1. YAZARLAR

  2. Robert Fisk

  3. Filistin’e gelince ABD dilini yutuyor
Robert Fisk

Robert Fisk

Yazarın Tüm Yazıları >

Filistin’e gelince ABD dilini yutuyor

A+A-

Başkan yardımcısı adayları Biden’la Palin’in ilk münazarasının dış politika kısmında, Ortadoğu depreminin merkez üssünü oluşturan Filistinlilerin adı geçmedi. Adaylar Filistinlilerin varlığından tavşanlar gibi kaçıp saklanırken, Biden Pakistan hakkında da atıp tuttu.

Filistinliler başkan yardımcısı adaylarının tartıştığı perşembe gecesi ABD’de buharlaşıverdi. Hem Joe Biden hem de Sarah Palin o zehirli kelimeyi kullanmaktan kaçınmayı becerdi. Tartışmada ‘Filistin’ veya ‘Filistinliler’in (en kanserli, tehlikeli mefhum) esamisi bile okunmadı. ‘İsrail işgali’ ifadesi merhametli biçimde kullanılmadan bırakıldı. Ne ‘Yahudi sömürgesi’ ne de ‘Yahudi yerleşimi’ (hatta Amerikan gazeteciliğinin şu ödlekçe deyişiyle, ‘Yahudi semti’ bile) tartışmanın kapısından içeri girebildi.

ABD başkan yardımcılığının bu iki cesur adayı, ‘savunma’ meselesine gelince acarlıklarını kanıtlamaya hevesliydi, fakat Ortadoğu depreminin merkez üssünden, yani Filistinlilerin varlığından tavşanlar gibi saklandılar. Elbette ‘iki devletli çözüme’ dair laflar edildi, fakat bölgeyi bilmeyen insanlara hiçbir şey ifade etmiyordu.

Müslüman korkusu zorlama

Biden tartışmada George Bush’la şöyle alay etmekten bile geri durmadı: Onun baskısıyla yapılan ‘seçimler’ (ki bu noktada ‘Filistin’ sıfatı yine pas geçildi) Hamas’ın zaferini getirmişti. Fakat Hamas olmayan bir ülkede yaşıyor gibiydi; ABD politikacılarının zihninde Akdeniz’den Pakistan’a uzanan, bütün çölleri adım adım kuşatan bir ıssızlıktı orası. “Pakistan’ın nükleer füzeleri İsrail’i vurabilecek durumda” diye gürlüyordu Biden. Neden söz ediyordu? Pakistan İsrail’i tehdit falan etmemişti. Bizim safımızda olduğu sanılıyordu. Görünen o ki her iki başkan yardımcısı adayı da ‘terörle savaştaki’ müttefikimizin artık şer mihverinin bir müttefikine dönüşmekte olduğunu düşünüyordu.

Gerçekten de geçen haftanın en komik haberlerinden biri, Barack Obama’nın eğitimine dair yeni araştırma yani, Associated Press’ten geldi. AP, müstakbel başkanın Müslüman bir okula gittiğini, fakat İslami ‘ibadette’ bulunmadığını bildiriyordu. Kendi kendime bunun ne anlama geldiğini sordum. Sözgelimi AP, McCain’in bir Hıristiyan okuluna gittiği, fakat Hıristiyan ‘ibadetinde’ bulunmadığına dair bir haber yapar mıydı? Derken meseleyi çaktım. Obama İslam’dan içmişti, fakat içine çekmemişti.

Bu hafta Seattle’dan Houston’a, Washington’dan New York’a ABD’yi dolaşırken, Beyaz Saray’ın Amerika’ya zerk ettiği terörün sonuçlarına tosladım durdum. Bir öğle yemeğinde iyi eğitimli, üst sınıf mensubu bir bayan bana dönüp İslam’ın ‘Amerika’yı ele geçirmek istemesinden’ dolayı duyduğu korkuyu ifade etti. Ben bunun biraz zorlama bir korku olduğunu belirttiğimde, beni ‘Müslümanların Fransa’yı çoktan ele geçirmiş olduğu’ konusunda bilgilendirdi.

İnsan buna nasıl cevap verir? Bu biraz, aklı başında ve mantıklı bir insandan Marslıların az önce Tennessee’ye indiğini öğrenmeye benziyor. Bu yüzden ‘11 Eylül’ü Bush’un yaptığını kabul et’ ekolüne mensup yaygaracılarla karşılaştığımda kullandığım Fisk hilesine başvurdum. Saatime baktım, şoke uğramış bir ifade takındım ve bağırdım: “Gitmem lazım!” Fakat perşembe akşamı bize Pakistan’ın Afganistan sınırı boyunca (elbette Sir Mortimer Durand’ın çizdiği ve Peştunların hemen hepsinin hayali addettiği şu eski sınıra atıfta bulunuyordu) “7 bin medrese yapıldığını... ve Bin Ladin’in yaşadığı yerin orası olduğunu ve gerçekten istihbarat sahibiysek onun peşine düşeceğimizi” söyleyen bir Biden vardı. 7 bin mi? Bu sayı nereden çıktı yahu? Evet, Pakistan’da binlerce din okulu var - fakat hepsi sınıra yığılmış falan değil. Bir diğer efsane uydurma çabası çerçevesinde Obama’nın adamı bize ‘Hizbullah’ı Lübnan’dan kovduğumuzu’ söyledi - tepeden tırnağa yalan.

Ve elbette, İsrail (bütün Amerikalı adayların sürekli telaffuz etmek zorunda olduğu bir kelime) bütün Ortadoğu’nun mihenk taşı haline geldi. ‘Barış için çabalayan bir ülkeydi’ bu... ‘Ortadoğu’daki en güçlü ve iyi müttefikimiz’ idi... ‘Bu ülkenin dostu olmak konusunda Senato’daki kimse Biden’le boy ölçüşemezdi’.

Derken Palin girdi meseleye: Amerika İran’la konuşursa İsrail ‘tehlikeye düşerdi’. “İkinci bir Holokost olmayacağı konusunda onları temin etmek zorundayız” diyordu Palin. Böylece Hitler’in cesedi bir kez mezarından çıkarıldı - tıpkı geçen hafta McCain’in Eisenhower’ın Normandiya çıkarmasından önceki sorumluluk duygusuna dair saçmaladığı konuşmasında 2. Dünya Savaşı’nın ruhunu dirilttiği gibi. İsrail’in 264 nükleer savaş başlığıyla kendisini gayet iyi savunabileceğinden söz eden olmadı elbette, zira İsrail’in gerçek gücünü kabul etmek, savunması için Amerika’ya bel bağlayan küçük ve aciz bir ülke imajını zedeliyor. İsraillilerin güvenliğe hakkı var. Peki Filistinlilerin güvenliği için verilen sözler neredeydi? Veya Amerikalıların işgal altındaki başka bütün halklara derhal sunacağı sempati nerede? Söylemek bile fazla, yerinde yeller esiyor. Zira kendimizi Pakistan’daki dünya şeytanına karşı yeni mücadeleye hazırlamak zorundayız.

Savaş devam ediyor...

Biden İslamabad’da ‘istikrarlı’ bir hükümet talep etti ciddi ciddi; ABD’nin daha birkaç gün önce Pakistan sınırlarını geçip Taliban’ın kullandığı iddia edilen bir evi vurduğu düşünülürse biraz ikiyüzlüce kaçtı bu talep. General David Petraeus’un bu hafta New York Times’a dediği gibi: “Afganistan’da ters yönde bir gidişat söz konusu... Taliban kontrolündeki bölgeleri geri alma mücadelesi çok zorlu olacak.”

Abes bir durum bu. Obama ve Biden Irak defterini kapatıp Afganistan’ı yeniden fethetmek istiyor. ‘Palin Klişeler Koleji’ bunu ‘Irak’ta teslim bayrağını çekmek’ diye nitelerken, İran tehlikesine karşı uyarılarını sürdürdü; bu arada İran’ın çılgın cumhurbaşkanının adı (Ahmedinecad) geçen haftaki sözde tartışmada McCain’i üç kez şapa oturttu.

Fakat aynı eski hikâye işte. Bu son iki haftada ABD’de tüm öğrendiğimiz, Joan Littlewood’un ‘Oh! What a Lovely War’ından alıntılarsak, şu: Savaş devam ediyor. (4 Ekim 2008)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT