Furkan’sız yıllarını bir anneye nasıl ödeyeceksin

08.06.2010 03:54

Mine Alpay Gün

Ocaklar söndürdün katil. Şivan düştü evlere. Bir annenin kalbini çıkarıp yerinden, parça parça ettin.

Evladını çaldın.

Odasının önünden her geçtiğinde.

Boş kalan yatağına her gözü değdiğinde yüreğinden gelen feryatta boğulasın zalim.

Bir kadının el kadar bebesinin alnına sıktığın, kurşunlara gelesin.

O annenin dolaştığı her yerde çocuğundan izler var.

Masasında, fen lisesinin kitapları. Sıtmaya tutulmuşçasına titrerken, ellerinin uzandığı yerde defterleri.

Furkan'ın ince yazıları, daha çok titretmekte şimdi Onu. Ondan kalan eşyalar. Duvarlarında elinin değdiği afişler, posterler.

Bir anneyi, bir aileyi, bir milleti bu kadar üzmeye hakkın var mıydı?

Furkan'ın acısı hepimizi kaç gündür perişan etmekte.

Ellerimiz koynumuzda kaldı.

Hayat acılaştı.

Gencecik bir gazeteci olan Cevdet'in beyni dağılmış resmi çıktı bir gazetede.

Gül yüzlü şehidi, bu hale nasıl getirebilirsin.

Ellerinde hiç ateşli silahı olmayan.

Sadece barış ve kardeşlik yüklenmiş bir gemiye yaptığın bu katliam.

Günlerdir uykularımızı kaçırmakta.

O masumların ne suçu vardı.

Altmışlık ama delikanlı yüreği ile barış gemisine gelmiş İbrahim Bilgen'in ne amacı olabilirdi.

Sokağının gençleri afiş asmışlar: "şehitlik sana çok yakıştı, İbrahim ağabey"

Katılan gazeteciler, yaptığın iğrençliği anlatmakta.

En önde koşturan silahsız, savunmasız gazeteci Cevdet'i nasıl alnından vurduğunu.

Utanmadan yalanlarına devam etmektesin.

"İrlanda gemisi barış seferiydi, onlara dokunmadık, Mavi Marmara nefret seferiydi".

Anneciğini, okulunu, kitaplarını bırakıp gemiye katılan genç bir çocuğun barış seyahatinde ne nefret görebildi ki, o katil gözlerin.

Senin sularında bile değil, sadece uluslararası sularda kendisine ufacık bir yer bulabilmiş, masum insanların gemisine, içindeki hangi canavarlıkla saldırabildin.

İçimizdeki yahudisever yazarlarda da senin ağzın.

"E, onlar da saldırganlara direnmeselerdi".

Tecavüz edene, buyur mu diyeceklerdi.

Elbet, ellerine geçen aletlerle kendilerini savunacaklardı.

Tekvando şampiyonu Çetin Topçuoğlu eşi ile elele katılmıştı barış gemisine.

Bir kadının gözleri önünde, hayat arkadaşını öldürdün.

Fahri Yıldız, Cengiz Akyüz, Ali Haydar Bengi, Cengiz Songür, Necdet Yıldırım çevrelerinde sevilen sayılan insanlardı.

Yüreklerinde nefret değil, sevgi ve kardeşlik, barış vardı.

O tertemiz insanları, ailelerini, bir milleti, insanlığı perişan ettin.

Oysa katlettiklerinin dedeleri, sizin dedelerinizi dualarla karşılamışlardı limanlarda.

İspanya'nın sürdüğü, kesip doğradığı, gettolarınızdan dışarı attığı 1492'lerde, İstanbul'dan davet gelmişti atalarınıza.

"Buraya gelin, mahzun kalmayın,

Bizim ekmeğimiz size de yeter".

İstanbul limanında sevgi ve muhabbetle karşılanmıştınız.

Deniz kenarında en güzel yalılarda, şalelelerde oturttuk dedelerinizi.

Ülkemizde bizler başımız örtülü olduğu için memuriyet yapamazken, sizin çocuklarınızı üniversitelerimizde öğretim görevlisi yaptık.

Ne ki o günlerden bugüne ihanet kalmış sadece sizlere miras.

Tek katre sevgi, saygı, merhamet, şefkat geçmemiş ki genlerinize.

Size barış elçisi olarak gönderdiğimiz Furkan'ımızın, Cevdet'imizin, İbrahim ağabeyimizin beyinlerini parçaladınız.

Bir milletin yüreğini yaktınız.

Size bedduaları bile beceremiyoruz.

Dileriz, masum yavrularımızın akan kanları ile yüzyıllardır tanımadığınız insanlığı öğrenirsiniz biraz.

MİLLİ GAZETE

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim