1. YAZARLAR

  2. Adem Yavuz Arslan

  3. Galiba Özbek'in de dili sürçtü!
Adem Yavuz Arslan

Adem Yavuz Arslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Galiba Özbek'in de dili sürçtü!

A+A-

HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'in Ankara Adliyesi'ndeki toplantıda söylediği "Türkiye'deki yargıçlar Pakistan'dakilerden daha az duyarlı değildir" sözünü duyunca ister istemez 'Nasıl yani' demek durumunda kaldık.

Herhalde Özbek'in de, Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan'a 'Emriniz doğrultusunda soruşturma yürütüyoruz' diyen İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin gibi 'dili sürçtü.' Çünkü bu süreçte verilmeyecek bir örnek varsa o da Pakistan örneğidir.

Malum olduğu üzere 'genç hakimler rahatsız.' Her ne kadar Danıştay, Yargıtay ve HSYK'nın sesi çok çıksa da binlerce kürsü hakimi, savcısı anayasa değişikliğini destekliyor.

Çünkü mevcut yapıda tüm sicilleri yıldızlı pekiyi olsa da 'bazı kriterleriniz' HSYK tarafından kabul görmüyorsa sittin sene yüksek yargıya seçilme şansınız yok. Eğer Türkiye'nin herhangi bir yerindeki kürsü hakimleriyle, soruşturma savcılarıyla konuşursanız genç hakim ve savcıların rahatsızlığını alenen göreceksiniz.

Bu durum YARSAV tarafından da görülmüş olacak ki 28 Şubat uygulamalarını hatırlatan toplantılar yapıldı. Danıştay ve Yargıtay'ın önüne servisler çekildi. Yüksek Yargı mensupları tam kadro halinde Ankara Adliyesi'ne çıkarma yaptı.

Yapılan en basit tabirle 'mahalle baskısı.' Çünkü Ankara Adliyesi'ndeki hakim ve savcıların kariyeri de o servislerle gelen meslektaşlarının elinde. İsterlerse 'tepki' koysunlar!

HSYK Başkanvekili hükümete tepkisini dile getirmek için Pakistan örneğini vermiş ve gerekirse istifa edebileceklerini ima etmiş. Toplantı basına kapalı olduğu için 'acaba yanlış mı aktarıldı' diye soruşturduk, doğruymuş.

Özbek'in Pakistan örneği literatüre geçecek. Çünkü Özbek'in kastettiği ile Pakistan'da yaşananlar taban tabana zıt. Pakistan yargıçları darbe anayasasına karşı istifa ettiler. Darbeye ve militarizme karşı mücadele ettiler. Hukukun üstünlüğü kültürüyle hareket ettiler ve mücadelelerinde başarılı oldular.

Bizim yargıçlar ise 1981'de sokağa çıkma yasağı kalkar kalkmaz darbecilere 'bağlılık bildirmeye' gittiler. 28 Şubat'ta Genelkurmay'a gidip selam durdular. 27 Nisan'a destek çıkıp 367 garabetine seve seve imza attılar. Şemdinli'de, Erzincan'da ilk kez bir savcı 'askere' dokundu diye bizzat HSYK tarafından görevden alındı.

Pakistan yargıçları onurlu bir şekilde darbeye karşı durdular ve istifa ettiler. Bizimkiler de darbe anayasasını savunmak için istifadan bahsediyorlar. Bu arada siz hiç istifa eden yüksek yargıç duydunuz mu?

Sorumluları bulmak için kaç yıl geçecek?

Galiba en tehlikelisi 'alışmak.' 4 asker 'sorunlu' bir teğmen tarafından pimi çekilmiş bir el bombası ile öldürüldü. Eğer Taraf gerçeği ortaya çıkarmasa o çocukları şehit sanmaya devam edecektik.

7 askerimiz, 11 ay önce mayınla şehit oldu. Bir o kadarı da yaralandı. PKK yaptı dendi. Operasyonlar düzenlendi, lanetler yağdırıldı. Olayın üzerinden bir ay geçmeden internete ses kaydı düştü. O askerler kendi mayınımızla şehit olmuşlar. Yürekler yaralandı. Acılar katlandı.

'Dost ateşi' ile kayıp veren ilk ordu değiliz. Bu tip kazalar mutlaka olur. Ama bu olayda fazlaca şüpheli durumlar var. Zamanlaması, olayın şekli kafa karıştırıyor. O askerlerin neden güzergâh dışında olduklarının cevabı halen verilmiş değil.

Galiba yaraları kanatan, acıları derinleştiren de TSK'nın tavrı. Aradan 11 ay geçmiş hâlâ soruşturma yapılıyor. Geçen hafta Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner 'askeri savcının soruşturması devam ediyor' dedi.

Bu noktada kafaları karıştıran bir durum var. Şöyle ki, 4 Nisan 2010 tarihli Van Başsavcılığı'nın görevsizlik kararında Kara Kuvvetleri'nin idari soruşturmasına ve Jandarma Kriminal'in 02 Temmuz 2009 tarihli raporuna atıf var. Yani mayınların TSK'ya ait olduğu 10 ay önce tespit edilmiş. İdari soruşturma da ihmali teyit ediyor. Acaba aradan geçen bunca zamana rağmen soruşturmanın bitmemesini nasıl anlamak lazım?

Bu arada hatırlatalım. 7 askerimizin şehit düştüğü dönemde bölgedeki en yetkili isim Korg.Yurdaer Olcan'dı. Ses kayıtlarında XXX olarak geçmişti. 2009 YAŞ'ında terfi ettirildi. Balyoz'dan tutuklanmadan önce de GATA'ya yattı.

Aslında lafı eğip bükmenin anlamı yok. Bugün TSK ciddi bir 'inandırıcılık' sorunu yaşıyor. En üst düzeyden yapılan açıklamalar bile 'acaba' ile karşılanıyor.

Ordunun adeta kutsandığı Türkiye gibi bir ülkede, askerlerin sözlerine yüzde yüz doğru olsa bile şüpheyle bakılıyorsa TSK yönetiminin şapkayı önüne koyması şart.

Ne oldu da bu kadar güven kaybı yaşadık? Ne oldu da 'doğal müttefikimiz' olan milliyetçi muhafazakar kesimler bizden uzaklaştı' sorularını sormalılar.

Emin olun cevabı bulurken zorlanmayacaklardır.

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT