G20 zirvesi Arap sivil toplumunun foyasını ortaya çıkardı

07.04.2009 04:41

Yaser ez Zeatira

Londra’da G20 zirvesi sırasında on binlerce küreselleşme karşıtının gösteri yapması sürpriz olmadı. Zira son yıllarda bu tür gösterilere alıştık. Onlarca küreselleşme karşıtı siyasi ve dini örgüt, kuruluş ve sendika bu gösterileri organize ediyor. Bu örgütler düşünce yapıları itibarıyla birbirlerinden farklı, ancak vahşi küreselleşmenin ve yoksulların zenginler için terk edilmesinin reddedilmesinde buluşuyorlar.

Burada belirtmek gerekir mi, Londra’da veya geçmişte diğer başkentlerinde benzer gösteriler yapanlardan hiçbiri aç veya yoksun değil. Söz konusu ülkelerde devlet işsizlere ve diğer muhtaç kimselere verdiği sosyal yardımla açlığı ve yoksulluğu engelliyor. Her ne kadar bu ülkelerin birçoğu ağır maliyetleri sebebiyle söz konusu sistemi gözden geçirmeye başlasa da durum böyle.

Dolayısıyla, bu kalabalık grupları meydanlara döken şey açlık değil. Zira göstericiler arasında işlerinde başarılı, iyi ekonomik ve sosyal şartlara sahip insanlar da var. Fakat insani duygular ve bazen farklı renkleriyle dini ve ideolojik yaklaşımlar insanları zaman, para ve çaba açısından maliyetli de olsa bu tür faaliyetlere sevk eder. Hatta bazı zamanlar darp, hakaret ve hapis cezasına da maruz kalıyorlar. Londra gösterilerinde onlarca insanın nasıl yaralandığını izledik. Bir kişi öldü.

Londra gösterilerine ‘insanlara öncelik verin’ koalisyonu kapsamında 120’den fazla örgüt, kurum ve sendika katıldı. Burada bizi ilgilendiren nokta, yoksul ve zenginler denkleminin daha kötü görünmesine rağmen, Arap ve İslam dünyasında bu tür barışçıl etkinliklerin yapılmaması.

Batı’da büyük ülkelerin farklı şekilleriyle emperyalist yağma yaptıkları doğru, ancak bu yağmanın

yoksul ülkelerde bazı siyasilerin -gerek baskılardan korkarak, gerekse de kendilerine iktidarı tekeline alma hakkı veren rejimlerle uyum kurarak- işbirliğiyle yapıldığı da bir gerçek.

Üçüncü dünya ülkelerinde rejimler şu anki durumdan daha kötü olamaz. Zira bu rejimler yoksullara karşın zenginlerin yanında yer alan bu vahşi politikalarla işbirliği yapmakla yetinmiyorlar ve buna iktidardaki seçkinlerle kendi yörüngelerinde dönen siyasetçi ve iş adamları kanalıyla insanlar üzerinde tahakküm kurmayı ekliyorlar.

Söz konusu seçkinlerin ve onların yörüngesinde dönenlerin ekonomiye ve servet hareketine hükmettikleri gayet açık. Para doğal olarak yoksulların aleyhine olacak şekilde kendi aralarında ‘elden ele dolaşır’ hale geldi. Bu ülkelerdeki sınıflar arası korkunç farklılık bunun kanıtı. Vatandaşların beşte birinden azı, ülke kaynaklarının dörtte üçünden fazlasını elinde bulunduruyor.

Bu umutsuz duruma barışçıl tepkiyle karşı koymak gerekiyor. Ancak Arap toplumlarındaki ‘aktif güçler’ bu manada sınırlı. Bizdeki ‘aktif güçler’in faaliyetleri sadece yabancı saldırılara karşı protestolarla sınırlı.

Burada sorumluluk, sokaklara hâkim olan ve yoksulların endişelerine daha fazla önem vermesi gereken hareketli İslami güçlerde. Bu İslami güçlerin birçok unsuru orta sınıft mensubu. İslami güçler, mazlumları kimliklerini gözetmeksizin savunmalı.

Mevcut zalim uluslararası mali düzenle mücadeleye ihtiyaç var. Değişim uzak bir ihtimal değil. Yerli ve uluslararası karşıt hareketlerin daha adil bir dünya yönündeki bu değişimin hızlandırılmasına katkı verecekleri şüphesiz. (Ürdün gazetesi Düstur, 5 Nisan 2009)

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim