Gazeteciliğimizin otopsi raporu

26.07.2011 21:30

Alper Görmüş

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle sonuçlanan ve kayıtlara“helikopter kazası” olarak geçen olay üzerinde hâlâ düşünüyor, bunun bir suikast olma ihtimalini tartışıyoruz. Hatırlayalım, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK)raporundan sonra bu kuşkular bir anlamda resmîleşmiş oldu.

Kuşkuları derinleştiren son haber Cihan Haber Ajansı’ndan (CİHAN) geldi. Köksal Akpınar, birçok gazete ve televizyonun yer verdiği haberinde, helikopterde bulunan gazeteci İsmail Güneş’in cesedine uygulanan otopsi raporunu yayımladı. Raporda, Güneş’in bugüne kadar bildiğimiz gibi sadece bacağının değil alt çenesinin de kırık olduğu yazılıydı.

Bu yeni bilgi iki açıdan önemli...

Birincisi: Bu bilgiyle birlikte, İsmail Güneş’in otopsisinde basına esaslı bir dezenformasyon pompalanmış olması çok ciddi bir ihtimal haline geliyor.

İkincisi: Yine bu bilgi sayesinde gazeteciliğimizin söylenene hemen inanma, kurcalamama, meraksızlık, tembellik gibi illetlerle malûl olduğunu bir kez daha, ürpererek görebiliyoruz.

Her iki noktayı da açacağım... Fakat önce olayı hatırlayalım...

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dışında beş kişiyi daha taşıyan helikopter 25 Mart 2009’da saat 14:35’te Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten havalandı... Helikopter, yolcularını Yozgat Yerköy’de düzenlenen BBP mitingine taşıyordu, dört gün sonra yerel seçimler yapılacaktı; yolculardan biri de İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri İsmail Güneş’ti.

Helikopter, saat 15:03’te düştü. Kamuoyu, haberi, İsmail Güneş’in düşüşten 23 dakika sonra cep telefonuyla 112 Acil Servis’i aramasıyla öğrendi. Hepimiz kendi sesinden duyduk, İsmail Güneş sadece bacağının kırık olduğunu söylüyor, vücudunda başka bir problemden söz etmiyordu.


İsmail Güneş’in çenesi sonradan mı kırıldı?


Cihan Haber Ajansı’ndan Köksal Akpınar’ın yazdığı 19 Temmuz 2011 tarihli haberde ise, Güneş’in cesedine uygulanan otopsi sonuçlarıyla onun sağken söylediği “Sadece bacağım kırık” cümlesi açıkça çelişiyordu.


Zaman gazetesi, “Helikopter kazasında yeni şüphe: Gazeteci İsmail Güneş’in çenesi sonradan mı kırıldı?” başlıklı haberinin flaşında, “yeni şüphe”yi şöyle dile getiriyordu:


“Gazeteci İsmail Güneş’in otopsi raporu, sadece bacağının değil, dört kaburga kemiği ve alt çenesinin de kırık olduğunu ortaya koydu. Ancak kazanın hemen ardından 112 Acil Servis’i arayan Güneş, sadece ayağının kırık olduğunu belirtmişti. Kayıtlarda Güneş’in konuşmasında da herhangi bir anormallik dikkat çekmemişti. Cerrahlar, bu çapta bir kırığın acı vermemesinin mümkün olmadığını vurguluyor ve ekliyor: ‘Alt çenesi kırık bir insan bu netlikte konuşamaz.’”

Peki, İsmail Güneş’in yalnız bacağının değil çenesinin ve kaburgalarının da kırık olduğu gerçeği ne zamandan beri bir yerlerde duruyordu da biz ona ancak şimdi, Köksal Akpınar’ın haberi sayesinde ulaşabilmiştik?

Bu sorunun cevabı gazeteciliğimiz bakımından can sıkıcı: İsmail Güneş’in cesedine kazadan beş gün sonra ulaşılmış, aynı gün otopsi yapılmış ve o otopsi raporunda bütün bunlar yazılıymış.

Haberden, bunu gösteren bölümü de okuyalım:


“İsmail Güneş’in cesedi enkaz bölgesinde 30 Mart 2009 tarihinde bulundu. Aynı gün Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde Güneş’e yapılan harici muayenede, ‘alt çene sağ 2-3 dişler arasında mandubulada ayrıklı kırık ve bu seviyede mukozada kanamalı laserasyon’ tespit edildi. Güneş’e yapılan otopsi sonucunda tutanakta şu ifadelere yer verildi: Genel beden travmasına bağlı alt çene kemiği, dört adet kaburga ve sol tibia-fibula kapalı kırığı saptandığı...”


Kimse merak etmemiş!

Demek ki otopsi raporu, iki yılı aşkın bir süredir bir gazetecinin ilgisini, merakını beklemekteymiş ama bu süre boyunca böyle bir gazeteci çıkmamış... Keza bu süre boyunca hiçbir editör, hiçbir muhabire“şu rapora bir bakalım hele” dememiş.

Bunu nihayet akleden Köksal Akpınar, otopsi raporundaki “alt çene kırık” ibaresini görünce bir gazeteci olarak çok heyecanlanmış olmalı. Çünkü bu bulgu, çok ciddi bir ihtimale kapı aralıyordu: İsmail Güneş, cep telefonuyla kurduğu irtibatın kesilmesinden sonra birileri tarafından bulunmuş ve çenesi onlar tarafından kırılmış olabilirdi. Çünkü Güneş, cep telefonuyla aralıklarla iki saate yakın bir süre konuşmuştu ve konuşmasından çenesinin kırık olabileceğine dair herhangi bir sonuç çıkarmak mümkün değildi.


CİHAN’ın haberinde bu soru işin uzmanlarına sorulmuş, onlar da bu durumda olan birisinin konuşmakta çok zorlanacağını, bu nedenle konuşma biçiminin mutlaka değişeceğini söylemişlerdi.

Otopsi raporlarını inceleyen Beyin Cerrahı Operatör Doktor Rafet Arslanoğlu, böyle bir durumda mutlaka ağızda kanama ve çenede ağrı olacağını, fakat Güneş’in konuşmasında bunların hiçbirinden söz etmediğini açıklıyordu.

Güneş’in konuşmasında bir değişiklik olup olmadığını belki en iyi bilecek insan olan eşi Yasemin Güneş de şöyle demişti Cihan Haber Ajansı’na:


“İsmail’in 112 ile yaptığı telefon konuşmasını tekrar tekrar dinledim. Eşim sağlıklı iken telefonda duyduğum ses nasıl ise 112 Acil Servis ile yaptığı konuşmada duyduğum ses aynı idi. Sesinde hiçbir değişiklik, konuşma biçiminde herhangi bir anormallik yoktu.”


Çene kırığı nasıl gizlendi?


CİHAN’ın haberini okuduktan sonra aklıma gelen ilk şey şu olmuştu: Otopsi raporu 30 Mart 2009 tarihini taşıdığına göre, o günlerdeki gazetelerde bu raporla ilgili haberler olmalıydı.

O günlere dönüp baktım; gerçekten de 30, 31 Mart ve 1 Nisan 2009 tarihlerinde otopsiden söz eden haberlerle karşılaştım. Bunların tümü Anadolu Ajansı (AA) ile Doğan Haber Ajansı’nın (DHA)abonelerine geçtiği bilgilere dayandırmışlardı haberlerini (tesbit edebildiklerim: HürriyetMilliyet,RadikalCNNTürk.)

Aynı otopsi raporunu konu alan bu haberlerle 19 temmuzda CİHAN’ın yayımladığı haber arasında çok ciddi bir fark vardı: Bu haberin hiçbirinde çene kırığından söz edilmiyordu!

Hepsini temsilen Hürriyet’in internet sitesinde (31 Mart 2009) yer alan haberden ilgili bölümü aktarıyorum:


“Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’ne Adana Adli Tıp Kurumu’ndan gelen 4 kişilik uzman ekibin yaptığı otopsi tamamlandı. Otopside, Güneş’in sol ayak bileği ile 2 kaburga kemiğinin kırık olduğu, ölümünün ise soğuk nedeniyle donarak olduğu belirlendi.”

O günlerdeki otopsi haberlerinin belki de en ilginci, İsmail Güneş’in çalıştığı İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) sitesinde yer almıştı (30 Mart 2009). İHA’nın haberinde de tıpkı AA ve DHA’nın haberlerinde olduğu gibi çene kırığından söz edilmiyordu:


“Yapılan otopside, sol ayak bileği ile sırtındaki bir kemiği kırılan Güneş’in donarak hayatını kaybettiği belirlendi.”

Üç ajansın muhabirlerinin de haberlerini otopsi raporunu görmeden yazdıkları anlaşılıyor... Görselerdi, mutlaka çene kırığını da haberlerinde belirtirlerdi. Bir ajans muhabirinin, rapordaki“Genel beden travmasına bağlı alt çene kemiği, dört adet kaburga ve sol tibia-fibula kapalı kırığı saptandığı...” ibaresini okuyup da haberi “çene kırığı”nı ayıklayarak servis etmesi beklenemez.

Geriye şu ihtimal kalıyor: Muhabirler, rapordan değil ama raporu okuduğunu söyleyen birinden almışlardı bu bilgileri... Ve o kişi de, “çene kırığı”nı gizleyerek açık bir dezenformasyon yapmıştı.

Bu müdahalenin ne kadar hayati olduğunu anlayabilmek için gelin o günlere tekrar dönelim... Düşünün: Kazanın beşinci günündeyiz ve İsmail Güneş’in sesini aktaran haberler hâlâ televizyon kanallarında dönüyor... O gün, otopsi raporunun gerçek halini öğrenebilseydik “nasıl olur” diye sormayacak mıydık: “Nasıl olur da çenesi kırık biri böyle pürüzsüz konuşabilir?” Ve tabii peşinden şu soru aklımıza gelmeyecek miydi: “Acaba İsmail Güneş’in çenesi, donarak ölmeden önce onu bulan birileri tarafından mı kırıldı?”

İşaret ettiğim kuşkuya itiraz edebilirsiniz, Güneş’in, kendisine kızak yaptığı koltukla 500 metrelik kayışı sırasında çenesinin kırıldığını öne sürebilirdiniz...

Beyin Cerahı Arslanoğlu, “Çarpmalara bağlı kafa travmalarında tek başına alt çene kırığı görülmesi çok çok nadir bir durumdur, beraberinde kafa ve diğer yüz kemiklerinin de etkilenmesi kaçınılmazdır” diyor.

Bana gelince... Çene kırığı bilgisi o günlerde gizlenmeseydi, ben kırığın kayma sırasında oluşmuş olabileceğine inanabilirdim.

Şimdi, inanmakta çok zorlanıyorum.

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim