1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kamış

  3. Gazeteciye geceyarısı baskını
Mehmet Kamış

Mehmet Kamış

Yazarın Tüm Yazıları >

Gazeteciye geceyarısı baskını

A+A-

Bu yazıyı yazmak için oturduğumda gazetemizin sorumlu müdürü Ali Odabaşı'nın 30 Ekim'deki davamı hatırlatan mailini aldım.

Bakırköy Basın Savcısı Ali Çakır'ın, hakkımızda açtığı yüzlerce davadan birisiydi bu. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü'nün bağlı bulunduğu amir olarak benim hakkımda da açılmış yüzlerce dava vardır. Eskiden bu davalarla daha çok sorumlu yazı işleri müdürü veya gazetenin avukatları ilgilenirdi. Ancak yaşanan son olaylardan sonra anlaşıldı ki, bu davaları çok yakından takip etmek gerekiyor. Hele, Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan'ın başına gelenleri duyunca bu ihtiyacın ne kadar elzem olduğu görülüyor.

Adem Yavuz'un Jandarma bölgesine girmesinden sonra apar topar gözaltına alınması bir hayli kaygı verici. Düşünebiliyor musunuz, her gün televizyonda program yapan, işi gereği Cumhurbaşkanı ile Başbakan'la, bakanlarla yurtdışına gezilere giden bir gazeteci, aylar önce hakkında verilen ve kimsenin duymadığı bir karar nedeniyle gece yarısı içeri alınıyor. Sanki bir uyuşturucu baronuna ya da bir terör örgütü liderine baskın düzenlenir gibi eşinin ve küçücük kızının gözleri önünde apar topar jandarma karakoluna götürülüyor.

Adem Yavuz'a yapılanın bir benzeri, hatırlayacaksınız Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'a yapılmış, Ergenekon iddianamesinde yer alan bir bilgiyi yayınladığı için 1 yıl 3 ay cezaya çarptırılmıştı. Yazdıkları, iddianame kabul edildikten ve gizlilik ortadan kalktıktan sonra bütün internet sitelerinden kolayca ulaşılabilecek bilgiler olmasına rağmen Şamil Tayyar, mahkumiyet aldı. Şamil'e öyle bir ceza verildi ki, bu kararın anlamı; "Bir daha Ergenekon'u, çeteleri, derin şebekeleri yazarsan seni içeri atarız, yazmazsan sana dokunmayız'' demekti. Bu cezanın başka bir anlamı da şuydu: "Ne yazdığın önemli değil. Canımız istediği anda en saçma sapan davadan seni içeri atarız.''

İtalya'daki Gladio davasını yürüten savcılardan biri olan savcı Casson, 26 Ocak 2009 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajında soruşturma boyunca en büyük defansı ve engellemeyi yargıdan gördüğünü söylüyordu. Genç bir savcı iken davayı nasıl elinden almak istediklerini şu sözlerle ifade ediyordu: "Başka bir mahkemeye tayinimi çıkarıp davayı engellemek istediler. Büyük bir baskı hissettim. Başlangıçta, yüksek yargı mensuplarıyla sorun yaşadım. Bana, soruşturmayı bırakmamı, yapılacak bir şey olmadığını söylüyorlardı. Bu durum, görevimin ilk iki yılında büyük sıkıntı verdi. Başlarda, soruşturmanın önündeki en büyük engel, yüksek yargı mensuplarından kaynaklanan problemlerdi. Sorun, yargının içindendi. Fakat devam ettim. Sonunda, beni göndermeyi denediler. Bir ara, Venedik'ten alınıp başka bir yere tayinim istendi. Çünkü bazı konularla ilgili soruşturma yapılması istenmiyordu.''

Ne kadar da benziyor öyle değil mi? Bu satırları okuyunca insanın aklına en son HSYK krizi geliyor. Ancak İtalya'daki bazı yargı mensuplarının düşünemediğini Türkiye'de düşünüyorlar. O da yargı maharetiyle Ergenekon'u deşifre eden gazetecileri susturmak. Şamil Tayyar'ın ve Adem Yavuz Arslan'ın başına gelenler, bu yeni yöntemin ilk örnekleri. Sadece bir ay içinde konuyla ilgili olarak tam 2 bin 407 soruşturma açıldı ve bunların yüzde 90'ı davaya dönüştürüldü. Şamil Tayyar ve Adem Yavuz'un davaları ise işin bambaşka bir yöne doğru gittiğini göstermesi bakımından kaygı verici. Ancak bu tür yargı kararları bile Ergenekon çetesinin deşifre olmasını engellemeye yetmez. Çünkü bu mızrak hakikaten çuvala sığmıyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT