1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Gandi Kemal... Gazi Kemal’e nazire mi, reddiye mi?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Gandi Kemal... Gazi Kemal’e nazire mi, reddiye mi?

A+A-

“Gündeme hapsolmak” dedikleri, böyle bir şey olsa gerek... Şu hâle bakın, Türkiye, “dünya çapında işler”e imza atıyor...

Başbakan Tayyip Erdoğan, Yunanistan ile “tarihi anlaşmalar” imzalıyor, oradan İran’a geçip “Uranyum Takas Anlaşması” gibi, bütün dünyanın “hayranlık” ve “kıskançlık”la karşıladığı bir büyük krizi çözüyor ama, bunlar medyada “yeterince” yer bulmuyor... Türkiye, sadece Yunanistan, İran, Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetleri’nde değil, “Balkanlar”da da çok önemli adımlar atıyor, meselâ Kosova Başbakanı Haşim Taçi’nin ifadesiyle, artık “büyük ağabey” rolü oynuyor ama gündem maalesef “CHP’ye hapsolmuş” durumda... Medya, Baykal’ın, “yatak”ları ve Kılıçdaroğlu’nun “atak”larından başka bir şey yazmıyor... İtiraf edeyim ki; bu “tarihi günler”de, ben bile “anlaşma”ları ve “ziyaret”leri yeterince yazamadım... Meselâ, İran’la yapılan “Uranyum Takas Anlaşması” başlı başına bir olaydı, yeterince yazamadım... Meselâ, Kosova Başbakanı Haşim Taçi ile yapılan görüşmeler çok önemliydi, yazamadım... Meselâ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dün sarfettiği, ''Kıbrıs'taki bütün sınırların kalkmasını istiyoruz... Kıbrıs Rumlarına da bütün Türk limanlarının açılmasına hazırız. Karşılığında istediğimiz tek şey var: Bir Akdenizli olan ve Akdenizli olmak açısından Akdeniz'deki kullanma haklarına sahip olan Kıbrıslı Türklerin de limanlarının Girne'nin, Magosa'nın ve Ercan Havaalanı'nın açılması... Dünya Kıbrıs Türklerine 3 liman açacak, biz Türkiye'nin bütün limanlarını Kıbrıslı Rumlara açacağız. Buna söz veriyorum'' sözlerinin üzerinde yeterince duramadım...
HAŞİM TAÇİ İLE KAHVALTI
Meselâ, dün... Kosova Başbakanı Haşim Taçi’nin daveti üzerine, dün Çırağan Sarayı’ndaydık... Bir grup gazeteciyle birlikte, hem “kahvaltı” ettik, hem “soru”lar sorduk Haşim Taçi’ye... Bu arada, “Kosova’da tanıdığım ilk sima” olan Çevre Bakanı Mahir Yağcılar ile sohbet ettik... Malûm, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge beyin daveti üzerine geçen Ramazan Ayı’nda Kosova ve Makedonya’ya 3 günlük bir ziyaret gerçekleştirmiştik...
İşte o zaman, ilk görüştüğümüz kişi, Çevre Bakanı Mahir Yağcılar’dı... Son derece samimi ve sıcak karşılamıştı bizi... Dün, “o günleri” konuştuk... Prizren’i sordum ona, Mamuşa’yı sordum.. “Tanıdık bir yüz” görünce, o da son derece mutlu oldu... Haa, unutmadan, “Başkan Hüseyin Bürge’ye selâm” söyledi...
Sonra, Başbakan Haşim Taçi’yi dinlemeye başladık... Neler söylediğini, “Dış Haberler” sayfamızda okuyabilirsiniz...
Ama, şu kadarını söyleyeyim; Başbakan Tayyip Erdoğan ve Türkiye ile ilgili olarak dedi ki;
“Türkiye ile ilişkiler Kosova için çok önemli... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan benim büyük ağabeyim... Erdoğan’a ve Türk halkına, desteklerinden ve Kosova’yı tanıdıkları için çok müteşekkirim.”
Kosova’yı, şu ana kadar 69 ülke tanımış... “İyimserim” diyor Haşim Taçi; “Yeni tanımalar olacak... Bu konuda da Türkiye’ye güveniyoruz!.. Türkiye anahtar bir ülkedir, stratejik önemi büyüktür.”
Kim, ne derse desin;
Türkiye, gerek “kardeş” olarak, gerek “ağabey” ve “stratejik ortak” olarak dünyanın her yerinde adından söz ettiriyor!..
Hani, geçenlerde “BM gibi ülkeyiz” demiştim ya, tam da öyle... Hangi coğrafyada, hangi ülkede bir “sorun” varsa, “çözüm” için Türkiye orada!..
SUÇLAMA OLUR DA CEVAP VERİLMEZ Mİ?
Aslında, Türkiye’ye duyulan bu “güven”in, sağlanan bu “itibar”ın ve “sözü dinlenir ülke” haline gelmenin tahlilini yapmak ve “komşularla sıfır problem” aşısının nasıl tuttuğunu, uzun uzun irdelemek gerekir.
Ama, dedim ya;
“Gündeme hapsolduk!”
“Yatak”tan ve “bacak arası”ndan kurtulup da, bir türlü “uluslararası atak”tan bahsedemiyoruz... Bütün dikkatler CHP’nin, Baykal’ın ve Kılıçdaroğlu’nun üzerinde... İster istemez, biz de bu propagandanın etkisinde kalıyoruz...
Hani, “şeytan kovalamaktan salavat getirmeye fırsat bulamıyoruz” denilir ya; “şeytana uyup bir büyük günah işleyen” Baykal’ın derdi, bizi de geriyor...
Çünkü, “suçlama”ların hedefinde biz varız!..
Sanki Baykal’ı kolundan tutup “o ev”e götüren biziz... Sanki, o “zina”yı yapmasını biz istedik!.. Sanki, “görüntü”leri çeken biziz!..
Baykal, “iyi bir iş” yaptıysa, niye “istifa” etti ki?.. Neymiş, kendisine “komplo” kurulmuş!.. İyi de; seni o eve “zorla” götürmediklerine göre, sen de “komplonun içinde” yer almış, kendi kendine “tuzak” kurmuş olmuyor musun?..
Bizi veya AK Parti’yi niye suçluyorsun ki?..
Tabiî; her suçlama, cevabını alır...
Bizden de alır, Başbakan’dan da...
Şu hâle bakın; “uluslararası başarılar”dan söz etmesi gereken Başbakan Tayyip Erdoğan bile, “mecburen” bu suçlamalara cevap veriyor.
AK Parti’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda, dün yine “suçlamalara cevap” vermiş ve demiş ki;
¥ “Kaset ve istifayla sonuçlanan olayla ilgili olarak eğer bir sorumlu arıyorlarsa AK Parti'ye değil, önce kendilerine baksınlar.”
¥ “Bu kirli tezgahın sorumlularını AK Parti'de, AK Parti iktidarında değil, gitsinler avukatlığını yaptıkları çetelerin, mafyaların, karanlık örgütlenmelerin içinde arasınlar... Karanlık ilişkilerin, kirli hesapların, belden aşağı vurmaların bizim kitabımızda yeri yoktur... Biz mertçe çıkar, siyasi alanda mücadele ederiz.''
¥ “Bu senaryonun yazarı olarak bizi itham etme gafletine düşeceklerine, daha ilk günden itibaren çarşaf çarşaf hadiseyi büyütenlere, istifa çığlıkları atanlara, bir kez daha kurultay mühendisliği, siyaset mühendisliği yapanlara dikkat etsinler.''
¥ ''Timsahın gözyaşlarına dikkat etsinler... Timsahlar görüntülerde, gözyaşları görüntülerde. Niye başka yerde arıyorsunuz?''
¥ ''Şimdi yıkılanlar AK Parti'ye çamur atacaklarına önce o Brütüs’lere baksınlar... Kendisine kazan kaldıranlara, 'geri dönme' çağrısı yapanlara, milletvekillerine baksınlar.''
¥ ''Ne dediler? 'Başbakan bunu ortaya çıkarmalıdır'. Ben senin memurun muyum yahu? Bu işi ortaya çıkaracak olan yargıdır.''
Başbakan’ın mesajı gayet açık:
“Siz, kendi içinize bakın...”
Öyle değil mi;
“Senaryo”yu yazanlar, “tuzak”ları kuranlar, “komplo”yu hazırlayanlar, “Brütüs”lük yapanlar, “CHP’nin kendi içinde” değil mi?..
Nerede “Geri dön Baykal” diye çığlık atanlar?..
Nerede “önce vefa” diyenler?..
“Deniz’in bittiğini” görünce, hepsi karaya vurdu...
Hepsi, Kılıçdaroğlu’nun yanında!..
Öyle bir “rüzgâr” estiriyorlar, öyle bir “balon” şişiriyorlar, öyle bir “uçuruyor”lar ki; gören de “CHP’nin değiştiğini” sanacak!..
Bağırıyoruz, ama duyuramıyoruz:
“Kılıçdaroğlu’ndan bir cacık olmaz... Hele Önder Sav ve Politbüro o partide olduğu sürece, CHP’de hiçbir şey değişmez!”
GANDİ... İNEĞE TAPAN BİR BUDİST!
Kaldı ki; “CHP’nin tek bir sorunu” var; o da “halktan kopuk” olması ve bir türlü “yerli” olamaması!..
Ne yani; Kemal Kılıçdaroğlu denilen zata, şimdi “yerli” mi diyeceğiz biz?..
Bu halka o kadar “yabancı” ki; kendisine medyanın taktığı “lâkap” bile “yerli” değil!..
Şu hâle bakın;
“Müslüman bir kahraman”ın lâkabını almak yerine, Mahatma Gandi gibi “ineğe tapan Budist bir kahraman”ın lâkabını aldı!..
Söyleyin Allah aşkına;
Aldığı lâkap bile “yabancı” olan, kendisine takılacak “yerli” bir lâkap bulunamayan bir adamdan bu ülkeye ne hayır gelir?..
Adam, daha yola çıkarken, “ineğe tapan Budist bir kahraman”ı kendisine örnek alıyorsa, varın bu adamın “yerli”liğini düşünün!..
Şahsen ben, bu “Gandi” lâkabının altında bir “bit yeniği” olduğunu düşünmeye başladım... Kendisine “Gandi Kemal” denilmesinden dolayı memnun olduğunu söylediğine göre; acaba “Gazi Kemal”e bir “nazire” mi yapıyor, yoksa “reddiye” mi?..
Kılıçdaroğlu’na, her “Gandi Kemal” dediklerinde, benim aklıma “Gazi Kemal” geliyor!..
Merak ediyorum;
“Gandi Kemal”in görüşleri, “Gazi Kemal”in görüş ve icraatlarına “paralel” mi olacaktır, yoksa “karşıt” mı?..
Meselâ, “13 bin 160 kişinin öldüğü, 18 bin 818 kişinin sürgün edildiği” olayla, evet “Dersim Katliamı”yla yüzleşebilecek mi?..
“Katliamın hesabını” mı soracak, yoksa “Ergenekon avukatlığı”na devam mı edecek?..
İSMET KEMAL, DAHA ÇOK YAKIŞIRDI!
Bana öyle geliyor ki;
Kendisine, “ineğe tapan Budist bir kahraman”ın adını lâyık gördüğüne, yani adının başına bir “yabancı”yı koyduğuna göre; hiç şüpheniz olmasın ki, bu adam, bu ülkeye, özellikle de “Müslüman”lara hep “yabancı” olacaktır!..
İstediği kadar “cilâlı lâf”lar etsin!..
Adına bakın, adına!..
“İneğe tapan bir budist”in ismiyle yola çıkan bir adamdan “Müslüman”a ne hayır gelir ki?..
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, olsa olsa;
“İsmet Kemal” olur!..
Çünkü CHP’den “demokrat” bir adam çıkmaz... Çıksa çıksa, “İnönü” gibi bir “despot” çıkar ki, Kılıçdaroğlu’na da “İsmet Kemal” adı daha çok yakışır!..
Her neyse... Bu saatten sonra, “isim” arayıp da, kafamı yormama değmez!.. Nihayetinde; tencere yuvarlandı, kapağını buldu!..
Tepe tepe kullansınlar!..
Biz de, “gündeme hapsolmak”tan kurtulalım!..
======================
CHP değişmez!.. Değiştirilemez!
Önceki akşam bir yandan 32. Gün’e, bir yandan Siyaset Meydanı’na gidip-gelirken, “hepsi de CHP’li olan konuklar”ın konuşmalarından anladım ki; CHP’de asıl “pandomina” bugün değil, “yarın” kopacak!..
“Kılıçdaroğlu’na destek” verildiğinin açıklandığı İl Başkanları Toplantısı’nda öyle “ayak oyunları” oynanmış, öyle “Bizans entrikaları” dönmüş ki; “Baykalcılar” bunun hesabını soracak gibime geliyor!..
Hele “çarşaf liste” gelirse, “Mersin’deki çarşaf yırtma” krizinden daha büyük bir kriz yaşanabilir CHP’de!.. Baykalcılar, özellikle “Önder Sav ve ekibi”ne karşı son derece öfkeliler!..
CHP’de “değişim” bekleyenlere de bir haberim var... İstedikleri kadar, “örtü sorununu CHP çözer” desinler, sakın inanmayın!.. Şahsen ben, CHP’nin yeni starı Muharrem İnce ve CHP İzmir İl Başkanı’nın konuşmalarını dinledikten sonra, CHP’den “çözüm” filan beklemiyorum!..
Adamlar, “türban” denilince, “kırmızı görmüş boğalar” gibi burunlarından solumaya başlıyorlar!..
Hani, CHP’nin ve “CHP yandaşı medya”nın pompalamasına aldanıp da, “beklenti” içine girerseniz diye söylüyorum; sakın ha!.. Sakın aldanmayın CHP’ye!..
Çünkü “CHP zihniyeti”nde değişen hiçbir şey yok!..
“Cima”dan sonra, sadece “sima”lar değişti, o kadar!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT