Firavunların Sonbaharı

30.01.2011 00:41

KENAN ALPAY

Tunus’ta başlayan olaylar adeta bir siyasi tsunami etkisi yaparak Mısır ve Yemen’de de etkili olmaya başladı. Müslüman halka karşı ABD ve İsrail adına konuşlandırılmış işbirlikçi Arap rejimleri son yıllarda hiç bu kadar büyük ve yakın bir korkuyla sarsılmamıştı.

Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün, Yemen gibi halkı Müslüman pek çok ülkenin siyasal sistemi diktatörlük, ekonomisi yolsuzluk ve diplomasisi ise ABD ve İsrail işbirlikçiliği olarak öne çıkıyor. ABD’nin İsrail’in istikrarı ve İslami hareketin ezilmesi şeklinde özetlenebilecek “istikrar” tutkusu elbette ki bu çürümüş rejimlerin en önemli dayanağı idi. Her birinin “iç ordu” şeklinde örgütledikleri silahlı kuvvetleri ile düşman konseptinin içe/halka karşı konumlandırıldığı tipik işbirlikçi karakter bölge halklarının bir türlü kurtulamadığı kanlı kâbusların birincil sebebidir.

Tunus’ta kısa bir süre içerisinde hızla büyüyen öfkeyi harekete geçiren olaylar ve örgütler hakkında bazı bilgilere sahibiz fakat son sürecin belirleyicilerini tam olarak bilemiyoruz. İşsizlik, fakirlik, yolsuzluk gibi olguların kaynağı olarak görülen işbirlikçi ve despotik rejimler geniş kitleler nezdinde protesto ediliyor ve alaşağı edilmek isteniyor. Tunus halkı, Zeynelabidin bin Ali isimli Firavun’dan kurtulduysa da henüz eski rejimle ve artıklarıyla ciddi bir hesaplaşmaya girebilmiş değil. Tunus’ta halkın eski rejim ve despotlarıyla hesaplaşma süreci devam ediyor.

Mısır’daki Hüsnü Mübarek rejimine karşı ülkenin bütün şehirlerinde bir kaç gündür sokaklara dökülen yüz binlerce insan asker ve polisle çatışarak, iktidar partisine ait binalar başta olmak üzere birçok kamu binasını ve aracını ateşe vererek ne kadar derin bir öfke patlaması yaşadıklarını ortaya koyuyor. Mısır şüphesiz ki ABD ve İsrail kadar AB açısından da Ortadoğu’nun “kilit taşı” mesabesinde. Şüphesiz bu ülkede yaşanması muhtemel gelişmeler Hüsnü Mübarek kadar Obama, Netenyahu, Merkel, Sarkozy vb gibi bazı isimleri de üzecek ve derinden sarsacaktır.

Ortadoğu’nun kalbi ve Siyonist İsrail’in Filistin işgalini sürdürmedeki en yakın müttefiki, hatta dayanağı Mısır’daki Mübarek rejiminin tehlikeye girmesi karşısında ABD ve AB yetkililerinin açıklama ardına açıklama yapmaları kurdukları istikrarın/tuzağın başlarına geçeceğini görüp korkuya kapılmalarından başkaca bir anlama gelmiyor.

Tunus’tan sonra Yemen ve Mısır’da da rejim karşıtı kitlesel eylemlerin vuku bulması belli belirsiz bazı şüphelerin dillendirilmesine sebep oldu. Acaba bu kitlesel hareketler şu anda tespit edemediğimiz “dış dinamikler” tarafından yönetiliyor veya yönlendiriliyor olabilir mi? Bu elbette haklı bir kaygı ve şüphe. Çünkü “eskimiş/demode rejimler”in yerine bazı aktörleri değiştirilmiş ve bir kaç reform ile ikame edilecek “yeni/demokratik rejimler” ile küresel merkezler sömürü mekanizmalarını devam ettirmek üzere planlar yapmış olabilirler.

Sömürgecilerin, diktatörlerin geniş toplum kesimleri tarafından sıkıştırıldıklarında sıkça başvurdukları bir taktiktir bu tür rötuşlamalar. Ancak Tunus ve Mısır’la ilgili gelişmeler üzerinden bu türden kaygılara (en azından şimdilik) mantıksal düzeyde itiraz ve çekinceler koymak dışında şüphe hatta korku ile yaklaşmak kanaatimizce pek sağlıklı bir tutum olmaz.

Daha dün denebilecek kadar yakın bir zamanda Obama, Hüsnü Mübarek’in misafiri olarak Ortadoğu’ya nasıl bir yön vereceklerine dair Mısır’dan bütün dünyaya nutuklar çekiyordu. Gazze’deki Filistin İslami direnişini boğmak üzere Netanyahu başta olmak üzere bütün Siyonist şefler Kahire-Mısır-Washington arasında mekik dokuyorlardı.

Tunus’ta, Mısır’da ve takip edecek diğer ülkelerde sokaklara dökülen on binlerce, yüz binlerce insan sadece işsizliğe değil aynı zamanda işbirlikçiliğe, sadece yoksulluğa değil aynı zamanda yolsuzluğa itiraz ediyorlar. Bugün çanlar adaleti, şerefi ayaklar altına alan Batı’nın uşağı, tetikçisi despotik rejimler için çalıyor. Hâkim oldukları ülkelerin ufkunu karartan, bütün insani değerleri çürüten çağdaş Firavunların sonbaharıdır şahit olduklarımız.

Küresel merkezlerin/aktörlerin çok güçlü olduğu, istedikleri gibi zulmedebilecekleri yönünde yapılan hesap ve propagandaların geçerliliği sorgulanıyor ve güçlü itirazlar yükseltiliyor.

Şimdi ülkeler ve halklar adına “küresel aktörler” değil “küresel intifada” konuşuyor. Düne kadar Filistin’le özdeş sayılan İntifada bugün Tunus ve Mısır’da Müslümanların geleceğini aydınlatıyor. Yarınlarda ise bütün bir ümmetin ve insanlığın yüzünü güldürecek inşa-Allah!

* Bu makale ayrıca 30 Ocak 2011 tarihli Yeni Akit gazetesinde de yayınlanmıştır.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim