1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Fitre Bayramı... İçerde/Dışarda...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Fitre Bayramı... İçerde/Dışarda...

A+A-

İşte bir Ramazan sonrasında daha “Fitre Bayramı”na kavuştuk.

Uzun çöl sıcaklarının içinden geçerek, susuzluğu ve yorgunluğu tadarak, hayata ibretle bakarak, bir yıl daha büyüdük...
Bizim Ramazan Bayramı olarak adlandırdığımız mübarek günler, “iyd el fitr” olarak geçiyor dünyada... “Fıtra Bayramı”... Mübarek olsun...
Fıtra; fıtrat demek, yaradılış, hilkat demek. Aslında yaradılışı anlamaya, hilkati idrak etmeye dair büyük bir tefekkür imkanıdır Ramazan. Oruç, ibadet olarak dünyanın zorluklarla dolu yüzüne değebilme imkanı tanıyor hepimize. Açlığın, susuzluğun, yorgunluğun, sabrın, en zoru da belki suskunluğun içinden geçiyorsunuz...
Yoksunluklara dokunma, hatta sadece dokunma da değil, yoksunluğu bizzat yaşama, tecrübe etme imkanı veriyor Ramazan...
Başta Pakistan’daki sel felaketi olmak üzere, hemen yanı başımızda olmasına rağmen bir türlü içine giremediğimiz, uzak kaldığımız nice dramatik insan manzaralarının arasında, bayram hakkında konuşmak elbette zor...
Serdar Bülent Yılmaz’ın Haksöz’de kaleme aldığı “Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri” yazısı, Fıtra Bayramı’nın içinde ve dışında olmak konusunu düşündürttü bana... Diyarbakır Silvan İlçesinde işsiz baba Hacı Oruç (ismin güzelliğine ve ağırlığına bakar mısınız) intihar etti geçtiğimiz günlerde... Eşinin aktardığına göre, yine tüm gün iş arayıp eli boş olarak eve dönmüş Hacı Oruç. Eşi, yemek yapacak bir şey yok evde demiş, günlerdir aç imişler çoluk çocuk... Aç açına bekliyorduk diyor eşi... Sonra işsiz baba, çocuklarına sarılmış ve hıçkıra hıçkıra ağladıktan kelli, arka odaya geçmiş. Ses gelmeyince, kapıyı açmışlar ki ne görsünler, baba Hacı Oruç, tavandan sarkıttığı ipin ucunda cansız bedeniyle bir soru işareti gibi bakmakta yeryüzüne... Kederle ağlayan eşinin resmine baktım. Beyaz bir tülbentin sıkı sıkıya örttüğü zayıf bir sima, Hz.Meryem’in susma orucundaki gibi ağzını bağlamış, ama gözler, gözler kan ağlıyor, o gözlere kim baksa, başı döner de içine düşer... Kucakta zayıf bir bebek, kocaman bir kafa, iri iri gözleri çıkmış resimden dışarı bakıyor, diğer yarısı yüzünün, kadraja belli ki sığamamış, böyle yarım bir bebek yüzü, böyle yarım kalmış bir çocuk, babası kendini asmış, karnı aç, ateşi yüksek ve Ramazan Bayramı... Ve Fıtra Bayramı ve elbette yaradılış...
Hacı Oruç, Afrika’da yaşamıyordu.
Hacı Oruç, Pakistan’ın sel altında kalmış Pencap Ovası’ndan da değil...
Yakınımızdan. Daha yakınımızdan.
İçimizden.
İçerden.
İçerisi neresi?
Ya Dışarısı?
Merhamet, dışarlıklı bir gösteri değildir bizim geleneğimizde, merhamet içerdedir, göz gibi dışarı bakmaz, kolaçan etmez, o içe doğuştur, içten çıkar, içte yaşar... Acımaksa, kuşkusuz bir mesafedir. Acıyan kişi, acıya en fazla konuktur, bakar, görür, üzülür ve kalkıp gider. Acımak dışarıdadır...
“Merhamet” ve “Acımak” arasındaki bu bariz farkı, Ramazan’da daha iyi seçebiliyoruz, tecrübe edebiliyoruz nefslerimizde.
Biz açlığı, susuzluğu, yorgunluğu, yoksunluğu, dışarıdan seyretmiyoruz, içinden geçiyoruz, içinde yaşıyoruz.
Yaradılışımız hakkında ince sırlarla dolu Ramazan... İnsanlığımızı görüyoruz. Güçsüzlüğümüzü, yokluğu, garipliği teneffüs etme, ibret alma imkanı Ramazan...
Hacı Oruç’un ve ailesinin açlıkla imtihanı, dışarıdan bir mesel, dışarıdan bir haber/öykü değildir. Acımakla geçiştirilemez bir davadır bu intihar... Bu, bizim içimizin işlediği, kıydığı bir suçtur. İçimize kör, içimize sağır, içimize duyarsızlığımızdır... İçimizdeki çölümüzdür, komşusu açken tok yatanlardan olmak ki; Sevgili Efendimiz’in (sav) uzağına düşmektir bu suçun müeyyidesi... “Bizden değildir” demiş...
Fıtra Bayramı’nda, kendi yaradılışımızı, insanlığımızı, hiç kendimizden uzaklaştırmadan, yoksulluğun ve yoksunluğun dışına kaçmadan... İçinden... İçerden yaşamak için... Kalbimizi açmak zorundayız...
Allahım kalbimizi aç, kulaklarımızı aç, gözlerimizi aç, bizi bize yakın kıl, bizi bizden uzaklaştırma bu Bayram Günü’nde... Ne olur...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT