1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kurucan

  3. Fıkıh, fakih ve modernist
Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan

Yazarın Tüm Yazıları >

Fıkıh, fakih ve modernist

A+A-

Yaşantısı ve ortaya koyduğu eserlere bakınca usul ve furuda bir mezhebe bağlılığı inkâr edilemeyecek sahasında uzman bazı ehli ilme, bazıları modernist diyorlar.

'Demeye devam ediyorlar' demem sanırım daha doğru olurdu. Onların bir an için olsun haklı olduklarını varsayarak diyelim; bu modernistler karşısında kendilerine verdikleri isim veya sıfat nedir bilmiyorum ama merak da etmiyorum değil. Yazının sonunda belki bir çıkarımda bulunabiliriz.

Her şeyden önce bu türlü suçlamalar bugünün problemi değil. Dünün de problemiydi, yarının da olacak. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Kanuni döneminin Şeyhu'l İslam'ı Ebu's Suud Efendi, Muhammed Birgivi'ye göre modernistti. Çünkü Ebu's Suud, para ve menkul vakıfların vakfına, örf ve âdetin değişmesini gerekçe göstererek cevaz vermişti; halbuki bu Birgivi'ye göre kat'i surette şeriata aykırı ve haramdı. Mecelle'nin mimarı Ahmet Cevdet Paşa çoklarına göre modernistti. Çünkü o, Mecelle'de Hanefi mezhebinin müfta bih olmayan görüşlerine de yer vermişti. Günümüzde de benzer örneklerini gösterebiliriz. Ama ben daha fazla hadise, hüküm ve şahıs ismi vererek çerçeveyi genişletmek istemiyorum. Zira önemli olan meselenin mahiyetinin anlaşılmasıdır. Bu ise onları böyle suçlamalar kulvarına koyan sebepleri bilmekle mümkün olur. Kısa kısa birkaç sebepten bahsetmek istiyorum.

Bir; dinî hassasiyetleri. Hassasiyet düşüncesini takdir etmekle beraber ne yazık ki bu hassasiyet dinin künhüne vakıf olmaktan dolayı değil, tam aksine vakıf olmamaktan kaynaklanıyor. Hocaefendi'nin ifadesiyle "kültür Müslüman'ı" tabirinin çizdiği çerçevenin içine tam manasıyla oturan bu kişiler, ne fıkhın ne de başka İslami ilimlerin mana ve muhtevasından, işleyiş şeklinden haberdarlar. İhtisas yapmayı bırakın, ihtisas çalışmalarından hayatları boyunca üç tane kitap okumamış kişilerin bu tür suçlamaları hakikat nezdinde hiçbir mana ifade etmez.

İki; süregiden hayatın içinde şu ya da bu gerekçe ile yapılan içtihadların kabulü uzun zaman almış. Dini tahrip gibi algılanmış bunlar. Bu da tabanda bir refleksin oluşmasını netice vermiş. Dolayısıyla mevcuda muhalif hemen her hükümde, söz konusu refleks devreye girmiş ve ne işin tabiatı akla getirilmiş ne de hükmün mahiyet ve delillerine inilmiş. Halbuki işin tabiatı, olması gerekenin bu olduğunu söyler bize. Hükmün mahiyet ve delili de, herkesin değil ama sözü söyleyen insanlar ölçüsünde ilmî ehliyeti olan kişilerin çalışmasını gerektirir. Bilemiyorum bu noktada tembellik ve kolaycılığa kaçma ayrı bir sebep midir? Çünkü ehli ilim diyebileceğimiz kişilerin de bu kervana zaman zaman katılmasının başkaca izahı olmasa gerektir.

Üç; Batılıların şark dünyası ile alakalı akademik çalışmalar yaptığı dönemlerde genel kabule muhalif diyebileceğimiz görüşler, genelde bu insanların kalemlerinden çıkmış. Şarkiyatçı/oryantalist adını verdiğimiz insanların ürünleri haliyle ve haklı olarak İslam dünyasında şüphe ile karşılanmış. Bunlara cevaplar üretme adına yapılan hummalı faaliyetler bir yana, halkın da, ehli ilmin de böylelerine verdikleri isim modernist olmuş. Dolayısıyla içimizden de ister Batı düşüncesinden etkilenerek isterse etkilenmeksizin sanki ağız birliği yapmışcasına aynı şeyleri söyleyenlere de modernist denilmiş ve hâlâ deniliyor. Halbuki bu iki kesim arasında bazı meselelerde ulaşılan sonuçlar aynı olsa bile dağlar kadar fark var. En basitinden biri İslam dinini tahrip gayesi ile bunu yaparken, diğeri söz söylediği alandaki mevcudun yetersizliğinden dolayı yapıyor. İslam'ı tahrip değil, aksine onun hayata hayat olması için o ilmî cehd ve gayreti gösteriyor. Haftaya bitirelim. a.kurucan@zaman.com.tr

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT