Gadre Uğramışların Tarihi ve Biz

24.04.2011 14:43
Gadre Uğramışların Tarihi ve Biz
Sitemiz Editörü Bahadır Kurbanoğlu'nun "Vesayet Rejiminin Azınlık Politikaları ve Ermeniler" üzerine kaleme aldığı ve Star Gazetesi Açık Görüş ekinde bugün (24 Nisan Pazar) yayınlanan yazısını okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

Gadre Uğramışların Tarihi / Bahadır KURBANOĞLU

İttihatçılıktan mülhem Ulusalcılığın, bu coğrafyada her kesim üzerinde açtığı yaralar bugün tartışageldiğimiz sorunların menşeini oluşturmakta. Kimlik siyasetinden din siyasetine, hukuktan ekonomi, kültür ve eğitime kadar tüm topluma dayatılmış, öğretilmiş ezberlerin cenderesinde hep birlikte ideolojik bir endoktirnasyondan geçirildiğimiz bir vakıa. Bir Türkleştirme ve kendinden menkul Batıcılaştırma sendromu her kesimi, tüm toplumu olabildiğince etkiledi. Hatta toplumun farklı kesimlerinin birbirlerine bakışını bile bu İttihatçı geleneğin ideolojik formasyonlarıyla belirlendiğini söylemek asla bir abartı değildir. Müslüman, muhafazakar, Kürt, Alevi ve Gayrı Müslim unsurlar bu coğrafyanın binlerce yıllık toplumsal kültürünün parçaları. Ama çocuklarımız Savaşların tarihiyle büyütüldü maalesef. Uğradıkları mezalimlerde birbirlerine çocuklarını emanet ettikleri, birbirlerinin bayramlarına katıldıkları, birbirlerini koruyup kolladıkları sevgi ve merhamet ortamlarının hikayelerini ise çok sonraları öğrenmeye başladılar; o da çok sınırlı bir şekilde. Hala düşmanca atasözleri, galatı meşhurlar, birlikte yaşamak zorunda kaldıkları sorunlara umarsız ortamlar beslenmeye devam ediyor maalesef.

Hepimizi Arkadan Vuran Asıl Kim?

Bu ülkedeki geniş kesimleri cezalandırabilmek için gerekirse cami bombalar, kendi jetimizi düşürür ve Yunanistan'la savaş çıkarırız diyebilen bir zihniyetin için bu türden oyunlar ne kadar normalse, bizlere "Hain, arkadan vuran Ermenileri", "Hain, Arkadan vuran Arapları", "Hain, arkadan vuran Şeyh Said'leri" de adres göstermeleri ve yaftalamaları o kadar normaldir. Bizi şaşırtan bu olmamalı. Bizi şaşırtan bu ezberleri tekrarlamaya olan yatkınlığımız olmalı. Bizi şaşırtan, hainlerin tarih kitaplarında zorunlu inkılap dersleriyle birlikte çocuklarımızın zihinlerine şırınga edilmesine hiç ses çıkartmamamız olmalı. Bizler yıllarca İslami kesimlerin inkılap tarihi kitaplarında irtica damgasıyla anılagelmesine nasıl maruz kaldıysak, aynı tarih kitaplarında Ermeni çocukları da Ermenilerin hainliklerinin anlatıldığı pasajlara maruz kaldılar. Tıpkı Kürtlerin ve Alevilerin müzdarip oldukları, katlanmak zorunda bırakıldıkları konular gibi.

Bir Ermeni Kilisesi'ne birkaç genç arkadaşla yaptığımız bir ziyaret esnasında, Kilise görevlisi bize "Bu ülkede Hıristiyanlar gerçek Hıristiyan, Müslümanlar da gerçek Müslüman olsalar, hiçbir sorunumuz kalmaz" demişti. Bu yürekten gelen tespite ben de bir iki ekleme yapayım: Ergenekoncu zihniyetin ideolojik ve tarihsel arka planını sorgulayıp, yalanlarını ifşa edip, nesillerimizin akidelerini ve kişiliklerini korursak ve bizler de birbirimizi tanıma, dertlerimizi, sorunlarımızı, taleplerimizi birbirimizden dinleme cehdi ve gayreti gösterirsek Evet! Fitne ortamlarını üretenlerin oyunlarını başlarına geçirmemiz ve pekçok sorunun üstesinden gelmemiz işten bile değil.

Öğrenilmiş çaresizliklerden kurtulmak mümkün! Nasıl mı? Tarihe egemenlerin gözünden bakmayıp, onların zafer naralarıyla mistifike ettikleri anlatılardan kurtulup, mazlumların, mağdurların, gadre uğramışların gözünden bakmayı becerebilirsek mümkün!

Hrant Dink'in Batılı bir dergiye verdiği mülakatta bahsettiği tespitler aklıma geliyor: "…AB sürecinde bu ülkedeki bir azınlık cemaati olarak yeni hak talepleriniz var mı?" mealindeki bir soruya, "Bu ülkede çoğunluğu teşkil eden Müslüman halkın hakları alanında yaşanan baskı, yasak ve haksızlıkları dikkate aldığımda kendimiz için ilave haklar talep etmekten utanıyorum." Evet, böyle demişti Hrant.

Aklımızın bir köşesine not edelim ki en tehlikeli cümleler "Bütün" diye başlayan genellemelerdir. Evet, "Bütün". Bütün Türkler, Bütün Kürtler, Bütün Ermeniler, Bütün Aleviler, Bütün Müslümanlar. Oysa Vahiy insan tekine seslenir ve der ki size bildirdiğim değerleri birlikte olgunlaştırın. İşte bu yüzden "Sizin dininiz size" der. İşte bu yüzden "Size zulmetmeyenlere adaletle yaklaşın" der. İşte bu yüzden "Size kötü davranana iyilikle davranın ki onunla dost olabilme kapısını açık tutasınız" der. İşte bu yüzden "Bir insana haksız şekilde kıyan bütün insanlığa kıymış gibidir" der. İşte bu yüzden "Bir insanın canını kurtaranın bütün insanlığı kurtarmış gibi olduğunu" söyler. İşte, İşte, İşte diye devam eder bu liste. Öğrenmek isteyenler, ulusalcılığın ve onun yumuşak gibi görünen yüzü milliyetçilin kirliliklerinden kurtulmak isteyenler, Allah'ın kitabına müracaat edebilirler. Üzerlerine birilerinin giydirdiği siyasi kimlikleri evrensel olana tercih edenler, bu yanlıştan Allah'ın kitabı sayesinde kurtulabilirler. İşte bu yüzden tehcire uğrayanların kimlikleri önemli değildir. Önemli olan hak etmedikleri ve Allah'ın lanetlediği "Ya rabbi bize katından bir yardımcı gönder" diye yalvardıkları bir mezalime uğramış olmalarıdır. Bunlar bazen Diyarbekir'dedir, Bazen Dersim'de, Bazen de Gazze'de! Aralarındaki tek fark Allah'a yakarırken şivelerinin ve dillerinin farklı olmasıdır. "Mazluma dini ve kimliği sorulmaz" galatı meşhuru da buradan gelir.

"İsmet Ademiyyetledir!"

Ebu Hanife'nin tam tamına 13 asır önce, vahiyden mülhem altını çizdiği hikmetli tespiti hiç aklımdan çıkmaz.

Şöyle diyordu bu toplumun çoğunluğunun o çok sevdiği, İmam-ı Azam diyerek baş tacı ettiği Ebu Hanife: "İSMET ADEMİYYETLEDİR!" Müthiş bir tespit! İsmet, yani insanın doğuştan gelen dokunulmazlıkları, din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti ademiyetledir, yani insan olmaklığıyladır. Yani Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Türk, Kürt değil. İnsan olmaklığıyladır ve Allah indinde bunları hiç kimsenin çiğneme hakkı yoktur. Şimdi değerli izleyenler, sizden ricam, Cumhuriyet tarihine ve ondan da öncesine bir de bu gözle bakın ve akşam yastığa başınızı koyduğunuzda "İsmet Ademiyyetledir" evrensel tespitinin ne anlama geldiğini ve kimlerin kimler adına, ne adına, kimler için bu ilkeyi yüz değil, bin değil, milyon defa çiğnediğini düşünün! Bu coğrafyada dünyaya gelen insanların Dini, canı, nesli, aklı ve mallarının hangi zalimler tarafından ve hangi çıkarlara dayalı olarak, hangi meşruiyet unsurları adına çiğnendiğini birkaç kez düşünün! Bir değil, bin defa düşünün! Düşüncelerimize, fikirlerimize sirayet eden ezberletilmiş tabulardan ancak bu yolla kurtulabilir ve birbirlerinin ibadethanelerini zalim diktalara karşı koruyan Mısırlı Müslüman ve Hıristiyanların ferasetlerine de ancak bu yolla ulaşabiliriz…

bahadir.kurbanoglu@gmail.com

STAR GAZETESİ

  • Yorumlar 17
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim