Füzeler, Goller Kadar Kederlendirmiyor

10.07.2014 12:46

KENAN ALPAY

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff Dünya Kupası yarı finalinde Almanya karşısında aldıkları yenilgi üzerine ‘yıkılmış’. Bütün bir Brezilya halkı 7-1’lik mağlubiyetle gözyaşına ‘boğulmuş’. Sosyal medya Brezilya-Almanya maçının caps’leriyle ‘yıkılıyormuş’. Bu sebeple haber bültenleri depresyona giren Brezilyalıların foto galerine dair stattan sokaklara, evlerden meydanlara kadar hemen her yerden binlerce örnek veriyor.

Oysa Dünya Kupası başladığından bu yana ama hassaten Almanya-Brezilya maçı oynanırken İsrail ordusu Gazze’ye füzelerle ölüm üstüne ölüm, yıkım üstüne yıkım yağdırıyordu. Ne var ki ajanslar bu sefer Filistin Başbakanı Haniye veya diğer yetkililerin Filistin halkına felaket getiren İsrail saldırıları karşısındaki psikolojisinin ne olduğu geçmiyordu.

Gollerin ve Füzelerin Maliyeti

Filistin’de öldürülen çocukların anne-babalarının veya anne-babaları öldürülen çocukların nasıl bir çaresizlikle gözyaşlarına boğulduğuna dair foto galerisi göze çarpmıyordu. İsrail’li asker-sivil faşistlerin ne kadar canavarca hislerle dolup taştığını anlatan caps’ler yapmak kimsenin aklına gelmiyordu. Yıkılan evlerinin başındaki kadınların, cenazelerini defnetmeye gidenlerin tabutları taşıyan erkeklerin yüzlerine yansıyan kederin yüz binlerce kez tekerrür ettiği varsayılarak soğukkanlılık muhafaza ediliyordu.

İsrail ordusu 200’den fazla hedefe saldırıyor ve 154 insanı katlediyor, yüzlerce insanı yaralıyordu. Bir kez daha İsrail tarafından naklen yayında yıkım ve katliama girişiliyordu fakat Dünya Kupası’nın bütün bir insanlığı saran heyecan dalgası vicdanlarda narkoz etkisi yapıyordu.

Gollerle heyecana kapılan, şaşkına dönen, hayalleri yıkılan, gözyaşlarına boğulan kitleler füzelerle aynı duruma düşen Müslüman halkların ne dökülen kanlarına ne de yitip giden canlarına, cananlarına, evlerine, barklarına ilgi ve alaka gösterebilecek durumdaydılar. Bir gol atmanın veya kaçırmanın maliyeti yüzlerce füzenin ortaya çıkardığı yıkımdan daha önemli ve öncelikli addediliyordu ki dikkatler yeşil sahalarda sergilenen performanstan başkaca bir yere kaymıyordu.

Elbette İsrail yaşattığı acılarda yalnız değil. Esed rejimi Suriye’de, Maliki rejimi Irak’ta, Sisi cuntası Mısır’da İsrail’i hiç ama hiç aratmıyor. İsrail’e güçlü kılan ne kendi öz gücü ne de ABD, AB, Rusya gibi ülkelerden aldığı destek. İsrail’i asıl güçlü kılan irade İslam coğrafyasındaki bu gibi despotik rejimler. İsrail’i destekleyen irade ile Esed, Maliki ve Sisi cuntalarını destekleyen irade zannedilenin aksine bölgesel ve küresel manada çelişik değil.

Ama işin garibi bütün coğrafyamızı cehenneme çeviren aktörleri adeta basit birer kuklaya çevirip sanki şifre çözer gibi yapıp yeni muammalar üretiliyor ve her yerden ‘İngiliz kokusu’ alındığına dair vehimler yayılıyor. İnsan sormadan edemiyor: Acaba Esed ve Maliki rejimini ayakta tutmak adına Kudüs Ordusu, Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ı da cepheye süren İran değil de İngiltere miydi?

İngiliz Kokusu, İran Görüntüsü

Burunları koku alma konusunda çok hassas olan orta doğu analistlerinin nedense gözleri görme, kulakları işitme melekesini yitirmiş gibi. Hemen her gelişmede bir ‘İngiliz kokusu’ alıyorlar ki akılla mantıkla izahını bulmak güç. Mezhep ya da etnik çatışmayı İngiltere gibi mazisi sömürgecilikten ibaret bir ülkenin isteyeceği, planlayacağı hatta hayata geçirmek için kimilerini ayartacağı inkâr edilemez. Ancak etnik veya mezhebi çatışmaları şuraya buraya bağlayıp da sahada işi fiiliyata geçirenleri görmezden gelmek de neyin nesi?

İsrail’i son süreçte daha bir saldırgan kılan gelişmeler kimin eseri? İran’ın Esed ve Maliki isimli katilleri iktidarda tutmak üzere giriştiği işgalci siyasetle Suudi Arabistan’ın Sisi cuntasını Mısır’a hâkim kılmak üzere giriştiği şeytani planlar değil mi İsrail’i güçlü, cüretkâr ve saldırgan kılan? Bununla beraber kitleler sadece AB-ABD güdümündeki küresel medya merkezleri tarafından duyarsızlaştırılıp robotlaştırılmıyor. İran ve Suudi Arabistan’ın bu sahadaki psikolojik harp uzmanları da en az onlar kadar söylem, perspektif ve pratik üretiyor.

Mesela İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Dünya Kupası maçlarını izlerken medyaya servis ettiği milli takım üniformalı fotoğraf da işte bu psikolojik harbin göstergelerinden biridir. Bu çerçevede şöyle bir soru sorulabilir: Ruhani ve temsil ettiği İran devleti milli takımlarının yediği gollerle kupadan elenmesine üzüldükleri kadar Suriye ve Irak’ta katlettikleri insanlar için de üzülmüş müdür sizce? Gollerin üzdüğüne dair somut işaretler alıyoruz da füzelerle katlettikleri insanlara dair herhangi bir üzüntü emaresi göremiyoruz maalesef.

Gollerin füzeler ve bombalar marifetiyle ortaya çıkanları bastırdığı bir dünyada bizleri yaşamaya mecbur ve mahkûm edenler ne yazık ki hep uzaktakiler değil.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim