur edilenlerin başında gaziler ve şehit yakınları geliyor... Şu an, er ve erbaş olarak sakat kalan kardeşlerimiz hiçbir TSK tesisinden istifade edemiyor. Gazilerimize bu devlet çok çok düşük bir maaş veriyor... Aynı şekilde şehit yakınları için de bu geçerli. Üstüne üstlük istatistiksel olarak bakıldığında da şehit eşleri ve annelerinin büyük çoğunluğu başörtülü yurttaşlarımız. Daha evvel de defalarca yazdığım gibi daha çok Derin Anadolu’nun yoksul ve dindar insanları bu savaşta toprak altına giriyor. Perihan Mağden’in söylediği gibi Teşvikiye Camii’nden 10 tane şehit cenazesi kalksa bu savaş çoktan biterdi zaten. O çevrelerde son dönemde bol bol ulusalcı nutuklar atılıyor. Fakat iş oğlanı askere göndermeye geldi mi, fellik fellik torpil aranıyor... Öte yandan başörtülü şehit yakınları da hiçbir devlet imkânından istifade edemiyor. Orduevlerine ve tesislerine alınmıyorlar... AK Parti hükümeti bu barış sürecinin bir parçası olarak derhal bu kepazeliklere son vermelidir. Önce gazi ve şehit ailesi maaşları insani bir seviyeye getirilmelidir. Sonra da er ya da subay ayırt edilmeden ordumuz bünyesinde savaşa katılmış herkes ordu tesislerinin imkânlarından sonuna kadar yararlanır hale getirilmelidir... Genelkurmay’ın bu düzenlemeye itiraz etmesi vatanseverlik bağlamında utanç verici bir tavır olur... Hükümetin gazi ve şehit yakınlarını gözeten böyle bir düzenlemesi Genelkurmay için de bir imtihan olacaktır. Benim tahminim, Türk Genelkurmay zihniyeti bu düzenlemeye karşı çıkar... Beni utandırsınlar da bir göreyim... İnanın çok mutlu olurum. Bu köşeden de özür dilerim...

Zenci düşmanı zenci savcı

Türk devlet sisteminin “zenci” kabul ettiği, ikinci sınıf insan gördüğü yurttaşlarını kullanarak, bu yurttaşları aşağılayan bu bozuk ve çarpık düzenini yaşatmaya çalıştığını sık sık yazıyoruz... Bu çok trajik bir durum... Gaziler ve şehit yakınları aracılığıyla bu sistemin kendi yarattığı kirli savaşı sürdürmeye çalışması bağlamında da bu oluyor. Birçok bağlamda da bu oluyor... Bir örnek verelim... Perşembe günü Şamil Tayyar beni aradı... “Tam senin “zencileri zencilere kırdırtmak” teorine uygun bir olay yaşadım...” diye söze başladı... Özgürlükçü ve demokrat yazarlara yüzlerce dava açan Ali Çakır’la olan hikâyesini anlattı. Dün de köşesinde bir kısmını yazmış Tayyar... Ergenekon zihniyetini sürekli koruyan, bu konuda akıl almaz davalar açan Bakırköy Savcısı Ali Çakır geçmişte de katıldığı bir Kadiri ayini sebebiyle “gerici” olarak suçlanmış bir insan. Dindar-muhafazakâr bir geçmişten geliyor... Bu durumu meslek hayatı boyunca bir “suç” gibi ona hatırlatmışlar. Bu durumun yarattığı “zenci kompleksi”yle odasına 18 tane Atatürk fotoğrafı asmış Çakır. Nerede Kemalist sisteme muhalif olarak algılanan biri varsa basmış o kişiye davayı... Bu şekilde egemen sisteme yaranmaya çalışmış hep savcı Çakır. İnancı gereği zenci olarak görülen bu savcı kendini aşağılayan bu sistem uğruna kendi gibi zenci olanlara doğrultmuş dava silahlarını... Maalesef Türk devlet yapılanması içinde Kürt, Alevi veya dindar geçmişten gelen ve böyle kendini inkâr edip, kendi gibileri suçlayarak hayatta kalmak zorunda bırakılan binlerce Ali Çakır var...

Bu adaletsiz düzen artık yıkılmak zorunda...

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim