Fransa'nın dış politikasının hataları

01.02.2011 16:55

Didier Billion

Son günlerde Fransa'da Dışişleri Bakanı Michèle Alliot Marie'nin açıklamaları hakkında canlı bir polemik başladı.

Michèle Alliot Marie'ye muhalefet tarafından yöneltilen sert eleştirilerin esas nedeni Bin Ali'ye karşı gerçekleştirilen, gitgide daha da kitleselleşerek birbirini izleyen gösterilere karşı Tunus polisinin uyguladığı şiddet hakkında yaptığı açıklamadan kaynaklanmaktadır. Dışişleri Bakanı, 11 Ocak'ta Milli Meclis'te şu açıklamada bulunmuştu: "[...] güvenlik güçlerimizin mesleki bilgisinin bu tür güvenlik durumlarını düzenlemeyi sağlamasını öneriyoruz." Böylece Bakan, açık bir biçimde, Bin Ali hükümetine, nihayet 14 Ocak'ta kendisini sürgüne gitmeye zorlayan güçlü halk hareketini daha etkin bir biçimde bastırması için polisiye tedbirler önermiş oldu.

Fransa Cumhuriyeti'nin dışişleri bakanının böylesine vahim bir açıklama yapabilmesinin birçok nedeni bulunmaktadır: Bu açıklama, her şeyden önce Tunus'ta gerçekleşen olaylardan hiçbir şey anlaşılmadığını açığa vurmaktadır; aynı zamanda yıkıma sürüklenen bir tiranlık rejiminin fiili olarak desteklenmesi anlamına gelmektedir; nihayet hayatları pahasına bir yurttaş hareketi gerçekleştiren kadın erkek Tunusluların aşağılanması anlamını taşımaktadır.Ancak tekil bir örnek olan Dışişleri Bakanı'nın durumunun ötesine geçip Fransa hükümetinin tümünün böylesine körleşmesini, ağır bir siyasi hataya düşmesini sorgulamak gerekiyor. Öncelikle halen görevde bulunan Cumhurbaşkanı ve hükümetinin kendisinden öncekilerinin birçoğu gibi yıllardan beri Zeynel Abidin bin Ali rejimine tam destek verdiğini anımsayalım. Nicolas Sarkozy, 2007'de Tunus ziyaretinde ülke için "demokrasi yolunda ilerliyor" açıklamasını yapmıştı; 2008'de "özgürlük alanının genişlediği"ni açıkladı. Bin Ali tarafından organizasyonu yapılan aynı resmi yemekte Bin Ali'nin "demokrasinin gerçek düşmanı olan terörizme karşı yılmaz mücadelesi"ne duyduğu saygıyı belirtmiş, Kuzey Afrika'da Taliban benzeri bir rejimin ortaya çıkmasının Fransa için oluşturacağı tehdide dikkat çekmişti. Aslında Sarkozy'nin bu son söylediklerinde Fransa'nın -ve diğer Avrupa hükümetlerinin- Bin Ali rejimine desteğinin siyasi temelleri saklıdır: Bin Ali'nin İslamcı güçlere karşı en etkin engel olduğuna duyulan güven. Tek kelimeyle ifade edecek olursak Bin Ali, Bin Ladin'e karşı! Hayali bir İslamcılık tehdidi riskine karşı bir diktatörlüğe kayıtsız şartsız destek, Paris için uygun olan siyasi denklem buydu.

Bu açıklamaların siyasi İslam gerçekleri konusunda kaygı uyandırıcı bir cehaleti -Tunus'ta bir Taliban rejimi tehdidinden ciddi bir şekilde nasıl söz edilebilir!- ortaya çıkarması bir yana, Fransa hükümetinin yürüttüğü siyasetin tehlikeli bir biçimde Washington'ın G.W.Bush başkanlığı zamanında oluşturulan tezlere yaklaştığını göstermektedir. Bu anlayışa göre, maalesef birbirine karıştırılan terimlerle, terörizmle, köktencilikle ve İslamcılıkla mücadele adına temel demokratik özgürlüklerin kısıtlanmasının meşrulaştırılması söz konusudur.

Bu vizyon, en hafif tabirle sorunludur ve uluslararası ilişkileri alanında olumlu karşılanmaz. İslamcılıkla mücadele Fransa dış politikasının abc'si olamaz. Herkes bu sözde aşırıcılıkla mücadelenin arkasında medeniyetler çatışması tezlerine batma riskinin olduğunu anlamaktadır. Bunun birçok örnekleri var. Başkan Sarkozy, bir çeşit İslam fobisinden muzdarip ve siyasi açıdan Amerikan yeni muhafazakârlığını izlemekte, oysa ABD'de bile hiç olmazsa bir süre için bu anlayış terk edildi. Dolayısıyla Fransa dış politikasının öncelikleri ve temel yönelimleri konusunda yapılan vahim hatalar Tunus devrimi örneğinde görüldüğü gibi 'tarih'in akışına karşı duran hatalı tutumlar alınmasına neden oluyor. Zaten Fransa ve diplomasisi ancak cumhuriyet idealine, adalet için mücadele ve uluslararası hukukun uygulanması için mücadeleye bağlı kalırsa uluslararası sahnedeki yerini koruyabilir. Bazen Fransa'nın artık sesini duyurmaya muktedir olamadığı çünkü artık ikinci ligde bir güç olduğu söyleniyor. Bu tezle fikir birliği içinde değiliz. Fransa'nın 2003 Bush yönetiminin Irak'a karşı yürüttüğü siyasi ve diplomatik mücadeleyi anımsayalım. Fransa, o zaman Amerikan tek yanlılığına boyun eğmemesi nedeniyle saygı ve hayranlık uyandırıyordu. Fransa, uluslararası hukuka saygının hakim olması mücadelesinde önemli bir etken olmuştu. Ne yazık ki bugünkü durum bundan çok farklıdır. Halen görev başında bulunan hükümetin siyasi yanılgıları yüzünden bu prestijimizi yitirdik.

Artık harekete geçmenin vaktidir. Fransa siyasi durumların gelişimini ideolojik körlükle değil, olguların gerçekliğinden hareketle analiz etmek zorundadır. Ancak bu koşulla uluslar içinde eski yerini bulup çok kutuplu ve çok taraflı bir dünyanın inşasına katkı sunabilir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim