Garip

27.04.2012 00:26

Melih Altınok

Hayatta en kolay pozisyon yaşamın akışına uymasa da ilkelerde ısrarcı olmaktır. Çünkü tercih edilmesinin bedeli başkaları tarafından defalarca ödendiği için alabileceğiniz maksimum riski hesaplayabilir, yaş tahtaya basmazsınız; ekonomiktir de.

Stanislawski “Klişe en güvenli yoldur” derken de tam olarak bunu kastediyordu. Ama sinema sanatı, elbette ki önemli istisnalar dışında, onun bu önermesinin konforuna sığınıp tekrarın dehlizlerinde yitip giden yönetmenler sayesinde değil, binlerce yıllık anlatı geleneğinin kalıplarını zorlayan Bunueller, Godardlar, Tarkovskiler sayesinde sıçramalar yaptı. Neticede sinema mutluğumuzu en çok onlara borçluyuz.

Siyasetteki duruşları şekillendiren motivasyon da çok farklı değil.

Bugünü belirleyen bütün parametreler kökten değişmiş, sıkı sıkıya sarıldığınız dünün paradigmaları bırakın çözüm ihtimalini sorun üretmeye başlamışsa ve siz “değiştirmemişseniz,” her şeyden önce “ısrarınızın namusu” kusursuzdur.

Bu kafayla çıktığınız 1 Mayıs’ta mesela, hedefiniz de askerî ve sivil bürokrasiyle darbeye teşne grupların ittifakının (tercümelerinde bunun adı MDD falandır. Hani ordu ilericidir ya) karşısına dikilen “AKP faşizmi” olacaktır tabii.

Çıkıntılık yapıp memleketteki ekonomik ve politik kara deliklerin müsebbibi ve doğal olarak emekçilerin de cellâdı olan askerî vesayetle sınırlı da olsa mücadele yürüten siyasal iktidarın asli hedef olamayacağını söylemekse tekinsizdir. Alınacak tepki öngörülemez. Öyleyse susmalı hatta düşünememelidir.

Ancak klişe çekicinizin meselelere “vururken” çıkardığı ve uyku halinden farksız düşünme seanslarından önce dinlemeyi alışkanlık haline getirdiğiniz ninni kimi büyükler için doğal olarak çocukçadır, dahası anlamsızdır.

Ergenekon ve Balyoz davalarından yargılanan bazı vekillerin tahliye edilmesi için TSK, Yarsavcı yargı, MHP, BDP, CHP ve akademinin makul miktarından müteşekkil ittifakta yer almanızın meşruiyetini okulda defterinize, sıraya ve ağaçlara yazdığınız yalınlıkta algıladığınız “ey özgürlük” sloganıyla gerekçelendirmeniz garip karşılanır.

AB Büyükelçisi Jean Maurice Ripert onlardan, dinleyelim:

Milletvekillerinin hapiste olması garip bir durum. Ama her davanın kendi özelliklerine bakılmalı. Demokrasilerde, kulağa garip geliyor. Ancak milletvekilleri seçildiklerinde zaten tutuklulardı. Aday gösterilmeleri de garip.”

Ripert’in “garip” deyip içinden çıktığı iş bizlerin üzerinde tartışıp durmak zorunda olduğu yaygın bir mantık ne yazık ki.

Zira halkı esir almak ve parlamentoyu kuşatmak, gibi ağır, çok ağır ithamlarla yargılanan kişilerin “tutukluluk” halinin demokrasi problemi olmadığının tartışılmasını teklif dahi etmek bizim illerde ceberutluk olarak bile algılanıyor.

Hı hı, tabii bir de “masumiyet karinesi ne olacak” sorusu var. “Bu kişiler tecavüz davasından yargılansalardı o masumiyet karinesini adaylık başvurularına mühür olarak vurur muydunuz peki” dememizse ayrı bir demokrasi suçu. Zira zatı şahaneleri için bazıları hukuk önünde daha eşit olduğu gibi, kimi suçlar da diğerlerine göre daha tolere edilebilir.

Evet Sayın Ripert üç beş zamandır garipliğimiz, mahzunluğumuz da bundandır.

E en alakasız durumda bile eldeki yegâne anahtar olan klişede ısrar edince “devrimci” olunan bir ülkede de doğal olarak, nasıl diyordu Orhan Veli; anlatamıyor(sunuz)um...

Evde kaldım

Radikal’in dün manşetten verdiği anketi okuyunca panikledim. Zira Türkiyeli kadınların yüzde 80’i “evleneceğim erkek dindar olmalı” demiş. E haliyle elde var yüzde 20. Bu kesimin büyük çoğunluğunun da Kemalist olmayanla işi olmayacağı ortadayken kaldık mı size evde!

Erkeklere de sormuşlar tabii. İlk gece sendromundan mustarip adamlarımızın yüzde 85’i de kadının, pardon bu durumda kız oluyor, “ilk evliliği olması” kriterini dillendirmiş.

Anketin “boşanma nedenleri” kısmı ise diğer sorularda verilen yanıtların bilinçaltı sağlaması niteliğinde.

Neymiş, kadınların yüzde 87,5’inin, erkeklerinse yüzde 93’ünün boşanma nedenleri arasında saydığı? Tabii ki yani, aldatılma!

En çok korktuğumuz şeyin ölüm olması, hepimizin bir gün mutlaka öleceğini bilmesidir ya, işte o hesap, illa aldatacağımız için en çok da aldatılmaktan korkuyoruz.

Aldatma nedeni, eşinizi aldattığınız kişinin çok dindar olması ya da ilk kez sizinle cinsellik yaşayacak olması olmadığına göre, geriye kalıyor seks. Ya da şairin dediği gibi “Hangi kadın (erkek)? Başka bir kadın (erkek)” gerekçesi.

Alın size garipliğimizin bir resmi daha.

Adeta mutsuz olmak için, sırf güven uğruna, aslında aramadığı özellikleri bulduğu kişiyle evlenen ve mutsuz olan, sonra da doğasının sesine kulak verip aradığı özelliklere sahip biriyle mutluluk adına ilişki yaşayıp sonuçta ilk hatasından ötürü büyük mutsuzlukların kucağına savrulan insanların anketi.

O bu değil de acaba bu soruya deneklerin yüzde 1’i olsun “güzel-yakışıklı ve seksi olması” yanıtını vermemiş midir? Yoksa verdiler de gazete, haberinin endişeli modern imajına zarar verir diye önemsemedi mi dersiniz?

Radikal bu klişeye düşmez değil mi?

melihaltinok@gmail.com

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim