1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Fıkhın Değişenleri ve Değişmeyenleri
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Fıkhın Değişenleri ve Değişmeyenleri

A+A-

ıh sürekli değişen hayatı vahye göre ya da hiç değişmeyene göre anlama demek olduğundan zaten değişkendir. 'Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişebileceği inkâr olunamaz'anlamındaki Mecelle maddesi bunu söyler. Değişmeyen naslardır. Zaten hiç kimse nasla sabitlenmeyen bir konuda her zaman aynı şeyi anlamaz. Bu sebeple de mutlak anlamda objektif bilgi olmaz. Belki resim bir ölçüde objektif olabilir. Obje ve objektif kelimeleri de zaten fotoğrafçılıkla ilgili kavramlardır. Fotoğrafın bir ölçüde objektif olması da sadece o an için öyledir.

Önemine binaen sık sık dile getirdiğimiz bir husus vardır: İslam'ın hükümleri iki çeşittir; biri hiçbir zaman ve mekân için değişmeyen/sabite hükümler, diğeri de zamana ve mekâna göre değişen hükümler. Akide ve ibaretler konusundaki hükümler birinciye misaldir. Din deyince anlaşılan da budur. Böyle hükümlere taabbudî hükümler denir. Yani bunların böyle olması salt bir iman ve ibadet meselesidir, bunlar aklın anlayabileceği ve çözebileceği meseleler değildir. Bir konuyu akıl anlamayınca orada içtihat ve görüş beyanı da olmaz. Çünkü içtihat akılla yürütülen bir eylemdir. Resulüllah zamanında cin diye bir şey var idiyse şimdi de vardır. O zaman öğle namazının farzı dört rekât idiyse şimdi de öyledir.

Böyle konularda özü itibariyle zamanla bir değişiklik olmaz. Böyle taabbudî konularda sonradan ortaya çıkacak her türlü değiştirme, ekleme ve çıkarma, dinin özüne akılla müdahale sayılır. Dolayısıyla bu ekleme ve çıkarmalara bid'at denir. Bid'at, Allah'ın dininde kulun rötuş yapmaya kalkışmasıdır. Bu sebeple Resulüllah (sa), “Her bid'at dalalettir ve her dalalet de cehenneme götürür. Kim bizim işimizde, yani dinin esasatında yeni bir şey ihdas ederse onun yaptığı reddedilir” buyurmuştur.

Dünyaya; mesela ticarete, devlet yönetimine, siyere yani uluslararası ilişkilere, tedaviye dair hükümler anlık yaşanan durumlara ilişkin hükümler olduğu için o durumlar değişince onları düzenleyen hükümler de değişir. Bu iki alana prensip hükümler, düzenleyici hükümler de denebilir.


Durum böyle olmakla beraber, akide için diyemesek bile ibadetlerle ilgili hükümlerin uygulanmasında ve detaylarında da zamanla değişmeler olabilir. Aslında ibadetlerin özü de hiç değişmez ama onu kuşatan şartlar değiştiği için ibadette bu değişen şartlara ilişkin yeni hükümler ortaya çıkabilir. Mesela iğne ya da astım spreyi, göz damlası, insülin orucu bozar mı bozmaz mı tartışmaları yeni ortaya çıkan durumlardır. Bu ibadetin değişmeyen özü şudur: Orucu bozan şey sadece yeme içme ve cinsel ilişkidir. Yeni bir durum ortaya çıkınca fakih ancak, mesela iğne yaptırmanın yeme içme cinsinden olup olmayacağını tartışır ve ulaştığı sonuca göre hükmünü verir.

Önceden yeni ayın başlangıcı hilali görerek tespit edilirken şimdilerde hesapla tespit edilmesi de böyledir. Keza kadının yanında mahremi yokken sefer müddeti yola tek başına çıkması da buna örnek verilebilir.

Böyle konularda meselenin püf noktası şurasıdır: Resulüllah (sa); “Kadın yanında bir mahremi yokken yolculuğa çıkmasın” buyururken bunu değişmeyen taabbudi bir hüküm olarak mı duyurdu, yoksa bunun akılla kavranabilen ve zamanla değişebilen bir sebebi/illeti var mıdır? Bu tespit edilebilirse hükmün değişip değişmeyeceği de tespit edilmiş olur. Nitekim fakihlerin kahir ekseriyeti, kadının tek başına uzun bir yola çıkamaması, onun kişiliğine ve kadınlığına gelebilecek muhtemel tehlikeler sebebiyle olduğunu söylemişlerdir. Eğer bu kanaate varırsa günümüzün fakihi şöyle diyebilir: Bugün bir kadının Almanya'dan uçağa binip Ankara'ya gelmesinde böyle bir tehlike yoktur, o halde bu yolculuğu caizdir.

Aynı şekilde Resulüllah “Yeni hilali gördüğünüzde oruca başlayın, tekrar gördüğünüzde orucu bitirin” buyururken fakih, yeni ayı tespit için hilali görme bizatihi maksud bir ibadet midir, yoksa sadece yeni ayın tespitinin bir aracı mıdır meselesini düşünür. Eğer bir tespit meselesi olduğu kanaatine varırsa bunu daha kesin yapabilen bir yöntemin, yani hesabın da yeni ayın başlangıcını belirleyebileceğine hükmeder. Bir başka fakih de aksini düşünebilir. Her biri diğerine saygı duyar ve doğru olanın, diğerinin söylediği olabileceğini de hesaba katar.

Bu ilmi arayış sürdükçe fıkıh da gelişir ve değişmeyen öze göre değişen detaylar sürekli anlaşılmaya çalışılır. Ama aklın ve içtihadın ürünü olan bilgiler hiçbir zaman kesinlik kazanıp sabite/değişmez hale gelmez. Buna rağmen içtihatlarla amel etmek kaçınılmazdır. 
Çünkü hayatta yapılanların çok azı zorunlu/kesin bilgiye dayanır.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum