Futbolun 2. cumhuriyeti

05.07.2011 18:25

Melih Altınok

Futbolla aram hep açıktı. Her çocuk gibi takım tutardım, Galatasaraylıydım ama liseye gelmeden unuttum gitti. Ailemden de kimse ilgilenmezdi. Hatta sohbetlerde hafiften küçümserlerdi “topla” ilgilenenleri.

Ama bu tavrımın keskinleşmesinde kuşkusuz ki sol kültürün etkisi büyük oldu. “İtikadımızca”, faşizmin gündelik pratiklerini ürettiği alanların başında geliyordu yeşil sahalar, taraftar dernekleri, kulüp kurultayları vs.

Hatırlıyorum, 90’ların başında Dev-Sol, silah kaçakçılığı yaptığı ve Avrasya’da Enver Paşa’nın hayaletini kovaladığı gerekçesiyle dönemin Fenerbahçe Başkanı Ali Şen’in Ataköy’deki helikopterini yakmıştı da sevinmiştik.

Hatta o dönemde hazırlanan ve çarşıda, pazarda dağıttığımız anayasa taslağında, “iktidarımızda” milyar dolarların döndüğü profesyonel futbolun yasaklanacağı falan yazıyordu.

Yeşim Ustaoğlu’nun Güneşe Yolculuk isimli filmindeki holiganların sokaktaki nümayişine nefretle bakan Kürt Mehmet duygularım(a)ıza tercüman oluyordu.

Milli maçlar sonrası milliyetçi histeriyle sokağa dökülüp terör estiren holiganların, kenar mahallelerden geçerken taşlanması gibi ritüeller (Keçiören Ovacık’ta birine şahit de olmuştum, itiraf edeyim ilk olmasa da bir taş da ben atmıştım) vaka-i adiyedendi.

“Risalelerimde” Kadıköy’de yolda adam durdurup İstiklal Marşı söyletme törenlerinden bahsederek bu tavrımızın ne kadar meşru olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Türkiye’nin sevdiği tat Fatih Terim’in Mehmet Ağar’la ilişkilerinden bahsediyordum...

Zamanla, bu milyar dolarlık “ideolojik aygıtın”, konuyla ilgili Birgün’deki bir yazımın ardından Sevgili Tanıl Bora’nın gönderdiği Kârhanede Romantizm isimli kitabında da layıkıyla anlattığı gibi, ergen isyanının romantizmiyle etkisizleştiremeyecek kadar köklü bir sorun olduğunu daha iyi anladım.

Elbette sorun futbolda değildi. Dert, her membaı varlığını meşrulaştırmak için bataklığa çeviren vesayet rejimindeydi.

Ama Türkiye’nin en karanlık yıllarının gerektiğinde diazemi gerektiğinde de amfetamini olan futbola asla narkotik muamelesi yapıl(a)madı.

Derken Ergenekon soruşturmasıyla başlayan arınma süreciyle birlikte Türkiye halkının çok büyük çoğunluğunun da desteğini alan dalga dört bir yana yayılmaya başladı.

Daha önce biz reayaların ensesinde boza pişiren polisin kimlik soramadığı generallerin gözaltına alınabileceğini gördükçe, bu adalet, şeffaflaşma ve eşitlik rüzgârı memlekette geçer akçe olmaya başladıkça, müesses nizamın kırmızı çizgileri demokrasi için bir sınır olmaktan çıktı.

Ve nihayet, tıpkı ilk adımı Temiz Eller’le atıp, pisliklerinden arınmaya futbol piyasasına vurulan Calciopoli Operasyonu ile devam eden İtalya’da olduğu gibi, Ergenekon ve Balyoz derken bizde de Kelebek Operasyonu başladı.

Askerî ve sivil bürokratların yanı sıra, onların kuklası siyasilerin koruması altındaki futbol ağalarının zırhları dökülmeye başladı.

Efsane Savcı Zekeriya Öz’ün fitilini ateşlediği bir soruşturma kapsamında, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın ve Sedat Peker hayranlığından ötürü soyadını değiştirecek kadar tehlikeli tiplerin de bulunduğu pek çok kişi gözaltına alındı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni dönemi, ikinci bölümü başlarken, Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde ve aslında tüm futbol camiasında da ikinci cumhuriyetin arifesine gelindi.

Ama ne yazık ki ulusalcılara ilişmiş AKPfobiden mustarip bir kısım sol bu konuda da “ama”lara sarıldı.

Nasıl referandumda darbecilerin yargılanmasına karşı oy kullandılarsa, nasıl yargı reformunda fiilen statükonun yanında saf tuttularsa şimdi de “Bu polis devleti. Çünkü olay çirkin. Ne şike oldu ki araştırma yapıyorlar” diyen Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay’a vokal yapıyorlar:

“Zaten Hopa’da da... Yetmez ama evetçiler, alın size polis devleti işte!”


Taraf’ın başaralı Ankara muhabirlerinden Arzu Yıldız’ın her gün yeni bir özel haberinde okuyorsunuz işte, devamı da gelecek. Ergenekon’la başlayan rüzgâr, Ağarlara, Çillerlere doğru yayılıyor.

Olmadığını biliyorum, zaten olsa ilk karşı duracak kişi de ben olurum ama polis devleti dediğiniz buysa, şahsım adına eyvallah!

Öyle ya, vakti zamanında yargısız infazlarla solcu gençleri, Kürtleri katleden polis şeflerinin sırtını sıvazlayanlara dokunulmasına nasıl olur da “polis devleti geliyor” diye karşı çıkarsınız?

Bıkmadan usanmadan hatırlatmak farzdır.

Polis devleti, polisin imtiyazlılara operasyon yapabildiği devlete değil, askerî vesayetin gölgesinde çetelere eskortluk yaptığı düzene denir.

Polis devleti, yargının devletle ilişkili çetelerin üzerine gidebildiği sisteme değil, askerî-sivil bürokrasinin parlamentoyu yani halkın iradesini esir aldığı devlete denir.

Peki, solun genişçe bir kısmı bu yolun yol olmadığını göremiyor mu?

Ne yazık ki göremiyor.

O halde, yolları açık olsun.

Biz özgürlükçü solcular, liberaller yüreğimizin yağını eriten bu adımları heyecanla destekliyoruz.

Yarın sizler ah edip vah ederek bahaneler bulurken de “Bizler Pink Floyd’un ‘another brick in the wall’unu söylerken kimi dostlarımız yalnızca duvardaki ‘bir başka’ tuğla olmayı seçmişlerdi” diye söyleneceğiz.

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim