1. YAZARLAR

  2. Mete Çubukçu

  3. Filistin'de utanç kayıtları
Mete Çubukçu

Mete Çubukçu

Yazarın Tüm Yazıları >

Filistin'de utanç kayıtları

A+A-

Mahmut Abbas'ın sekreteri Tayip Abdülrahim bizzat adres vererek Gazze'deki Hamas lideri Haniye'nin evinin bulunduğu Şati mülteci kampına girilmesinin uygun olduğunu söylemiş.

İsrail’in aleyhine olan uluslararası raporları kaale almaması, Birleşmiş Milletler kararlarına uymaması adalet duygusunu zedelerken, dünyanın bunu seyretmesi artık vakay-i adiyeden sayılıyor. Bu kez de aynısı oldu. İsrail’in Gazze saldırısı ile ilgili olarak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından hazırlanan çok önemli bir rapor, Goldstone Raporu da, aynı akıbete uğradı. Rapor hem içerik hem de hazırlayanın kimliği açısından son yılların en önemli raporu. Rapora göre İsrail ve Hamas, 2008 Aralık ayında başlayan saldırıda savaş suçu işledi. Ama İsrail ile Hamas arasındaki güç dengesizliği nedeniyle, İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alması, fosfor bombası kullanması, askerlerin itirafları gözönüne alınarak insanlığa karşı suç işlemiş olabileceği belirtildi ve durumun araştırılması istendi.

İsrail’i ayağa kaldıran, hükümeti harekete geçiren ilk gerekçe buydu. Ama asıl ikincisi yani raporu hazırlayan komisyonun başkanının kimliği İsrail’i çileden çıkarttı. Peki, kimdi bu komisyonun başkanı? Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski başkanı, Lahey’deki eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı, Ruanda’daki katliamları araştıran komisyonun üyesi Richard Goldstone. Goldstone isim olarak pek bir fark yaratmıyor. Farkı, İsrail ve Siyonizm’e bağlı bir Yahudi olması. Lakin, Goldstone için hukuk adamı olmak ve gerçeklerin ortaya çıkması için adaletin terazisini adil bir şekilde kullanmak “anavatanı”na bağlılıktan önce geliyor. İşte, raporun İsrail’i suçlaması kadar hazırlayan ismin Yahudi olmasına bozuldu Netanyahu hükümeti. İsrail, raporun teröristleri savunduğu iddiasında. Ancak Goldstone’un sicili ve imza attığı işlere bakıldığında İsrail’in bu tezi çok destek bulacak gibi görünmüyor. Raporun yanlı olduğu tezini işleyen İsrail, BM’de görüşülmesini engellemek için elinden geleni de yaptı. Zaten bu girişiminden dolayı bu kez sadece İsrail’i eleştirmek yetmiyor. Çünkü İsrail bildik ezberini devam ettiriyor; yani o cephede yeni bir şey yok. 

İhanet belgesi

Rapor Birleşmiş Milletler’de görüşülerek, İsrail ve Hamas’ın iddiaları araştırmaları için birer komisyon kurulması oylanacaktı. Ama inanılmaz bir şey oldu ve Filistin yönetimi Goldstone raporunun, görüşülmesine gerek olmadığını söyleyerek rafa kaldırdı. 2010 yılının Mart ayına öteledi. Yani Filistin Yönetimi ve Mahmud Abbas, Filistin tarihine kara bir leke olarak geçecek skandala imza attı. Filistin halkının lehine olan, uluslararası desteğe sahip, dünyanın farklı ülkelerinden onlarca insan hakları kuruluşu tarafından ciddiye alınan bu raporun BM’de görüşülmesini Filistin Yönetimi engelledi. Peki şaşkınlık yaratan bu kararın gerekçesi neydi? Gerekçe kelimenin tam anlamıyla utanç verici.

İsrail, raporun görüşülmemesi için Gazze saldırısı sırasında Abbas, dönemin Dışişleri Bakanı Livni ve Savunma Bakanı Barak arasındaki teyp kayıtlarını masaya koydu. Kayıtlarda Abbas, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ı Gazze operasyonunun sürmesi için iknaya çalışmış. Yanlış okumadınız: Filistinli lider Hamas’ı altetmek gerekçesiyle İsrail’i saldırıya teşvik etmiş. Hatta bununla kalmayıp hedef bile gösterilmiş. Abbas’ın sekreteri Tayip Abdülrahim bizzat adres vererek Gazze’deki Cebeliye ve Hamas lideri İsmail Haniye’nin evinin bulunduğu Şati mülteci kampına girilmesi için durumun uygun olduğunu söylemiş. İsrailli Albay “Çok sayıda sivil can kaybı olur” deyince Abdülrahim, “Hamas’a oy vererek kendi kaderlerini kendileri çizdiler, biz değil” yanıtını vermiş. Yani durum bu kadar açık, bu kadar can acıtıcı.

“Kronik bir itaatkâr”

Mahmud Abbas nam-ı diğer Ebu Mazen, Hrant Dink Ödülü sahibi Haaretz gazetesi muhabiri Amira Hass’ın deyimiyle kronik itaatkârlığını sürdürdü. Filistin’de yapılan yorumlar durumun skandal kelimesiyle bile açıklanamayacak kadar aşağılayıcı olduğu yönünde. Zaten, Filistin yönetiminin altındaki zeminin neden kaydığı, Hamas’ın tüm handikap ve yanlış politikasına rağmen gücünü nasıl koruduğunun ipuçları da Mahmud Abbas’ın politikalarında mevcut. İsrail’e Karşı Boykot ve Yaptırım Kampanyası kurucularından Omar Barghuti, Başkan Mahmud Abbas’ın anayasal olarak Filistin halkını temsil etmediğini, bu hakkın sadece FKÖ’ye ait olduğunu söylüyor, ki bu doğru. Çünkü başkanlığı 2009 başında sona eren Abbas fiili bir durum yarattı. Bu yüzden BM’de Filistin’i temsil edemez ve karar alamaz. Aldığı kararı da halkına anlatamaz.

Filistin yönetimi raporu rafa kaldırdıktan sonra Gazze ve Batı Şeria’da binlerce kişi ayağa kalkarak kararın kabul edilemeyeceğini haykırdı. Hamas’ın Gazze’deki seçilmiş başbakanı İsmail Haniye, Hamas-El Fetih arasında tam bir uzlaşma metni imzalanacağı sırada Abbas’ın suç işlediğini söyleyerek “Hamas ve Fetih böyle bir durumda nasıl yan yana oturup imza atabilir” dedi. Hamas bir yana, Batı Şeria’da El Fetih yanlıları bile karar karşısında ne diyeceklerini bilemez durumda. Mesela bir gösterici “Filistinlilerin arkadan vurulduğunu” söylüyordu.

Aslında bu olanlar, Filistin liderinin ilk vukuatı değil. Tek derdi barış süreci denilen içi boş bir kavramın peşinde koşmak, her türlü ayak oyunuyla Hamas’ı devirmek olan Mahmud Abbas yine benzer bir bahanenin arkasına sığındı: Bu raporu onaylatmak İsrail ile süren barış sürecini sekteye uğratır bahanesinin. Oysa ortada ne barış ne süreç olduğunu kendisi de biliyor. Yaser Arafat kuşağının yani eski kuşağın son temsilcisi olan Abbas, mücadele ile uzaktan yakından ilgisi olmayan biri. Abbas, Arafat’ın sağlığında sadece diplomatik temaslar yürüten iyi bir görüşmeci; sokakla, barikatla, direniş tarihiyle, dolayısıyla hareketin ruhu ile ilgisi olmayan bir isim. Amerikalıların ve İsraillilerin sevdikleri bir lider. Filistin topraklarında böyle bir sevginin anlamını herkes bilir. Bu sevginin bedeli kimi zaman bu tür raporları rafa kaldırmak, kimi zaman Gazze saldırısı sırasında Hamas’ı zayıflatmak uğruna İsrail’i saldırıya teşvik etmek şeklinde ortaya çıkar.

Ama durum hiçbir açıklama, hiçbir gerekçe kaldırmayacak kadar açık. Hele bildik Amerikan ve İsrail baskısı iddiası ile açıklanacak kadar basit değil. Belli ki rapor dışarıdan biri olarak Prof. Richard Falk’u heyecanlandırdığı kadar etkilememiş onu: “Rapor tüm eksikliklerine rağmen, Filistinlilerin adalet mücadelesine tarihi bir katkı, işgal altında kurban haline gelmelerinin belgelenmesinde çok önemli bir doküman olma niteliği taşıyor.”

Arap ülkelerinin de bu kararı sessizlikle karşılaması Abbas’ın tavrı kadar manidar. Ürdün’de yayınlanan El Düstur gazetesi “Tarih barışı kaçırmamak bahanesiyle işgalcilerle işbirliği yapanları hatırlamaz” diye yazdı. Goldstone gibi cesur isimler yanında böylesi bir skandala imza atan Mahmud Abbas gibi yöneticileri hiç hatırlamaz.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT